Eriyip giden Portsmouth…

Premier Lig’in dibinde yer alan takim Portsmouth, cok degil bundan bir bucuk yil once muthis bir kadroya sahip olan ve ligin en disli ekiplerinden biri olan Pompey su an adeta yerlerde surunuyor. Endustriyel futbolun at kosturdugu Ingiltere de en mallastirilan kuluplerden biri Portsmouth. Surec Aralik 1998’de kulubun girdigi finansal krizle baslamis. O donemde unlu Sirp-Amerikan tefeci Milan Mandaric‘ten yardim alarak gecici olarak duze basan Pompey, Mayis 1999’da Mandaric’in yonetimine gecmisti. Mandaric’in Harry Redknapp’i goreve getirmesiyle yukselise gecen takim Championship’te sampiyon olarak Premier Lige yukselmis ve ardindan da Premier ligteki ilk sezonunda 13. olmustu. Ardindan gelen 15.lik ve 17.lik dereceleri sonrasi Mandaric ile anlasmazliga dusen Redknapp, Southamptan’in yolunu tutmustu. Ocak 2006’da ise kulubu Alexandre Gaydamak satin almisti. Israil asilli is adami kulube kisa zamanda buyuk yatirim yaparak kadroyu guclendirmisti. Kulup kadrosu guclendikce basarilar da gelmekte gecikmemisti. Portsmouth transferde en cok para harcayan kuluplerden biriydi ve kadroda bircok onemli oyuncu bulunduruyordu. Lakin, 2008 de kazanilan FA Cup ta kadronun kalitesinin gostergesi oldu.

26 Mayis 2009’da kulup bir kez daha el degistirdi ve Birlesik Arap Emirlikleri pasaportlu isadami Sulaiman Al Fahim’in kontrolu altina girdi. Al Fahim doneminde yasanan finansal sikintilar sebebiyle, Gaydamak zamaninda cok onemli oyuncular transfer edilerek kurulan kadro, dagitilmaya baslandi. Bu donemde takim bircok as oyuncusunu satarak kasaya para pompalamaya calisti. Transfer sezonunun kapanmasina gunler kala ise takim birkez daha el degistirdi ve Suudi Arabistanli isadami Ali Al-Faraj tarafindan satin alindi. Ancak soyle ki, Al-Faraj ve Al Fahim arasinda hala baglanti var ve ilginctir ki Gaydamak bile hala tam olarak kulupten kopmus degil.

Yakin gecmise bakacak olursak Portsmouth bu sezon ikinci kez maaslari odemek konusunda sikintiya dustu ve su an Premier ligin 20. sirasindalar. Bu pozisyondan kurtulup Premier ligde kalabileceklerine de kimse inanmiyor. Kaldi ki, bu sezon maas odemelerinde yasanan problemler, Pompey’e gelecek yil ceza olarak yansiyacaktir. Bu ligden dusurulme, puan silinmesi tarzi cezalar da olabilir. Su an kulubun menejeri endustriyel futbol babalarinin sag kolu Avram Grant. Kotu giden Portsmouth’u birde Afrika Kupasi tehlikesi bekliyor. Pompey kadrosundan 6 as oyuncu Afrika Kupasina gidecek ve bu donemde kadrosu zaten dar olan takim Premier ligde mucadelesine devam edecek.

Simdi hafizamizi bir yoklayip, bir bucuk yil icinde takimdan kimlerin(onemli olanlar) ayrildigini hatirlamaya calisalim. Defanstan basliyorum. Sol Campbell, su an kulupsuz ve Bosman hakkiyla kulupten ayrildi. Djimi Traore su an Monacoda oynuyor ve bedelsiz ayrildi. Sylvain Distin, sezon basinda 5 milyon sterlin karsiliginda Everton’a satildi. Ingiltere milli takiminin sag beki Glen Johnson sezon basinda 24 milyon sterlin karsiliginda Liverpool’un yolunu tuttu.

Ortasahadaki kayip daha da can yakici; Aralik 2008 de yaklasik 19 milyon sterline Real Madrid’e satilan Lassana Diarra su an  Galacticos II’nin en onemli oyuncularindan biri. Sulley Muntari ise Temmuz 2008’de Redknapp’in karsi cikmasina ragmen 15 milyon pounda Inter’e satilmisti. Agustos 2008de Portekizli ortasaha oyuncusu Pedro Mendes, 3 milyon sterline Rangers’in yolunu tutmustu. Ve ortasahaya son darbede transferin son gununde Harry Redknapp tarafindan vurulmustu. Tottenham, 2.5 milyon sterlin gibi komik bir bedelle Niko Kranjar‘i transfer etmis ve boylece Redknapp’ta Hirvat triosunu kurmustu.

Forvetdeki kayip kuskusuz can yakmaktan ote; Peter Crouch ve Jermain Defoe kulubun Tottenham’a geri iade yapmasi sonucunda takimdan ayrilmisti. Bu iki oyuncunun disinda 31 Ocak 2008 gunu transferin kapanmasina saatler kala o gun itibariyle Premier ligin gol krali Benjani Mwaruwari Manchester City’ye satilmisti.

Portsmouth bu donemde 100 milyon sterlinin uzerinde bir parayi kasasina koydu ancak finansal sikintilar hala asilamadi. Pompey erimeye devam ediyor ve su ana kadar da bunun onune gecilmis degil. Kurtar Portsmouth’u “Endustriyel Futbol”…

Wigan going down!

Ingiltere’de futbol gundemini elbette bu mac mesgul ediyor. Fransa Ligue 1 deki 5-5’lik Lyon-OM macindan sonra Ingiltere Premier ligide  10 gollu bir maca sahne oldu. Ancak bu defa 10 golun paylasilmis olmasi soz konusu degil. Tottenham, Wigan’a sadece seref sayisini atma imkanini tanidi. Geriye kalani da Defoe ile diger Spurs oyunculari paylasti. “Iste Premier lig bu!” cigliklarini duyar gibiyim. Premier lig gercekten buysa vay halimize! Premier ligde bir takim digerinden 9 gol yiyebiliyorsa durum bayagi vahim demektir. Bir de bu takim o kadar abur cubur bir takim degil hani. Gecen sezonun en disli takimlarindan birinden bahsediyoruz.

Ilginc olanda sudur ki; macin ilk yarisi 1-0 Spurs ustunluguyle tamamlandi ve ikinci yarinin ilk 6 dakikasinda da gol olmadi. Ne olduysa da ondan sonra oldu. 51. dakikada gol atmaya baslayan Defoe ancak 87 de durabildi. O durdugunda skor 7-1 idi. ‘Ulan herkes gol atti, 1 tane de ben atacam” gazina kapilan Wigan kalecisi Kirkland 88’de kendi kendine atti ve 90. dakikada izlemeye deger bir gol da Kranjar’dan geldi.

Tottenham Hotspur 9
  • Crouch 9,
  • Defoe 51,
  • Defoe 54,
  • Defoe 58,
  • Lennon 64,
  • Defoe 69,
  • Defoe 87,
  • Kirkland (og) 88,
  • Kranjcar 90
Wigan Athletic 1
  • Scharner 57

Macin istatistiksel degerendirmesini FlyingDutchman detayli bir sekilde yapmis. Ben baska bir seye deginmek istiyorum. Birincisi Harry Rednkapp. Bu adamin seveni azdir saniyorum. En azindan Ingiltere genelinde oyle gorunuyor. Ama iksirimi var, nedir? Degisik bir antrenor Rednkapp. Gittigi takimlarda bir sekilde kariyer yapmasini beceriyor ve Spurs de de cok iyi gidiyor acikcasi. Tottenham daki Hirvat asisi gayet iyi tuttu. Spurs yapilabilecek en iyi blok transferlerden birini yapti. Modric, Corluka ve Kranjar. Hirvat futbolunun en onde gelen 4 oyuncusundan 3’u ! Bu uclunun disinda kalan Eduardo ise birkac km otede ezeli rakip Arsenal’in formasini giyiyor. Rednkapp’in bir sonraki hedeflerinin arasinda Eduardo vardir diye dusunuyorum.

Diger mevzu ise; Jermain Defoe. Dun mactan once 6 olan gol sayisini, mactan sonra 11’e cikardi. Neredeyse dune kadar attigini, bir macta atmaya yaklasmisti Defoe. Bu adam forvet sikintisi yillardir suren Ingiliz milli takimi icin daha onemli bir oyuncu olmali diye dusunuyorum. Zaten ada futbolunun sikintisi kisa forvetler yetistiriyor olmasi. Owen, Rooney, Defoe… hep ayni tip forvetler ama Defoe bu sezon hepsinden bir adim one cikmis gorunuyor. Rednkapp’ta “Rooney fantastik bir oyuncu olabilir ama konu bitiricilikse Defoe’yi tek gecerim.” demis. Rednkapp’tan sonra ben birsey demiyorum.

3 gun, 3 farkli sehir, 3 farkli mac…

Hikaye 3 ay oncesine  ait. Yazmak simdiye kadar mumkun olmamisti. Ingiltere’de 3 gun boyunca, 3 farkli sehirde 3 farkli mac icin 22 Agustos Cumartesi gunu yola koyulmustum. Kac kilometre yol katettigimi bilemiyorum. Ilk duragim Championship’te sezonun 4. hafta karsilasmasi olan Crystal Palace-Newcastle United maciydi. Pazar gunki rota Londra’da Craven Cottege idi. Fulham’in kendi sahasinda Chelsea’yi agirladigi macta kale arkasinda Chelsea taraftarlarinin arasinda maci izleyecektik. Pazartesi ise rotamiz kuzeyi, Anfield Road’i gosterecekti. Beatles’in dogdugu sehirde, Sampiyonlar ligini tarihinde 5 kez kazanmis Liverpool’un Aston Villa ile karsi karsiya gelecegi maci izleyecektik.

Agzina kadar futbolla dolu 3 gun gecirdim Ingiltere’de. Ordan oraya futbol dilencisi gibi gezdim. Kilometrelerce yol katettim. Tek derdim guzel oyunu seyretmekti. 3 gun icinde Ingiltere’nin en iyi ortasaha oyuncularini(Lampard ve Gerard) ve dahasini stadyumdan izlemek nasip oldu. Acikcasi 3. gun artik asiri doz almis gibiydim. Fernando Torres’in golunu seyretmek bile beni kendime getiremedi. Keza Liverpool’da kendinde degildi. Aston Villa karsisinda sahada yoklari oynadilar o gun.

Futbolla yatip, futbolla kalktigim 3 gunki izlenimleri, yasadiklarimi mac mac yazmaya calisacagim  3 ayri yazida… Bu bir giris olsun. Bir kere daha yapmak nasip olur mu bilmiyorum ama, emin oldugum tek birsey varki bir daha maca gittigimde uzak dogulularin yanina dusmemeye dikkat edecegim. Utanmasalar 90 dakikayi kamerayla kaydedecek kadar kimil zararlisi bir millet bunlar. Size onerim mac bileti alirken, kulupten oturacaginiz yerin uzak dogulu yani olmamasini siddetle istemenizdir ;)

Yanlis anlasilmasin, Malouda'yi desteklemeye gitmemistim. Tek derdim rengimi belli etmekti... :)

Celtic Değerlendirmesi

Uzun zaman verdiğimiz aradan sonra, liglerin başlamasına az bir süre kala, hazır da Avrupa Kupaları maçları başlamışken, yavaş yavaş ısınma turlarımızı atalım dedik. Celtic’in 2009-2010 sezonu ile çizeceği profili değerlendirelim biraz.

Sezon biter bitmez istifasını başkan’a sunan Strachan yerine göreve birçok isim talip olurken, Celtic kulübü kendi içinden bir kişiyi, her ne kadar kötü bir deneyim olsa da Premier Lig deneyimi olan Tony Mowbray’i kulübün başına getirdi. Mowbray’in gelmesi ile birlikte takım kimyasının ve oyun anlayışının değişeceğinin sinyalleri gelirken, zaten kendi liginde sürekli atak futbolu oyanayan bu takımın, artık Avrupa maçlarında da ‘saklanan’ taraf olmaycağını görmek aşikar.

Mowbray’in gelmesi ile birlikte gençleşme operasyonuna giden Hoops, öncelikle takımdan ayrılacağını sezon içinde açıklayan Nakamura ile yollarını ayırdı. Birçok taraftarın (benim de) hoşuna gitmeyen bir olay gibi gözükse de, böyle operasyonların ileriki yıllarda ‘Hasan Şaş’ örneği gibi bir olayın yaşanmaması için doğru bulduğumu söylemeliyim. Bununla birlikte yaşını başını almış diğer bir orta saha oyuncusu Paul Hartley‘in de kariyerinin son demlerinde ikinci kez İngiltere Championship’de oynamak adına (ilki Milwall 96-97) Bristol City’ye gitmesi ile birlikte, orta sahada bir eksiklik göze çarpıyordu.

Geçtiğimiz sezon yaşadığı form düşüklüğü ile birlikte ağır ağır yolu gözüken forvet oyuncusu Jan Vennegor of Hesselink ise biten sözleşmesi yenilenmediği için gönderildi ve halen takım aramakta. Gönderilen diğer 3 isim zaten kadroda yer alamayan isimlerdi ve Celtic’in gönderdiği bahsettiğimiz 3 ismin yerine birilerini bulması onlar için yetecekti.

Geçtiğimiz sezon izlediğim maçlarda sahaya dağılışını bir türlü anlayamadığım bir Celtic vardı ve buna bir çözüm bulunması gerekiyordu. Celtic öncelikle mevcut kadrodaki forvetler olan Scott McDonald, Georgios Samaras ve Strachan’ın pek şans vermediği Chris Killen‘ın yanına Nancy forveti Marc-Antoine Fortune‘yi ekledi ve Hesselink’ten boşalan 10 numarayı bu oyuncuya verdi. Böylece kadrosunda 4 forveti bulunan Celtic, forvet transferini kapatmış oldu.

Gelelim orta sahaya. İspanyol Marc Crosas, geçen sene şans bulamayan Massimo Donati, İskoç Scott Brown ve Maloney, Kuzey İrlandalı Paddy McCourt, ve Wonderkid Aiden McGeady mevcut kadrodaki tercihleriydi Mowbray’in. Bunların yanına ‘ısıran’ bir orta saha gerektiğinden, yine Nancy’den kiralık olarak Landry N’Guemo takıma geldi. Ön Libero mevkisinde oynayan N’Guemo, koşan, pas dağıtan, savunma yapan ve ilk topları kullanan isim olarak öne çıkmıştı.Yaratıcı oyuncular olarak da Maloney ve McGeady başı çekiyordu.

Defansta ise fazla takviye gerekmiyordu. Yeni oyuncu transferi yerine, mevcut oyuncuları takıma kazandırmaktı amaç. Bu bağlamda Hinkel, Loovens, Naylor, Caldwell, McManus ve O’Dea‘ye, Coventry City’den son dakika transferi Danny Fox katılırken, defans hattı da yerine oturuyordu. Kalede Arthur Boruc ile devam edilirken, yedeğine ise yine onun vatandaşı Zaluska geçiyordu.

Giden toplam 6 oyuncusundan sadece bir tanesinden (o da ne kadar olduğu açıklanmadı) para kazanabilen Celtic, takıma kattığı 4 oyuncunun 2’sine (Zaluska ve N’Guemo) para vermiyor, Fortune’yi 3.8 milyon pound ve Fox’u da 1.5 milyon pound’a alarak, transfer dönemini ucuz bir şekilde kapatıyordu. Tabii ki 30 Ağustos’a kadar transfer olur mu bilinmez ama şimdilik tablo böyle.

İlk hazırlık maçında zayıf rakip karşısında 3-0 kazanan Celtic, bu moralle Londra’ya, Wembley Cup’a geldi. İlk maçı Mısır temsilcisi Al Ahly karşısında oynayan Celtic, yeni formaları ile çıktığı bu maçı 5-0 gibi farklı bir skorla kazandı. Ve asıl değerlendireceğimiz maç olan Tottenham maçı geldi. Maçı canlı izlemek için tribündeki yerimi aldığımda (o gün yaşadıklarımız başka bir yazının konusu olsun), taraftarlardaki heyecan görülmeye değerdi. Her zaman futbolun arka planını yazmayı daha fazla seven biri olarak bugün zor da olsa sadece maçı ve analizini yazmak amacım.

Mowbray, 3 gün sonraki Şampiyonlar Ligi ön eleme maçını da düşünmüş olacak ki, takımın iki ana forveti olan Scott McDonald ve Fortune ile birlikte, Wonderkid Aiden McGeady, Donati, Hinkel ve Maloney’yi de kenarda tutuyordu. Celtic’in Tottenham karşısına kalede Zaluska, defans dörtlüsünde sağda Loovens, solda Fox, orta ikilide ise O’Dea ve genç oyuncu Paul Cuddis ile başlarken, orta sahada solda Mizuno, göbekte Flood ve Crosas, sağda ise Paddy McCourt ile başlıyordu.

Celtic bu maça klasik 4-4-2 formasyonu ile başlarken, Samaras’ın etkin oyunu ile 2 gol bulup ikinci yarı oyunu kontolde tuttu ve maçı aldı. Özellikle geçen sene şans bulamayan McCourt gibi oyuncuların performansı göz doldurdu.  McCourt’un ikinci yarı başında orta sahadan kaleye kadar 4 oyuncuyu çalımlayarak dışarı attığı hücum, Celtic’in bu sene korkusuz oynayacağının göstergesiydi. Yapılan hücum organizasyonları ile birlikte Samaras’ın tek başına attığı gol, Celtic’in 3 hazırlık maçında 10 gol atıp kalesinde gol görmemesi, olumlu işaretlerdi Dinamo Moskova maçı öncesi.

Çarşamba gününe geldiğimizde, önümüzde farklı bir 11 vardı. Bu kez kalede Boruc, defansta Loovens, Naylor, Caldwell ve Hinkel yer alırken, orta sahada Donati, N’Guemo, Maloney ve McGeady vardı. Forvet ikilisi ise McDonald ve Fortune‘den oluşuyordu. Klasik 4-4-2 gibi gözükse de McGeady sol kanattan ziyade daha bir serbest adam görüntüsünde idi. Önceki hazırlık maçlarında bu takımın bu sezon çok az gol yiyeceğini düşünsem de daha 7. dakikada Moskova’nın attığı gol, Celtic’in bu sezon kalesinde gördüğü ilk gol olmakla birlikte, belki de Şampiyonlar Ligi’ne malolacak. Golden sonra çok güzel atak organizasyonları yapan Celtic, bulduğu %100 gollerden faydalamadı ve maçı kendi evinde 0-1 kaybetti.Şahsi görüşüm oynanan futbol ile bu sonucun hakedilmediği. Maçın geneline baktığımızda hiçbir Celtic oyuncusunun kötü oynadığını söyleyemem. 11 kişi kapanan rakibe karşı bile pozisyon bulabilen bir ekip var.

Ve tek dileğim biraz sabredilmesi. Belki Celtic Şampiyonlar Ligi’ne katılamayacak ama, bu takım 2 sene içinde çok güzel yerlere gelecek diye bir his var içimde. Yine CL’de üst turları görmek en büyük dileğim. Ve bu dileğim 1-2 sezon içinde oturmuş bir takımla gerçekleşecek gibi duruyor.

by deNNis

Bordeaux’nun bileşenleri…

Bordeaux’un Ligue 1’de 10 yıl aradan sonra kazandığı şampiyonluğu getiren faktörler neler olmuştu? Başarının ardındaki 5 faktörü şu şekilde sıralayabiliriz.Tahmin ettiğiniz üzere ilk sırada Yoann Gourcuff var…

1. Yoann Gourcuff

Attığı 12 gol ve yaptığı 8 asist onun Bordeaux adına yaptıklarını açıkca gösteriyor. Takıma müthiş bir katkısı oldu bütün sezon boyunca Gourcuff’un. Hatta takımı taşıyan adamdı Gourcuff. Bordeaux’ya gelmesinin ardından sadece 1 yıl geçmesine rağmen, Gourcuff takımın sembol isimlerinden biri oldu. Bu sezonki performansını sürdürebilirse eğer, kısa bir zaman içinde Bordeaux’un simgelerinden Zinedine Zidane ile karşılaştırılmaya başlanacaktır.

“Gurcuff ve Zidane topla birlikteyken birbirlerine çok benzer oyuncular. İkisininde müthiş top kontrolleri var. Umarım Yoann kendi kimliğini oluşturur ancak karşılaştırmaların son bulması imkansız görünüyor. ” demişti Laurent Blanc.

Yoann Gourcuff performansında bir düşüş yaşasa da, 29. hafta da yeniden takımını sırtlamaya başlamış ve son haftalarda üstüste attığı gollerle Bordeaux’un galibiyetlerinde önemli bir rol oynamıştı.

2. Laurent Blanc

Henüz teknik direktörlük kariyerinin ikinci yılındaki Blanc, 7 yıllık Lyon saltanatını çökerten adam oldu. “Başkan” lakaplı Blanc 10 yıldır şampiyon olan Bordeaux’un başarıdaki en önemli bileşenlerindendi.2009’un başlarında Blanc ile olan sözleşmesini 2 yıl daha uzatan Bordeaux, gelecek yıllar için de çok önemli bir adım atmış oldu.Barcelona’nın Guardiola tercihine benzer bir tercih olan Blanc tercihi ile Bordeaux tam isabet bir karar vermiş gibi görünüyor.

3. İç saha performansı

Bordeaux Ligue 1’de bu sezon kendi sahasında yenilmeyen tek takımdı. Les Girondins hatta Ekim 2007’den bu yana Chaban Delmas’ta yenilmiyor ve bu form başarılarında kilit rol oynuyor. Bordeaux’un iç saha performansını rakipleriyle karşılaştırdığımızda; Marsilya’nın kendi sahasında 22 ve Lyon’un da 19 puan kaybettiğini görüyoruz. Oysa, Bordeaux kendi sahasında sadece 10 puan kaybetti.

4. Mental üstünlük

Kaseti 21 Aralık 2008 Pazar gecesine sarıyoruz. Monaco’nun sahası Stade Louis II’de ilk yarı skoru Monaco: 3 – Bordeaux:0… İkinci yarıda sahada çok farklı bir Bordeaux var. Oyuna ikinci devrede giren Chamakh attığı 2 gol ve yaptığı asistle Bordeaux’un maçı olağanüstü bir şekilde 4-3 kazanmasında anahtar rol oynuyor.

Tüm sezona baktığımızda Bordeaux’un geriden gelerek birçok maçı kazandığını görüyoruz. Bu da takımın mental gücünün ne kadar yüksek olduğunu ortaya koyuyor.

5. Sakatlılardan doğan açıkları kapatabilmeleri

Bordeaux sezon boyunca Marsilya ile birlikte sakatlıklardan canı en çok yanan takımlardan biri oldu. Ancak Marsilya’nın aksine Bordeaux sakatlarla başa çıkabildi. Takımın önemli oyuncuları Jussie, Wendel ve Fernando Cavenaghi’nin aynı dönemlerde sakat olması bile, Bordeaux’un hızını kesmedi.

Cavenaghi mi sakat? Chamakh attığı kritik gollerle onun yerini fazlasıyla doldurdu. Hatta bu sıralamada 6. faktör Mauroune Chamakh’dır. Faslı oyuncu geçmiş sezonların çok üzerinde bir performans sergiledi. Wendel mi sakat? Altyapıdan yetişen Grégory Sertic onun yerini doldurdu. Hatta kariyerindeki 2. A takım maçında golünü dahi attı. Burada Bordeaux altyapısının işlevsel olması ve Blanc’ın cesur davranması da çok önemliydi.

Birbirini tamamlayan bileşenlerle 7 yıllık Lyon saltanatı yıkıldı. Bu o kadar basit değildi. Zaten bunu başarmanın ne kadar zor olduğunu Marsilya’nın yakaladığı avantaja rağmen, şampiyonluğu koparamamış olması açıklıyordur. Bordeaux için uzunyıllar unutulmayacak bir şampiyonluk hikayesi olacak bu…

Düşenin dostu olmaz!


Düşen takımların en iyi oyuncuları, takımların düşmeleriyle birlikte talan edilir. Diğer takımlar kadrolarını güçlendirmek için amiyane tabirle düşen takımlar üzerine “leş kargası” gibi saldırırlar. Düşen takımların en iyi oyuncuları paylaşılır. Ülkemiz takımları tarafından genellikle düşünülmese de Fransa’nın orta düzey takımlarından ligimizin kalitesini artıracak çok önemli oyuncular transfer edilebileceğini düşünüyorum. Bu yüzden düşen takımlara bir göz atıp, transfer edilebilecek oyuncularını ayrıştırmaya çalışacağım. Aralarından Türkiye ligine transfer edilen olursa, birlikte seviniriz ;)

Düşen takımlar arasında en iyi kadroya sahip takım Caen’di. Caen’in ligde tutunmayı başaramamış olması  ilginç çünkü ligde kalmayı başaran birçok takımdan -bireysel olarak bakıldığında- daha iyi bir kadroya sahiptiler. Caen’in en önemli oyuncusu kuşkusuz Steve Savidan‘dı. Onunla ilgili daha önce de yazmıştım. Savidan alt ve orta düzey takımlarda geçen kariyerinde, son birkaç yıldır gittiği her takımda “kurtarıcı” rolünü üstlendi. Sezonun ilk yarısında müthiş performansı, Domenech tarafından milli takıma kadrosuna seçilmekle ödüllendirilmişti. Ligimize transfer edilen yabancıların kaç tanesi Fransa milli takım kadrosuna seçilmiş oluyor ki? Savidan çok yüksek ihtimalle Ligue 1’de birçok takımdan transfer teklifi alacaktır. 31 yaşına geldikten sonra yurtdışına transfer olur mu bilinmez, ama onu transfer eden kim olursa, önemli bir golcü transfer etmiş olacak!

Caen kadrosundaki bir diğer önemli oyuncu ise Remi Gomis. Defansif ortasahada oynayan Gomis henüz 25 yaşında. Bu sezon 29 maçta Caen formasını giyen Gomis, 2 de gol attı. Ligimizin üst düzey takımlarında dahi ihtiyacı karşılayabileceğini düşündüğüm Gomis’in ligimizdeki ortasıra takımlarına ise müthiş güç katacağını düşünüyorum. Senegal asıllı Gomis, yere sağlam basan, atletik bir oyuncu.

Fahid Ben Khalfallah Caen’den alınabilecek bir diğer oyuncu. Genellikle sol kanatta oynamasına rağmen, sağ kanatta da rahatlıkla oynayabilecek bir oyuncu Tunus asıllı Fahid Ben Khalfallah. Takım seviyesinin çok üzerinde performans sergilediği bu sezonda, diğer takımların da dikkatini çekmiştir. Ligimize kolaylıkla transfer edilebileceğini düşünüyorum Fahid Ben Khalfallah’ın. (kabul etmek gerek değişik bir ismi var.)

Ricardo Faty

Caen’e nazaran daha güçsüz kadrolara sahip olan Nantes ve Havre’den de “transfer edilesi” birkaç oyuncu bulmak mümkün. Nantes’ta oynayan Ivan Klasnic kariyerindeki düşüşe rağmen hala iyi bir oyuncu. Almanya’daki günlerini bu kadar çabuk unutmamak gerekiyor. Nantes’tan transfer edilebilecek bir diğer oyuncu da Ricardo Faty. Henüz 22 yaşında olan Faty, Fransa U-21 takımının önemli oyuncularından biriydi. Hatta onun için “Yen Viera” yakıştırmaları da yapılmıştı. O dönemki performansı ile Roma’ya transfer olan Faty, oradan da Bayer Leverkusen’e kiralanmıştı. Sezon başında da Nantes’a transfer olan Ricardo Faty, beklenen gelişimi gösteremese de, onun adına hiçbir şey için geç değil henüz. Faty hala potansiyeli olan bir oyuncu ve fiziksel özellileri birebir Yaya Toure’ye benziyor.

Havre kadrosu, diğer takımların oldukça gerisinde bir seviyede. Bu sezon Ligue 1’de 32 maçta 10 gol atan Amadou Alasanne, ligimize orta düzey takımlarında iş yapabilir. Havre kadrosunda yer alan en önemli oyuncu ise, genç defans oyuncusu Loic Nestor. Onu ligimizden transfer eden çıkar mı bilinmez ama Fransa’nın önemli genç oyuncularından biri Loic Nestor. Sezon başında Fenerbahçe’nin transfer edeceği hatta ettiği konuşulan genç yetenek Gueida Fofana ise bu sezon hiçbir maçta Havre formasını giyemedi. O yüzden onun hakkında birşey söyleyebilmek mümkün değil.

Adı geçen oyuncuların dışında kalan birkaç oyuncu daha var elbet. Ancak düşen takımlarda en çok dikkatimizi çeken oyuncuları yazmaya çalıştım. Türkiye liginin orta düzey takımlarının bu oyunculardan bir tanesini olsun transfer etmesi umuduyla…

Şampiyon Bordeaux!

Bordeaux 10 yıldan sonra, 7 yıllık Lyon hegemonyasını yıkarak şampiyonluğa ulaştı. Ligue 1’de heyecan son haftaya kadar kalmıştı ve Bordeaux’un şampiyon olabilmesi için düşmeme mücadelesi veren Caen’i yenmesi onları şampiyonluğa ulaştıracaktı. 1-0 kazanarak şampiyonluğa ulaşan taraf oldu Bordeaux. Maç bir yandan şampiyonu belirlerken, bir diğer yandan da düşen takımlardan birini daha belirledi. Sahadan yenik ayrılan Caen, Bordeaux’un şampiyonluk kutlamalarının gölgesinde Ligue 1’e veda etmiş oldu.

Bordeaux’un golünü atan Yoan Gouffran Caen altyapısından yetişip, sezon başında Bordeaux’ya transfer olmuştu. Goufrann geçen sezon Caen’in en önemli oyuncusuydu. Bu sezon onun takımdan ayrılması Caen’i zaten olumsuz etkilemişti. Birde son maçta Goufrann eski takımının biletini kesmiş oldu.

Sahada oynanan futbolu konuşmanın pek bir anlamı yok. Ama söylenmesi gereken birşey var ki; Bordeaux yine sahayı domine eden taraf değildi. Maçı rahat kazandıklarını söylemek mümkün değil. Son 3 haftadır olduğu gibi, yine tek farkla kazandılar. Ama bu üstüste kazandıkları 11. maç oldu. Ligin sonuna doğru müthiş bir form tuturdular ve bu da onlara şampiyonluğu getirdi.  Bu son periyotta, Aralık ve Ocak ayındaki müthiş futboldan uzak bir görüntü sergileseler de, maçları kazanabilmeleri önemliydi ve bunu başardılar.

Bordeaux’un yükseliş trendine girdiği her iki dönemde de Yoann Gourcuff’un müthiş futbolu rastlantı değildi elbette. Takımın performans yükseltmesinde de, düşürmesinde de anahtar rol oynayan o oldu. Son 11 maçlık periyotta da takımı şampiyonluğa ulaştıracak sorumluluğu aldı. Bordeaux, Zidane’dan beri takımı bu kadar taşıyan bir oyuncu daha bulamamıştı ve Gourcuff’un bonservisinin de alınmış olması onları gelecek sezon için  bir adım öne çıkarıyor.

Bordeaux’un şampiyonluk hikayesine daha sonra gireceğimden; keskin bir dönüşle gol pozisyonuna geri dönelim. Goldeki Gourcuff’un akıl dolu pası ve Tremoulinas ‘ın şahane ortası en az gol kadar güzeldi. Özellikle Tremoulinas’ın bu sene takıma entegre olmayı başarması ve performansı çok etkleyiciydi. Tremoulinas örneğinin Türk futbolu için çok önemli mesajlar verdiğini düşünüyorum. Tabi görebilmek önemli olan!

Son şampiyonluktan bu yana 10 yıl geçmişti aradan ve Bordeaux son 10 yıla 1 şampiyonluk sığdırabildi. Ama bu şampiyonluğun, Lyon’u devirerek gelmesi ayrı bir değer taşıyor. Lyon giderayak Fransız futbolunun lokomotif takımı olmuştu ve onların şampiyonluk koltuğundan uzun süre daha indirilmeleri mümkün görünmüyordu. Sezon boyunca çok değişken bir puan sıralaması içinde tüm takımların yeri değişirken, Lyon hep zirvedeydi. Ligin son haftalarına doğru Lyon’u alta çeken Marsilya olmuştu. Marsilya’nın o dönemki formu da onların şampiyon oacaklarının habercisiydi adeta. Ancak Lyon, Marsilya’dan aldığı darbenin acısını fena halde çıkardı. Marsilya Velodrome’da oynanan Lyon maçı dışında şampiyonluk için herşeyi yapmış gibi görünse de, Bordeaux sessiz ve derinden gelip, ligin bitimine 2 hafta kala liderliği aldı ve şampiyonluğu kazandı.

Şahane bir sezondu!

Final Countdown

Avrupa’nın bütün büyük liglerinde şampiyon takım belli olmuşken, Fransa’da heyecan son haftaya taşınmış durumda! Bugün oynanacak maçlar sadece şampiyonu belirlemekle kalmayacak elbette. Avrupa kupalarına gidecekler ve ligden düşenler de son maçlarla, son halini alacak. İngiltere, İspanya, İtalya ve Almanya’da şampiyon takımların belli olmasının ardından, geriye tek kalan büyük ülke ligi olan Fransa’da en çok merak edilen de şampiyonun kim olacağı olacak. Çünkü be sezonki şampiyonluk sıradan bir şampiyonluk olmayacak. İşte sorular ve olası cevapları…

Şampiyon kim olacak?

Tepede Bordeaux oturuyor ve kulüp tarihinde daha önce kazanılmış 5 şampiyonluk var. Son maçları düşmemek için çabalayan Caen ile olacak. Beraberlik dahi Bordeaux’u şampiyonluğa ulaştırıyor. Marsilya’nın şampiyon olabilmesi için ise herşeyden önce Rennes karşısında mutlaka kazanması gerekiyor. Marsilya, Bordeaux ile aralarında olan3 puan farkı kapatması da yetmiyor. Marsilya’nın, Bordeaux’dan daha farklı  kazanması da gerekiyor.

Şampiyonlar Ligine kimler gidecek?

Bordeaux ve Marsilya halihazırda Şampiyonlar Ligine direkt olarak katılma hakkını kazandılar. Ligi 3. sırada bitireceği kesinleşen Lyon ise Şampiyonlar Ligine katılmak için ön eleme maçı oynamak zorunda. Lyon’un son maçtaki rakibi de 7 puan arkasında 4. sırada yer alan Toulouse.

UEFA Avrupa Ligine kimler gidecek?

Fransa kupasını kazanan Ligue 2 takımı EA Guingamp gelecek yıl tarihinde ilk kez Avrupa Liginde mücadele edecek. EA Guingamp geçen ay Fransa Kupası finalinde Rennes’i 2-1 yenerek kupayı kazanmıştı.

UEFA Avrupa Ligine ligdeki pozisyonları itibariyle gitmesi muhtemel takımlar ise; Toulouse, PSG, Rennes ve Lille. 4. ve 5. sırada yer alan Toulouse ve PSG’nin 63’er puanları var. O yüzden Avrupa Ligi bileti almaları, iki puan altlarında yer alan Rennes ve Lille’e göre daha yüksek. Toulouse ve PSG haftayı 3 puanla kapatırlarsa, diğer maçlara bakılmaksızın Avrupa Ligine katılım hakkını kazanmış olacaklar.

Rennes ve Lille ise hem kazanmak zorundalar, hem de Toulouse ile PSG’nin kaybetmeleri gerekiyor. Toulouse ve PSG’nin olası beraberlikleri ve Rennes ile Llle’in kazanması halinde ise 64 puana sahip 4 takım olmuş olacak Böyle bir durumda ise averaja bakılacak. Averaj bakımından Toulouse’nin(+18) diğer takımlara bariz bir üstünlüğü var. TFC’nin ardından Rennes(+12), PSG(+11) ve Lille(+11) geliyor.

Ligden kimler düşecek?

Ligin altında kalan 3 takımın düşeceği Ligue 1’de ilk düşen takım haftalar önce belli olmuştu. Matematiksel olarakta düşmeyi garantileyen ilk takım Havre AC olmuştu. Geriye ligden düşmesi gereken 2 takım kalıyor ve düşme olasılığı olan 5 takım arasından belli olacak diğer düşecek takımlar. Son haftada çözülecek düğümün avantajlı takımları 39 puanlı Sochaux ve Le Mans. Onların arkasında 37 puanlı Caen ve Saint-Etienne bulunuyor. 34 puanlı Nantes ise düşmesi en muhtemel takımlardan biri olarak son haftaya giriyor.

Son haftada düşme hattındaki takımlar için averajlarda çok önemli olacak. Bu bağlamda en avantajlı takım -6 gol averajına sahip Caen, ancak Caen’in de fikstür(Bordeaux ile oynuyorlar.) ve puan dezavantajı var. İkinci en iyi gol averajına sahip takım ise -9 ile Sochaux. Onlar son hafta da ligde herhangi bir iddiası olmayan Grenoble ile oynayacaklar. Çok kötü bir sezon geçiren Saint Etienne’ in ise gol averajı -20. Bu averajları sadece düşme hattındaki Nantes’dan(-22) iyi. Saint Etienne 75. yılını kutladığı(nasıl kutlamaysa?) sezonda son maçını Valenciennes ile kendi sahasında oynayacak ve düşmemek için son mücadelesini verecek.

Şampiyonlar ligi finaline Ligue1 damgası…

Şampiyonlar Ligi 2008/09 müthiş bir finalle son buldu. Barcelona’nın oynadığı şeyin adı neyse onun hastası oldum,  sadece bu kadarını söyleyip başlıktaki mevzuya gelelim. Şampiyonlar ligi finalinden Fransa’ya birşeyler çıkarmamak olmazdı. -Benden de zaten bu beklenirdi.- Finalde oynayan oyuncuların 4 tanesi Ligue 1’den gelip geçmiş oyunculardı. Bunların  3 tanesi Barcelona formasıyla sahadaydılar dün gece. Bir numara kuşkusuz; Thierry Henry idi. 1994-99 yılları arasında Monaco forması giyen Henry, Monaco forması altında parlamış ve buradan Juventus’a yelken açmıştı. Juventus serüveninin tatsızlığı, Arsenal’de yerini nefis bir performansa bırakmıştı. Ardından Katalunya’nın yolunu tutan Henry dün gece sahadaki iki Fransızdan biri ve Ligue 1’den geçmiş oyuncuların en önemlisiydi.

Barcelona formasını terleten -gerçekten terletmemekten sırılsıklam olan- diğer Ligue 1 damgalı oyuncular ise Fildişi Sahilli Yaya Toure ve Malili Seydou Keita idi. Yaya Toure dün gece her zamanki mevkisi orta saha yerine defansta oynadı. Onu Monaco’dan Barcelona’ya taşıyan ortasahadaki olağanüstü futbolu olmuştu. Ancak görüldüğü üzere Yaya Toure defansta da çok iyi oynuyor, bunu da yazdık bir kenara!

Oyuna Henry’nin yerine sonradan giren Seydou Keita ise bir zamanlar Marsilya, Lorient ve Lens’te oynamıştı. Lens’ten sonra Sevilla’da başarılı bir dönem geçiren Seydou Keita  sezon başında Barcelona’ya transfer olmuştu. Dün gece Barcelona adına sahada olmayan ve bir zamanlar Ligue 1’de oynayan diğer oyunculara değinmezsek olmaz. Barcelona’nın finaldeki en önemli eksiklerinden Eric Abidal’de Monaco, Lille ve Lyon’da oynadıktan sonra Barcelona’ya transfer olmştu. Rafael Marquez’i de unutamak gerek tabi! Meksikalı oyuncu 1999-2003 yılları arasında Monaco’nın kırmızı-beyazlı formasını terletmişti. Dikkatinizi çekmek istiyorum! Seydou Keita dışında adı geçen diğer oyuncuların tamamı Monaco formasını giymiş oyuncular. Fenerbahçe’deki Sakaryalılar gibi bu Barcelonadaki Monacolular…

Manchester United forması giyen Patrice Evra’nın da 2002-06 yılları arasında Monaco formasıyla parlayıp Manchester United’a transfer olduğunu yazdığımda, “Yuh artık!” diyeceğinizi biliyorum. Bu ayrıca Evra’nın sahadan başı eğik ayrıldığı ikinci Şampiyonlar ligi finaliydi. Hatırlarsınız, 2004’te de Monaco formasıyla finalde Porto’ya kaybetmişlerdi. Ha bu arada yazının başlığına bir müdahalede bulunmam gerek: “Şampiyonlar ligi finaline Monaco damgası… ” Böyle daha iyi oldu sanki ;)

Kimler düşer?

Ligue 1 mücadelesinin son 2 haftasında, şampiyonun kim olacağı kadar, düşecek takımlarında hangileri olacağı belli değil. Ligden düşmesi kesinleşen tek bir takım var. O da Havre Ac. Havre’nin ligden düşeceği uzun zamandan beri öngörülüyordu ve geçen hafta ligden düşecekleri matematiksel olarakta kesinleşti. Geriye ligden düşecek olan 2  takım kalıyor. Bunun için muhtemel adaylar: Nantes, Sochaux, Saint Etienne, Caen ve Le Mans.

Haftasonu oynanan maçlarda Nantes, Saint Etienne birer puan alırken, Le Mans ve Sochaux da haftayı puansız kapatmıştı. Düşme hattının tek kazanan takımı Sochaux’u 2-0 yenen Caen olmuştu. Önümüzdeki hafta düşme hattında çok önemli bir maç var. Ligin 37. haftasında Sochaux ile Nantes karşılaşacak ve bu maç düşecek olan 2. takımı da belirleyebilir. Düşme hattındaki diğer takımların, gelecek hafta birbiriyle maçları yok.

Düşme Hattı O G B M Avr. Puan
15 Le Mans UC 72 36 10 8 18 -11 38
16 SM Caen 36 8 13 15 -4 37
17 AS Saint-Etienne 36 10 7 19 -19 37
18 FC Sochaux-Montbéliard 36 8 12 16 -10 36
19 FC Nantes 36 8 10 18 -21 34
20 Havre AC 36 7 4 25 -36 25

Haftanın en zor maçını ise, bu hafta Sochaux’u yenerek azda olsa diğerlerinden sıyrılan Caen oynayacak. Caen bitime 2 hafta kala Lyon deplasmanına gidiyor ve malesef son hafta da kendi sahalarında şampiyonluğun en güçlü adayı Bordeaux’u ağırlayacaklar. Puan olarak biraz  avantaj yakalamış gibi gözükse de, fikstür olarak ciddi bir dezavantajı var Caen’in.

Nantes, son 3.5 ayda sadece 1 maçta galibiyet almış bir takım ve sona yaklaşkıkça da performansları daha da kötüye gidiyor. Bu yüzden Sochaux deplasmanında da kaybetmeleri  olağan görünüyor. Nantes son hafta da, ligin çıkıştaki takımı Auxerre ile karşılaşacak. Nantes’in puan olarakta diğerlerinden geride olması, ligden düşme olasılıklarının yüksek olduğunu gösteriyor.

Düşmesi muhtemel bir diğer takım ise, daha önce belirttiğim fikstür dezavantajı sebebiyle Caen. Caen’in kalan 2 haftada galibiyet alması zor görünüyor. Kuruluşunun 75. yılında ise, şampiyonluğa oynaması gerekirken düşme hattında seyreden Saint Etienne ise, kalan 2 maçında 1 galibiyet dahi alırsa ligde kalmayı başaracaktır.

Kalan maçlar:

Le Mans: Grenoble, Lorient (D)

Caen: Lyon (D), Bordeaux

Saint Etienne: Auxerre(D), Valenciennes

Sochaux: Nantes, Grenoble(D)

Nantes: Sochaux(D), Auxerre

Lyon çelmesi…

Lyon Marsilya’ya öyle bir çelme taktı ki… Haftalardır bu maçı bekliyorduk. Marsilya, kazanıp Lyon’a son bir darbe daha vuracak ve şampiyonluğa bir adım daha yaklaşacaktı. Ama nafile… Lyon, halen daha Fransa futbolunda belirleyici güç olduğunu gösterdi. Marsilya’yı Velodrome’da yenerek, ligin yönünü değiştirdiler. Belkide Bordeaux’a şampiyonluğu hediye ettiler.

Maç öncesinde Marsilya takımı ve taraftarı şampiyonluğa tam motive bir görüntü içerisindeydi. Maça da öyle başladılar. Marsilya’nın maçın başında oynadığı futbol, galibiyetin habercisi niteliğindeydi. Direkten dönen toplar, son anda çıkarılanlar… Mamadou Niang son vuruşa kadar herşeyi müthiş yaptı, ama bir türlü gelmedi gol vuruşu. Niang, Cana ve Taiwo maçı kazanabilmek için, Marsilya’da en çok çaba gösterenlerdi. Çabaladılar durdular 30. dakikaya kadar ama 1 gol çıkaramadılar…

Lyon hiçbir şey yapmazken, Lyon adına birşeyler yapan Brandao oldu. Brandao, defansına yardımcı olmayı amaçlarken, Marsilya’ya yapabileceği en kötü şeyi yaptı. topla ilgisiz alakasız bir şekilde Ederson’u yere indirdi ceza sahası içinde. Bu kadar iyi oynarken Marsilya’nın başına gelebilecek en kötü şeydi bu! Benzema 6 haftadan sonra gelen gol orucunu bozma şansını geri çevirmedi haliyle…

Marsilyalı oyuncular, golden sonra iyice psikolojik baskının altında çabalamaya başladılar. Yine de gol pozisyonlarına girdiler, yine atamadılar. Ve ilk yarının sonuna doğru yaklaşırken, Benzema Marsilya’yı daha da karanlığa itecek golü attı. Marsilya takımı soyunma odasına doğru yol alırken, tribünler hala şoktan çıkamamışlardı. Çünkü ilk yarıda Marsilya oynamış, Lyon atmıştı.

İkinci yarıda Marsilya’dan maçı çevirecek hamle gelir mi? diye beklerken, Marsilya iyice tutuk bir görüntü çizdi. Hakemi baskı altına sokup, lehlerine bir karar çıkarmak için çok uğraştı Marsilyalı oyuncular. Birçok pozisyonda kendilerini yere bıraktılar. Ama hakem kaptırmadı kendini. Özellikle Brandao’nun topu önce eliyle alıp, ardından kendini yere bırakması çok gereksiz bir hareketti.

Eric Gerets, birçok maçta yaptığı oyuncu değişiklikleriyle Marsilya’ya hayat vermişti. Ancak dünkü maçta gerets’in değişiklikleri, Wiltord hariç sahadaki gidişi terse çeviremedi. Özellikle Valbuena’nın oyunda kalması Marsilya ortasahası için önemliydi. Valbuena yerine oyundan Brandao çıkarılmalıydı. Valbuena oyundan çıktıktan sonra ortasaha hakimiyeti maçın son bölümüne kadar Lyon’un eline geçti.

Claude Puel ise, çok birşey yapmadı maç boyunca. Zaten maçın seyri içinde, galibiyet onlara gelmişti. O da çomak sokmadı araya. Bu sonuçla da Lyon, gelecek sezon için Şampiyonlar Ligine katılım hakkını elde etti diyebiliriz. Ama gelecek sezon takımın başında Puel mi olur? o bir soru işareti…

Marsilya 13 haftadan sonra, en olmayacak haftada yenildi. En son 19. haftada Nancy’den 3 gol yemişlerdi. Bitime 2 hafta kala ipleri Bordeaux’un eline verdiler. Kalan haftalarda Bordeaux’un yenilmesini beklemekten başka şansları kalmadı…

Bordeaux’un kalan maçları: Monaco, Caen (D)

Marsilya’nın kalan maçları: Nancy(D), Rennes

O’M-O’L: Muhtemel onbirler ve istatistikler

stats_marseille_lyon

Muhtemel onbirler:

Marsilya: Mandanda; Bonnart, Civelli, Hilton, Taiwo; Valbuena, Cana (c), Ben Arfa, Be. Cheyrou; Valbuena, Brandao, Niang

Lyon: Lloris; Réveillère (or Clerc), Cris, Boumsong, Källström; Makoun, Toulalan, Juninho (c); C. Delgado, Benzema, Ederson (or Mounier)

İki takım arasında Velodrome’da oynanan son 5 maç

2007-2008 : Marseille-Lyon 3-1
2006-2007 : Marseille-Lyon 1-4
2005-2006 : Marseille-Lyon 1-1
2004-2005 : Marseille-Lyon 0-1
2003-2004 : Marseille-Lyon 1-4

Marsilya’nın oynadığı son 5 maç

Nice-Marseille 0-2 (Ligue 1, 35e )
Marseille-Toulouse 2-2 (Ligue 1, 34e )
Lille-Marseille 1-2 (Ligue 1, 33e )
Lorient-Marseille 1-2 (Ligue 1, 32e )
Marseille-Shakhtar Donetsk 1-2 (UEFA Kupası)

Lyon’un oynadığı son 5 maç

Lyon-Nantes 3-0 (Ligue 1, 35e)
Valenciennes-Lyon 2-0 (Ligue 1, 34e )
Lyon-Paris SG 0-0 (Ligue 1, 33e )
Bordeaux-Lyon 1-0 (Ligue 1, 32e )
Lyon-Monaco 2-2 (Ligue 1, 31e )