Cookie #1

2 gun once dennis ‘in yazdigi cookie tadindaki, “shortie” isimli yazisinin ardindan klavyenin tozunu almanin zamani gelmisti. Yazmistim daha once bir anda ortadan kaybolmamizin sebeblerini… Blog anlaminda bedeli agir oldu tabi aradan gecen zamanin. Bir yerden tekrar baslaybilmek icin 1 aydir bekliyorum. Bekledikce baslayamadim. Iyiki dennis starti verdi. Bizim icin yola koyulmanin vaktidir artik…

Sona kadar bekletmeden basta soylemeliyim. Klavyedeki Turkce karakter sorunu maalesef devam edecek. Bundan kurtulmanin yollarini arasamda; bulup bulamayacagimdan emin degilim. Bazi tehlikeli kelimeler var onlardan kacinmak gerek, onun disinda birbirimizi anlariz diye umuyorum.

Blog tutmaya veya yazmaya Fransiz futboluyla baslamistim.Oylede devam etmekti niyetim. Ancak rota Ingiltere olunca, birde Fransa lig maclarini takip etmek zor olunca, uzaktan takip eder olduk. Yazmaya baslayamamamin en onemli sebebi bu. Cunku laptop basinda, internetten kacak yollarla mac izlemek surekli yapilabilecek bir is degil. Bir yerde kopuyor insan. Adam akilli maclari izleyemedigin bir lig hakkinda eskisi kadar yazmak da simdilik ertelenmis bir fikir :(

Ama Ingiliz futboluna yakin olmamak mumkun degil burada. Ingiliz kulturunde cok onemli bir yer tutuyor futbol. Biz futbolu falan sevmiyoruz, soyleyim…

Monaco”nun cikisi benim icin surpriz olmadi diyerek bir Gurkan Kubilay tavri sergileyebilirim :) Ama boyle degil tabi isin ardinda yatanlar. Nene’nin etkileyici performansinin yani sira, gozden kacirilmamasi gereken cok onemli bir transfer var Monaco saflarinda. Onun hakkinda gecen yil cok kez yazmistim. Benim icin Iniesta kasa bir oyuncu o. Mathieu Coutadeur, gecen yil Le Mans’ta etkileyici bir performans sergilemisti. Bunu en cok Monaco farketmis anlasilan. Cok iyi bir transfer yaptiklarini kisa bir sure icerisinde daha net gorebilecegimize inaniyorum.

Surprizin ne oldugunu tartismamiza bile gerek yok sanirsam. 1990’li yillarin sonlarinda Ibrahim Bakayoko’lu kadrosuyla Ligue 1’de firtinalar estiren Montpeiller’in donusu gercekten muhtesem oldu. Su an lig tablosunda 4. siradalar. Ama biz ne Hull’lar, ne Hoffenheim’lar gorduk demekten kendimi alamiyorum…

Marsilya ise gecen yili aratan bir performans sergiliyor. Marsilya kadrosu biraz rastgele kurulmus takim kadrosuna benziyor. Oyle degil tabi ama Deschamps’in transferdeki bircok tercihi dusundurucu?

Ingiltere futboluna ucundan deginerek, yaziyi bitirelim. Bildiginiz uzere Sunderland‘te yasiyorum. Hergun Stadium of Light‘in yakinindan yuruyerek okula gidiyorum. Benim ne hissettigimi, bu yaziyi okuyan herken en azindan benim kadar futbolu sevdiginden anlayacaktir.

Ingiltere’de ruya gibi 3 gun gecirdim 2 ay once. 3 gun, 3 farkli sehir, 3 farkli mac. En erken zamanda yazacagim izlenimlerimi fotograflarla…

Sunderland macina gitmek henuz nasip olmadi. Fiyatlar ogrenci butcesini maalesef asiyor. Ama nasil olsa buralardayiz. Arsenal de geliyor zaten bu ay icinde… Gitmek gerek…

Devam edecegim…

Reklamlar

Tarihi Nasıl Kaçırdık ? : Adana Demir – Livorno

Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno’yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950’lerin, 1960’ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA’nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor’un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu’dan Futbol’un yazarı Hüseyin’in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce.

 Öncelikle DHA ve NTV’nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV’nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten’in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De’yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek.

Şimdi Livorno’nun Türkiye’ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım.

O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca “bizce” diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye’nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa’nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A’dan bir takımı Türkiye’ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular’ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular’ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar’ı, Anadolu’da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir’den Yalı’nın, İstanbul’dan Çarşı’nın, Ankara’dan Alkaralar’ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç.

Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV’ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay’ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası “bakarız” deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV’nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV’nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca.

TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT’den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor ?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3’ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz.

Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya’da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla…

TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.

NOT : Bu yazı ile ilgili eleştirilerinizi ve itirazlarını violafranchi@gmail.com veya tanjuern@hotmail.com adresine iletmenizi rica ediyoruz. Destek olan ve şu an bu yazıyı okuduğunuz tüm blog sahiplerini destek olmalarına rağmen olası bir tatsız duruma karşı korumak için sorumluluğu fikrin oluşmasını sağlayan bu iki arkadaşımız üstleniyor.

NOT 2 : Yazı konusunda Blog İdman Yurdu ve Futbloglar gibi blogları toplayan oluşumların herhangi bir desteği yoktur. Tamamen kişisel olarak haberleşilerek böyle bir tepki düşünülmüştür.

 NOT 3 : Yazı içerisinde de defalarca belirtildiği gibi amaç asla siyasi değildir, herkesin tek tepkisi bu tarihi ve eğlenceli maçı canlı canlı tüm detaylarıyla izleyememiş olmaktır.

Bienvenida diegopelusa!

Transferin son gununde bizde bir transfer yaparak kapanisi yapiyoruz. Blog kadrosuna bir sure once  katilan “justnbg” nin ardindan, bugunden itibaren “diegopelusa” da yazar kadrosuna dahil oluyor. diegopelusa blogta daha cok Ispanyol ve Latin futbolu ile ilgili yazilar yazacak. Ozellikle Arjantin futbolu ile ilgili yazilarini merakla bekliyor olacagim.

Son transferimizin ardindan blogun spesifik kapsamini bir parca daha genisletmis oluyoruz. Ben uzun zamandir Fransiz futbolu ile ilgili tek kelime edemesemde, Eylul ayi sonuna dogru eski tempomuzu yeniden yakalayacagimizi umuyorum. Ben diyecegimi dedim, soz artik diegopelusa‘nin…

 

Yeni bir ses…

Blogun temposu yaklasik 2 aydir dusmus durumda. Transfer sezonunu da transfer yapmadan kapatsaydik, blog taraftarlari iyice kizacakti bize. O yuzden transfer sezonunun son gunleri yaklasirken blogun yazar kadrosuna sahanin tozunu yutmus olan ‘justnbg’ yi katiyoruz. Justnbg Kibris liginde profesyonel olarak futbol oynayip, erken yasta futbola veda etmesinin ardindan, Kibris’in en koklu futbol takimi Cetinkaya’nin genc takiminin basina gecmis. Eski futbolcu, yeni teknik direktor ve ayni zamanda Kibris Yeniduzen gazetesi yazari olan Justnbg’ye hosgeldin diyor ve yazilarinin startini veriyoruz…

Union Jack

P8090041

Bambaska bir hayat yasiyorum son 1 aydir. Degisimin boyutu koklu olunca yazamadim uzun zamandir. Simdiye kadar ne demek istedigimi toparlayamasamda, birkac cumle icinde toparlamayi umuyorum. Dennis yazmisti bloga, bir sure yazamayacagimizi. Hem onun, hem benim hayatimda ciddi degisiklikler oldu. Kendi durumumu ozet gececek olursam; 2 yildir Ingiltere de master yapma cabalarim tam dibe cokmusken bir anda kirilma noktasini yasadim ve Ingiltere nin yolunu tuttum. Yuksek lisans dersleri eylul ayinda baslayacak olmasina ragmen onceden gelip burada calisma yolunu sectim. Boylece Ingilizcemi gelistirmem ve buralara alisam mumkun olacakti. 1 aydan daha fazla bir sureyi geride biraktim burada. Ingiltere gorulmesi gereken ulkelerden biri bunu en bastan soylemeliyim.

Daginik bir sekilde yazmaya basladim. Boylede gider bu. Son bir aydir evden sabah 10’da cikip gece 11’de eve dondugum ve sadece pazar gunleri bos oldugum bir duzende yasiyorum. Internete ulasmak kolay olsa da, zaman darligi yuzunden sadece okuyabiliyorum. Hal boyle olunca 1 ayi askin bir suredir ortalardan kayboldum. Bu arada Fransa ligide basladi. Transfer doneminde Fransiz takimlarindaki hareketliligide yeterince takip edemedim. Kisa bir zaman icinde bu konuda bir seyler yazmayi umuyorum. Uzun zamandir birseyler yazamamis olmami anlayisla karsilamanizi umuyorum. Yaklasik 1 ay daha da yazmak icin yeterli zamani bulamayacigimi dusunuyorum.

Su an Ingiltere’nin Kent bolgesinde yasiyorum. Eylul ayinda ise rotam kuzeyi gosterecek.Yuksek lisans amaci ile 1.5 yil boyunca Sunderland’te olacagim. Biliyorum aklinizdan ne gectigini! :) Kalacagim yer Stadium of Light’a cok yakin ve su an Sunderland takiminin kombine biletini almak icin ugrasiyorum. :)

Buraya alismam yaklasik 2-3 hafta aldi. Ve kendime gelir gelmezde ilk dusundugum sey, ilk firsatta maca gitmek oldu. Bu konuda da muthis gelismeler var. Ayrintilar birkac gun icinde…

Geride kalan zaman icinde acikcasi Ingiliz futboluyla, Fransiz futbolundan daha cok ilgiliyim haliyle. Hergun mutlaka Guardian’in spor eki bastan sona okunuyor ve sunu soylemem gerek eger Ingiliz gazeteleri arasinda bir secim yapma durumunda kalirsaniz mutlaka Guardian’i hepsinden once denemelisiniz.

Konuyu nerden, nasil toparlayacagimi bilemiyorum.O yuzden bu post bir baslangic olsun. Eylul ayi ortasiyla birlikte duzenli bir sekilde yazmaya devam etmeyi umuyorum.

Kalin saglicakla,

Not: Turkce karakter sorununu da kisa bir zaman icinde cozmeyi umuyorum. Yoksa kacak cep telefonu ile kisa mesaj yazmis gibi hissediyorum.

FlyingDutchman de de yazacağım!

dutch_main

Bundan böyle FlyingDutchman blogta da  yazacağım. Yazı kapsamım genellikle Fransız futbolu, inceleme yazıları ve genç yetenekler olacak. Bazı yazılarım hem LeFoot’ta, hem de FlyingDutchman’de aynı anda yayınlanacak. LeFoot ise  aynı düzende  ve çizgide devam edecek…

FlyingDutchman blogtaki ilk yazımı okumak için tıklayın.