Monaco’daki potansiyel…

Ligue 1 takımları arasında, potansiyeli en yüksek genç oyuncu topluluğuna sahip takımlardan biri, hatta birincisi Monaco. Geçtiğimiz yıllarda da altyapısından çok önemli oyuncuları Avrupa piyasasına sürmüşlerdi. Bunların arasında akla ilk anda gelecek isimler Thierry Henry, David Trezeguet, Jeremy Menez gibi önemli oyuncular olacaktır. Monaco 2004 yılında oynadığı Şampiyonlar ligi finalinden bu yana geri viteste bir takım görüntüsü çizdi. Geride kalan yıllarda Fransa’nın büyükleri arasında anıldıkları yılların çok uzaklarına düştüler. Monaco artık Fransa’nın orta sıra takımlarından biri, ancak tekrardan eski günlere dönmeleri için gerekli olan potansiyeli de ellerinde barındırıyorlar. Monaco’nun elinde Fransa liginin en yetenekli gençlerinin birkaçı bulunuyor. Bu sezon boyunca da bu genç oyuncular kadroda kendilerine yer buldular. Gelecek sezon öncesi bu durum onlar için önemli bir avantaj teşkil ediyor. Zira, takım kadrosunda yer alan genç oyuncular çaylak sezonlarında 20’nin üzerinde maça çıktılar ve gelecek sezon bu durumun olumlu yansımalarını mutlaka göreceğiz.

Monaco’daki bir diğer olumlu gelişme de; son iki yıldır Rennes takımını çalıştıran ve başarılı sonuçlara imza atan Guy Lacombe‘nin teknik direktörlük koltuğuna getirilmesi oldu. Guy Lacombe Rennes’in başındayken genç oyunculara sıkça takımda yer vermiş ve onları takıma entegre etmişti. Geçen yıl Monaco’yu çalıştıran Ricardo’nun da hakkını yememek gerek. Geçen yıl bu oyuncuların gelişiminde başlangıcı sağlayan o olmuştu ve şimdi bayrağı Guy Lacombe’ye devretti. Guy Lacombe’de Monaco’daki potansiyelin farkında ve yeni sezon öncesi bu duruma dikkat çekiyor. “Bu oyuncuların bir sonraki adıma geçiş yapma zamanları…” diyor Lacombe. Eğer Lacombe bunu sağlayabilirse bu oyuncularla birlikte Monaco’da yükselecektir.

Peki kimdir Monaco’nun genç yetenekleri? En önemlisi kuşkusuz geçen yıl Monaco kalesini bütün sezon boyunca koruyan Stephane Ruffier. 22 yaşındaki laleci geçen sezon Monaco kalesini 32 maçta korumuştu. Ruffier, Fransa’nın genç kuşaktaki en iyi kalecilerinden biri ve tek şanssızlığı milli takım yolunda önünde Steve Mandanda ve Hugo Lloris’in bulunması.

Monaco’nun defans pozisyonunda oynayan iki önemli genç oyuncusu da; Cédric Mongongu ve Nicolas Nkoulou… Bu iki oyuncuda bu sezon 20 maçın üzerinde takımda yer aldılar. özellikle Kamerunlu Nicolas Nkoulou gelecek vaadeden bir oyuncu. Defansın merkezinde, sağ bekte ve hatta defansif ortasahada oynayabilecek özelliklere sahip Nkoulou henüz 19 yaşında. Nicolas Nkoulou genç yaşına rağmen Kamerun milli takımında da oynayan bir oyuncu.

Ortasahada oynayan Juan-Pablo Pino ve Yohan Mollo‘da önümüzdeki yılın Monaco’sunda önemli işler yapacak oyuncular. Özellikle Pino, önümüzdeki birkaç yıl içinde önemli bir takımda yer bulabilir. Pino, sürekli bir gelişim içinde ve Kolombiyalı oyuncunun tekniği dikkat çekici. Fransa genç milli takımlarında oynayan Mollo ise kanatlarda oynayan bir oyuncu.

Monaco’nun forvet hattında oynayan Fredric Nimani ise 1988 doğumlu bir oyuncu. Geride bıraktığımız sezon 28 maçta kırmızı-beyazlı formayı giydi ve 6 gol attı. Nimani, 1.91’lik boyu ve güçlü fiziğiyle önümüzdeki yıllarda Fransa milli takımının da forvetteki önemli oyuncularından biri olabilir.

Monaco’da geçen sezon başında patlama yapması beklenen Serge Gakpe ve Djamel Bakar ise sezon boyunca yaşadıkları sakatlıklardan dolayı beklenen performansı gösteremediler. Özellikle Serge Gakpe önümüzdeki sezon takımı sırtlayan oyuncu olabilir. Freddy Adu ise, bu kadar potansiyeli yüksek oyuncu arasında sönmeye yüz tutmuş bir oyuncu olarak dikkat çekiyor. Adu şu an 14 yaşındayken yakaladığı popularitenin çok uzağında, over-rated bir oyuncu olmaya doğru ilerliyor.

Monaco yakın zaman içinde Jeremy Menez’i Avrupa futbol piyasasına sürmüştü. Menez, Monaco altyapısından yetişip, A takımda oynadıktan sonra Roma’ya transfer olmuştu. Monaco’da bu kez  birçok oyuncu eşzamanlı olarak seviyesini yükseltiyor. Doğru takviyelerle eski şaşalı günlerine dönen bir Monaco izleyebiliriz yakın bir gelecekte…

Juan-Pablo Pino incelemesi

Diego Buonanotte

Toulon Turnuvasında dün ilk maçlar oynandı. Günün kapanış maçında Arjantin gençleri, Hollanda’yı 4-0 yendi. Arjantin’in sahada en çok dikkat çeken oyuncusu Diego Buonanotte idi. Fiziksel dezavantajına rağmen, sahada döktürdü. Bir de gol attı Hollanda’ya… Buonanotte’yu ilk izlediğim günden bu yana uzun bir zaman geçtiğini farkettim. Onun hakkında birşeyler karalamıştım, hatırladım. Arşivden çıkardım yazıyı, şimdi buraya ekliyorum. Buonanotte’yi hakkında 27 Mayıs 2008’de yazdıklarımla, şu anki Buonanotte’yi birlikte karşılaştırmak istedim. Kasedi geriye sarıyoruz;

“Gece yatağıma yattım ama uyku tutmadı. Kendimi televizyonun karşısına attım. Hep ışık hızı sesten hızlıdır derler ama bizim televizyonumuzda ses, ışıktan hızlı ;) Önce sesler geldi TV ‘den! Çılgın taraftar sesleri… Gözlerim parladı! Görüntüye kavuşmamla birlikte kendimi River Plate- Independiente maçını izlerken buldum. Maçı izlememdeki ana sebepler Ariel Ortega ve daha önce birkaç kez izleyip de beğendiğim Radamel Garcia Falcao. Ortega yedekler arasında, Falcao ise tutuk… Ama sahada öyle bir çocuk var ki, maçı izleme sebeplerimde radikal değişiklikler yaratıyor bir anda… Çocuğun adı Diego Buonanotte…

Buonanotte hakkında bazı bilgiler vermek gerekirse tam adı Diego Mario Buonanotte Rende, 19 Nisan 1988 de Arjantin Santa Fe ‘de dünyaya gelmiş. River de ilk maçına henüz 17 yaşındayken, 3-1 kazandıkları Instituto karşısında 9 Nisan 2006 ‘da çıkmış. Ardından bir hafta sonra Boca derbisinde ikinci yarıda oyuna girip hem gol atmış hemde maçın 2-0 kazanılmasında kilit rol oynamış.

Buonanotte ‘nin pas verme, teknik ve top sürme yetenekleri olağanüstü… Kesinlikle izlenmesi gereken bir yıldız adayı… Sol kanat ağırlıklı oynasa da tam anlamıyla bir oyun kurucu. Zeki bir futbolcu olduğunu her hareketinde, her pasında belli ediyor. İkinci yarıda oyuna giren Ortega bile gölgesinde kalıyor. Maçı izlemekten inanılmaz keyif alıyorum. Maç 0-0 bitiyor. Golsüz bir maç bu kadar göze hoş gelebilir. Ama bir maçta karar vermemeli diyorum ve Ntvspor’un 24 Mayıs gecesi River-Huracan maçını yayınlayacağını öğrendikten sonra bu maçı beklemeye başlıyorum. Buonanotte yine sahada döktürüyor. Sahada basmadık yer bırakmıyor. Maçın sonlarına doğruda Ortega’nın muhteşem pasıyla golü buluyor. River 1-0 Huracan…

Buonanotte’yi bu kadar övdüm ama bazı eksiklikleri var elbet. Herşeyden önce fizik anlamında kendini geliştirmesi şart. 1.60 boyunda ve oldukça zayıf. Avrupa nın sert savunmalarında ezilebilir. Avrupa nın büyük takımlarına yol almadan önce fiziğini geliştirmeli! Zira, Avrupa futbolunun sert koşullarında Riquelme ve D’Alessandro gibi yeteneklerin nasıl kaybolduklarına tanıklık ettik.

Buonanotte konusunda son bir nokta, Messi ‘den bir yaş küçük ve Kun Agüero ile yaşıt. Aslında gereken patlamayı yapmak için her an geç kalabilir…”

Son cümlede belirttiğim patlama gerçekleşmese de; Buonanotte bu sezon Arjantin liginde çok iyi bir performans sergileyerek, dikkati iyice üzerine toparladı. Dün sahadaki en iyi oyuncuydu, ancak fiziksel yetersizliği de en az tekniği kadar dikkat çekti. Toulon turnuvası gereken patlamayı yapması için son şansı olabilir. Buonanotte elbet Avrupa’da bir takıma transfer olacaktır. Ancak Toulon’daki performansı nereye gideceği konusunda belirleyici olabilir.

Dün gece oynanan maçta, Hollandalı oyuncular onu sürekli faullerle durdurdular. Takımına birçok kez serbest vuruş kazandırdı. Hatta birde ceza sahası dışında düşmesine rağmen penaltı… Ancak Avrupa’nın birçok liginde hakemler bu kadar kolay düdük çalmayacaklardır. Yetenek anlamında Messi seviyesine yakın ama fiziksel anlamda onun çok gerisinde Buonanotte…

Toulon Turnuvası: Fransa U-21 takımı

Bugün başlayacak olan Toulon Turnuvasında ev sahibi olarak yer alacak Fransa turnuvanın favorilerinden olacak. Fransa kadrosu son yılların en heyecan verici en izlenesi oyuncularından oluşuyor. Erick Mombaerts‘in çalıştırdığı Fransa U-21 takımının grubunda Şili, Portekiz ve Katar bulunuyor. Katar her ne kadar grubun zayıf halaksı olarak görünse de, son zamanlarda ülkede futbol altyapısına yapılan yatırım sayesinde ciddi bir gelişim gösterdiler. Portekiz ise, Avrupa’nın en iyi yetiştirici ülkelerinden biri. O yüzden bu turnuvada da kadrolarında birkaç oyuncunun dikkatyimizi çekeceğini düşünüyorum. Ancak Portekiz turnuvada çok ileriye gidemeyecektir. Şili ise, geçen yılki Toulon’un finalisti. Geçen sezon finalde İtalya’ya kaybetmişlerdi ve turnuvada potansiyeli yüksek oyuncularla dikkatleri üzerlerine çekmişlerdi.

Fransa U-21 kadrosundaki izlenmesi gereken oyunculara değinmeden önce, tam kadroyu yazmak daha doğru olacaktır. Erick Mombaerts’in açıkladığı 22 kişilik Fransa kadrosu şöyle;

Kaleciler : Johan Carrasso (Montpellier), Johnny Placide (Le Havre), Kévin Olimpa (Bordeaux)

Defans : Paul Baysse (Sedan), Garry Bocaly (Montpellier), Dorian Dervite (Southend United), Jean-Amel Kana-Biyik (Le Havre), Cheikh M’Bengue (Toulouse), Mamadou Sakho (Paris SG), Armand Traoré (Portsmouth)

Ortasaha : Darry Herold Goulon (Le Mans), Damien Marcq (Boulogne), Marvin Martin (Sochaux), Younousse Sankhare (Reims), Grégory Sertic (Bordeaux), Mousssa Sissoko (Toulouse), Etienne Capoue (Toulouse)

Forvet : Jires Kembo Ekoko (Rennes), David N’Gog (Liverpool), Gabriel Obertan (FC Lorient), Bakary Sako (Châteauroux), Sambou Yatabare (Caen).

Kadroya en çok oyuncuyu görüldüğü üzere üçer oyuncuyla Toulouse ile Bordeaux veriyor. İlginç bir şekilde kadroda Lyon’dan hiçbir oyuncu bulunmuyor. Lige yeni çıkan takımlardan Montpeiller kadrosundan ise, geçen sezon Marsilya’dan kiralanan Bocaly ve kaleci Carrasso bulunuyor. Ligin yenilerinden Bouloge’den de Damien Marcq kadroda…

Kadroda dikkat edilmesi gereken birçok oyuncu var.  Özellikle Toulouse’lu Cheikh M’Bengue, Mousssa Sissoko ve Etienne Capoue çok iyi oyuncular. Üçü de bu sezon Toulouse’da direkt olarak oynadılar. Özellikle ortasaha da Mousssa Sissoko ve Etienne Capoue ikilisini dikkatle izlemenizi öneriyorum. Bu iki oyuncu ilerleyen yıllarda adından sıkça söz ettirecektir.

PSG’de oynayan Mamadou Sakho ise kadronun en yüksek profilli oyuncularından. Daha şimdiden Avrupa’nın birçok büyükkulübünün izlediği Sakho, Fransa defansının belkemiği olacaktır. Sakho şu an sadece Fransa’nın değil tüm Avrupa’nın en önemli genç yeteneklerinden…

Bu sezon Aresenal’den, Portsmouth’a kiralanan Armand Traoré ise savunmanın solunda Cheikh M’Bengue‘yi takımdan kesecektir. Portsmouth’ta bu sezon 14 maçta forma giyen Traore hakkında Arsene Wenger’in keşfettiği bir oyuncu demek çok şey anlatacaktır. Erick Mombaerts umarım defansın solunda Cheikh M’Bengue‘yi de sık sık oynatır. Çünkü en az Armand Traoré kadar potansiyeli yüksek bir oyuncu Cheikh M’Bengue.

Ortasahada oynayan Younousse Sankhare ise, bu sezon devre arasında PSG’den Reims’e kiralanmıştı. Yeterli süreyi alması halinde turnuvanın en önemli oyuncularından olabilecek yeteneğe sahip bir oyuncu. Onun hakkında biraz olsun bilgi sahibi olmak isteyenler varsa bu videoyu izlemelerini öneriyorum. [ video 2 ]

Turnuvanın en iyi oyuncusu olması muhtemel oyuncu ise; Gabriel Obertan. Hakkında çok şey duymuşsunuzdur zaten. Devre arasında Bordeaux’tan Lorient’e kiralanmıştı. Girondins’te forma şansı bulamadığından bu  onun için iyi bir seçim oldu. İkinci yarıda Lorient’te 15 maçta forma giydi. Onun hakkında daha önce birşeyler karalamıştım. Videolarını mutlaka izlemenizi öneririm.

PSG’de parlarparlamaz Liverpool’un transfer ettiği David N’Gog performansını ise merak ediyorum. Zira, bu sezn genellikle rezerv takımda oynamıştı. Gelişim kaydedebildiyse şayet, diğer bölgeleri zaten güçlü olan Fransa’nın şampiyonluk yolunu açacaktır.

Adı geçen oyuncular dışında, özellikle daha önce izlemediklerimden bakalım kimler parlayacak? Fransa ilk maçını yarın 21:45’te Katar ile oynayacak. Ekran başında olmanızı öneririm.

Toulon Turnuvası 2009

Tournoi_de_Toulon_1967

Toulon Gençler Turnuvası 2009 yarın başlıyor. Bu sezon 3 -12 Haziran arası oynanacak turnuvanın yukardaki fotoğrafta gördüğünüz ilk afişi. Görüldüğü üzere 5 kulüp takımı katılmış 1967’deki ilk Toulon turnuvasına. İlk organizasyonun şampiyonu Anderlecht takımı olmuştu. 1967-1974 yılları arasında ara verilen turnuvaya, 1974 yılında yeni bir çehreyle yeniden başlanmıştı. Turnuvanın 1974 ayağına 8 takım katılmış ve bunların dördü ülke, diğer dördü de kulüp takımı olmuştu. 1974 Toulon turnuvasına Polonya, Macaristan, Çekoslavakya, Brezilya milli takımlar olarak; Derby County, Anderlecht, Nimes and B.Mönchengladbach’ta kulüp takımları olarak katılmıştı. 1975 yılında ise kulüp takımları tamamen turnuvanın dışında bırakılmış ve yola genç milli takımlarıyla devam edilmeye başlanmıştı. Tamamı ülke milli takımlarından oluşan 1975 turnuvasına 8 ülke (Arjantin, Fransa, İtalya, Meksika, Çekoslavakya, Macaristan, Polonya and Portekiz) katılmıştı. 1974 turnuvasını kazanan Polonya‘nın ardından, 1975’te Arjantin şampiyonluğu kazanmış ve kupayı Güney Amerika’ya götüren ilk takım olmuştu.

1974’ten bu yana kesintisiz devam eden turnuvayı Fransa 11 kez kazanarak ev sahibi olmanın avantajını kullanmıştı. 2004-07 arasında şampiyonluğa ambargo koyan Fransa genç milli takımı bu sezonun da favorilerinden biri. Turnuva geçtiğimiz yıllarda birçok genç yıldızın parladığı ilk yer olmuştu. Geçmiş turnuvalarda; Zinedine Zidane, Alan Shearer (gol kralı 1991) , Thierry Henry (en iyi oyuncu ve gol kralı 1997), Juan Román Riquelme (en iyi oyuncu 1998), David Ginola (en iyi oyuncu 1987), Hristo Stoitchkov, Djibril Cissé (gol kralı 2001), Cristiano Ronaldo (2003),Sebastian Giovinco (en iyi oyuncu 2008)  gibi sonraki yıllarda Avrupa futboluna damgasını vuracak oyuncular parlamıştı.

Toulon 2009’a 8 genç milli takım katılacak. Turnuvada bu yıl boy gösterecek genç milli takımlar şöyle;

GRUP A
Arjantin
Mısır
Rep. Tchèque Birleşik Arap Emirlikleri
Hollanda
GRUP B
Şili Chili
Fransa
France
Portekiz
Katar
Pays-Bas

Maçlar iki grupta oynanan maçlarla oynanmaya başlanacak ve 12 Haziran’daki finalle son bulacak. Turnuvanın geçen seneki ayağına hatırlanacağı gibi Türkiye’de katılmış ve gruplarda elenmişti. Geçen sezonki turnuvanın şampiyonu İtalya olmuştu. İtalya finalde Şili’yi 1-0 yenerek kupaya uzanmıştı. Benim turnuvada çok beğendiğim Fildişi Sahilleri ise turnuvayı üçüncü sırada bitirmiş ve turnuvanın gol kralı da Fildişi Sahilleri’nden 5 golle Sekou Cissé olmuştu. Toulon 2008’in “en iyi oyuncusu” da Juventus’ta oynayan Sebastian Giovinco olmuştu. En iyi kaleci de yine İtalya’dan Davide Bassi olmuştu.

Toulon kenti,  Fransa’nın günyinde Region du Var bölgesinde bulunuyor. Bu bölge içerisindeki 5 stadyumda oynanan maçlar Toulon’un Mayol Stadyumundaki final maçıyla son bulacak. Toulon 2009’da, geçen yılın şampiyonu İtalya olmayacağı için, en önemli favoriler Fransa, Arjantin ve Şili olacaktır. Turnuvanın maçlarını son yıllarda olduğu gibi yine Eurosport yayınlayacak. Turnuvanın ilk gününde saat 19:30’da Mısır- B.A.E ve günün kapanış maçında 21:45’te Arjantin-Hollanda karşılaşacak. Fransa’nın Toulon’daki takımı hakkında da birşeyler yazacağım. Liglerin tamamlanmasının ardından izlenmesi çok zevkli bir turnuva bizleri bekliyor. Futbolla yatıp, futbolla kalkmaya devam ediyoruz…

Toulon 2009’un maç programı

Düşenin dostu olmaz!


Düşen takımların en iyi oyuncuları, takımların düşmeleriyle birlikte talan edilir. Diğer takımlar kadrolarını güçlendirmek için amiyane tabirle düşen takımlar üzerine “leş kargası” gibi saldırırlar. Düşen takımların en iyi oyuncuları paylaşılır. Ülkemiz takımları tarafından genellikle düşünülmese de Fransa’nın orta düzey takımlarından ligimizin kalitesini artıracak çok önemli oyuncular transfer edilebileceğini düşünüyorum. Bu yüzden düşen takımlara bir göz atıp, transfer edilebilecek oyuncularını ayrıştırmaya çalışacağım. Aralarından Türkiye ligine transfer edilen olursa, birlikte seviniriz ;)

Düşen takımlar arasında en iyi kadroya sahip takım Caen’di. Caen’in ligde tutunmayı başaramamış olması  ilginç çünkü ligde kalmayı başaran birçok takımdan -bireysel olarak bakıldığında- daha iyi bir kadroya sahiptiler. Caen’in en önemli oyuncusu kuşkusuz Steve Savidan‘dı. Onunla ilgili daha önce de yazmıştım. Savidan alt ve orta düzey takımlarda geçen kariyerinde, son birkaç yıldır gittiği her takımda “kurtarıcı” rolünü üstlendi. Sezonun ilk yarısında müthiş performansı, Domenech tarafından milli takıma kadrosuna seçilmekle ödüllendirilmişti. Ligimize transfer edilen yabancıların kaç tanesi Fransa milli takım kadrosuna seçilmiş oluyor ki? Savidan çok yüksek ihtimalle Ligue 1’de birçok takımdan transfer teklifi alacaktır. 31 yaşına geldikten sonra yurtdışına transfer olur mu bilinmez, ama onu transfer eden kim olursa, önemli bir golcü transfer etmiş olacak!

Caen kadrosundaki bir diğer önemli oyuncu ise Remi Gomis. Defansif ortasahada oynayan Gomis henüz 25 yaşında. Bu sezon 29 maçta Caen formasını giyen Gomis, 2 de gol attı. Ligimizin üst düzey takımlarında dahi ihtiyacı karşılayabileceğini düşündüğüm Gomis’in ligimizdeki ortasıra takımlarına ise müthiş güç katacağını düşünüyorum. Senegal asıllı Gomis, yere sağlam basan, atletik bir oyuncu.

Fahid Ben Khalfallah Caen’den alınabilecek bir diğer oyuncu. Genellikle sol kanatta oynamasına rağmen, sağ kanatta da rahatlıkla oynayabilecek bir oyuncu Tunus asıllı Fahid Ben Khalfallah. Takım seviyesinin çok üzerinde performans sergilediği bu sezonda, diğer takımların da dikkatini çekmiştir. Ligimize kolaylıkla transfer edilebileceğini düşünüyorum Fahid Ben Khalfallah’ın. (kabul etmek gerek değişik bir ismi var.)

Ricardo Faty

Caen’e nazaran daha güçsüz kadrolara sahip olan Nantes ve Havre’den de “transfer edilesi” birkaç oyuncu bulmak mümkün. Nantes’ta oynayan Ivan Klasnic kariyerindeki düşüşe rağmen hala iyi bir oyuncu. Almanya’daki günlerini bu kadar çabuk unutmamak gerekiyor. Nantes’tan transfer edilebilecek bir diğer oyuncu da Ricardo Faty. Henüz 22 yaşında olan Faty, Fransa U-21 takımının önemli oyuncularından biriydi. Hatta onun için “Yen Viera” yakıştırmaları da yapılmıştı. O dönemki performansı ile Roma’ya transfer olan Faty, oradan da Bayer Leverkusen’e kiralanmıştı. Sezon başında da Nantes’a transfer olan Ricardo Faty, beklenen gelişimi gösteremese de, onun adına hiçbir şey için geç değil henüz. Faty hala potansiyeli olan bir oyuncu ve fiziksel özellileri birebir Yaya Toure’ye benziyor.

Havre kadrosu, diğer takımların oldukça gerisinde bir seviyede. Bu sezon Ligue 1’de 32 maçta 10 gol atan Amadou Alasanne, ligimize orta düzey takımlarında iş yapabilir. Havre kadrosunda yer alan en önemli oyuncu ise, genç defans oyuncusu Loic Nestor. Onu ligimizden transfer eden çıkar mı bilinmez ama Fransa’nın önemli genç oyuncularından biri Loic Nestor. Sezon başında Fenerbahçe’nin transfer edeceği hatta ettiği konuşulan genç yetenek Gueida Fofana ise bu sezon hiçbir maçta Havre formasını giyemedi. O yüzden onun hakkında birşey söyleyebilmek mümkün değil.

Adı geçen oyuncuların dışında kalan birkaç oyuncu daha var elbet. Ancak düşen takımlarda en çok dikkatimizi çeken oyuncuları yazmaya çalıştım. Türkiye liginin orta düzey takımlarının bu oyunculardan bir tanesini olsun transfer etmesi umuduyla…

WonderKid: Aiden McGeady

İskoçya’nın bu aralar en çok konuştuğu isimlerden Aiden McGeady. Enteresan bir şekilde, futbolda çok da tercih edilmeyen 46 numaralı formayı giyiyor Celtic’in genç yıldızı. Tamam 1986 doğumlu adama genç denmez ama, o adam 17 yaşında Celtic A takımında düzenli forma bulmaya başlamışsa, iş değişir.

İrlandalı bir anne babanın çocuğu, kendisi İskoçya doğumlu. Gelen tüm tekliflere rağmen, İrlanda milli takımını seçmiş olması, onu hem Celtic’lilerin hem de vatandaşlarının gözünde kahraman yapmış adeta. Kahraman olmasının tek sebebi bu değil. Galatasaray için Arda Turan şu anda ne ifade ediyorsa, Celtic için de Aiden McGeady odur. Pozisyon olarak sol açık veya ileri solda oynayabiliyor.

17 yaşını henüz bitirmişken, 2003-2004 sezonu sonlarında oynanan ve ilk forma giydiği maç olan Hearts maçında oyuna girdikten 17 dakika sonra ilk golünü kaydederken, Celtic taraftarları bir yıldızın doğuşuna şahit oluyorlardı adeta.  Ayrıca 2007-2008 sezonunda hem Futbolcuların seçtiği Yılın Oyuncusu, hem de Federasyonun seçtiği Yılın Genç Oyuncusu ödüllerini beraber kazanarak, İskoç Premier Ligi’nde bunu başaran ikinci oyuncu olduğunuda, artık Celtic taraftarları, satın aldıkları formaların arkasına onun da ismini yazdırmaya başlamıştı. Yeteneklerini buradan izleyebilirsiniz.

İskoç medyasının üstüsündeki baskıyı artarak hisseden McGeady, Türkiye’de Arda Turan’a yapılanların aynısına burada maruz kalıyor, sonunda teknik direktör Gordon Strachan ile arası açılıyordu. Bu sezonun ilk devresinin sonlarına doğru, Aralık ayının içinde teknik direktör tarafından 2 haftalık men cezası alan McGeady, aynı dönem içerisinde aylık maaşından da oluyor, fakat herşeye silbaştan başlayarak, teknik direktörü ile barışıp, formayı tekrar sırtına geçiriyordu.

Rangers’a karşı oynanan Co-op Insurance Cup Final’da, uzatmaların sonunda attığı 50 metrelik depar ile topa kendisinde daha yakın olan Kirk Broadfoot’a fark atarak topu kazanması ve daha sonra Broadfoot’un kendisini çaresizce yere düşürerek kazandığı penaltıyı gole çevirmesi, Strachan’a gönderilen bir özür mesajıydı adeta.

Ligin sona erdiği şu dönemlerde her ne kadar kendisi Celtic’te kalmayı çok istediği yönünde açıklamalarda bulunsa da, Martin O’Neill’ın kendisinin peşinde olduğu ve deyim yerindeyse ‘rüyalarını süslediği’ haberleri ortalıkta dolaşmaya başladı. McGeady gitmesine kesin gözüyle bakılan Nakamura ile birlikte bu yaz Glasgow’u terk ederse, ne yeşil-beyaz’ın bir anlamı kalır, ne de 46 numaralı formaların…

by deNNis

Fransa’da Yılın Onbiri…

UNFP (Profesyonel Futbolcular Birliği) tarafından verilen ödüllerin en önemlilerinden biri de “Yılın Onbiri”. Yılın onbirine giren oyuncuların adı transfer döneminde de sıkça anılıyor. Bu yılın onbirinde 5 yabancı oyuncu bulunuyor. Kadroda 6 Fransız oyuncu yanı sıra, 2 Brezilyalı, birer Senegalli, Nijeryalı ve Beninli oyuncu bulunuyor. Son 7 yılın şampiyonu Lyon ise, ligin en iyi kadrosuna sahip olmasına rağmen kadronun sadece kalecisini belirlemiş. Belirlenen kadroya itirazı olanların yorumlarını bekliyorum. Ligin bitiminde bizde bir yılın onbiri yaparız mutlaka.

kadro

En iyi 5 Brezilyalı…

Dünyanın en  çok futbolcu ihraç eden ülkesi kuşkusuz Brezilya. Futbolcu ihracatı ülkenin kendi ihracat rakamlarında da ilk sıralarda geliyordur muhtemelen. Hal böyle olunca, en büyük liglerden- en amatör liglere kadar her yerde Brezilyalı oyunculara rastlamak mümkün.  Fransa liginde altyapı işlevselliği üst düzeyde sağlanmış olsa da, Brezilyalı oyuncular burada da tercih ediliyor. Hatta Lyon ve Bordeaux gibi bu ekol üzerine sistem kuran takımlar var. Fransa Ligue 1’de 29 Brezilyalı oyuncu forma giyiyor. Yazıda Fransa ligindeki en iyi 5 Brezilyalı oyuncuyu sıralamaya çalışacağız. Bunu yaparken bazılarının bu yılki performansları, bazılarının da geçmişten gelen ayrıcalıkları etkili olacak.

Juninho (Lyon)

2001’den bu yana formasını giydiği Lyon’un sembol oyuncularından bir oldu artık. Lyon’un 7 şampiyonluğunda da takımdaydı ve şampiyonluğu getiren oyuncuların başında geliyordu. Bu sezon Lyon 8. şampiyonluğu kaybederken, bir dönemin daha sonuna geliniyor.  Juninho’lu Lyon yavaş yavaş tarihe karışıyor. Büyük usta sezon sonunda yüksek ihtimalle, Avrupa futbol arenasından çekilecek. Lyon’da kalması halinde dahi gelecek sezon genellikle yedek kulübesinde oturacaktır. Çünkü artık Lyon’un onsuz oynamayı öğrenmesi gerek.

Fernando (Bordeaux)

Geçmiş yıllardaki performanslara da bakılırsa bu koltuğun sahibi Lyon’dan Cris. Ancak bu sezonki Bordeaux performansıyla da bu pozisyonu hak eden oyuncu Fernando. Fransa ligi, Avrupa’nın büyük takımlarının defansif ortasaha oyuncu ihtiytaclarını karşılarken, ligde de ciddi anlamda bu pozisyonda bir bolluk yaşanıyor. Diğer Avrupa liglerine oranla, en alt düzey takımların bile güçlü ortasahaları var. Ancak bu şartlar içerisinde, şampiyonluğa oynayan bir takımın ortasahasının belkemiği olmak büyük bir başarı. Fernando bu sezonki Bordeaux’nun en önemli oyuncularından biriydi.

Wendel (Bordeaux)

Wendel geçen sezonki performansıyla kalitesini ispatlamıştı. Bu yıl geçen yılki performansından uzak kaldı. Bunun en büyük sebebi Yoann Gourcuff’un Bordeaux’da geminin kaptanı olmasıydı. Yoann Gourcuff’un bu sezonki performansıyla, Wendel gibi önemli bir oyuncu geri plana itilmiş oldu. Oysa geçen yıl Bordeaux’un Gourcuff’u o idi. Cruzeiro sonrası geldiği Bordeaux’da önemli bir oyuncu oldu hep Wendel. Bu sezon 28 maçta formasını giydiği Bordeaux için, 4 gol atıp 8 asist yaptı ki, eğer sezon sonu Bordeaux şampiyon olursa Wendel yine önemli bir katkı yapmış olacak.

Michel Bastos (Lille)

Ligin bu sezon en çok konuşulan Brezilyalısı Michel Bastos’tu. 2006’da Lille’e transfer olduğunda Avrupa’daki futbol hayatında son şanslarını oynuyordu. Son şansını iyi kullandı Bastos. Özellikle bu sezon Lille takımını sırtlayan oyuncu oldu. 13 gol, 8 asistlik performansta zaten neler yaptığının göstergesi. Bastos attığı 13 golün 9’unu ligin ilk yarısında attı. Yani ikinci yarıda sadece 4 gol atabildi. İlk yarıya göre performansında düşüş yaşasa da, ligin şu andaki en gözde Brezilyalı oyuncusu.

Brandao (Marsilya)

Sıralamada birinci sırada olmasının Fransa’daki performansıyla henüz bir alakası yok. Brandao devre arasında Marsilya’ya transfer olmadan önce Ukrayna’nın Shakhtar Donetsk takımında geçirdiği 7 yılda 215 maçta 91 gol atmıştı. Müthiş performansı onu Marsilya’ya taşıdı Ocak ayında. Yarım devrelik periyotta Marsilya’ya az da olsa katkıda bulundu. Ancak diğer yanda 7 yıldır emek verdiği Shakhtar UEFA kupasına uzandı.  Onun oynadığı Marsilya ise yüzüp yüzüp kuyruğuna geldikleri şampiyonluğu neredeyse kaybetti.  Brandao’nun gelecek yıl Marsilya’da, bu sezonkinden daha fazlasını yapması gerekiyor. Yoksa Marsilya’daki ömrü kısa olacaktır…

Lyon’da kaybolanlar #2

İlk olarak Saint Etienne’de gösterdiği başarılı performansla dikkatleri üzerine çekmişti Frédéric Piquionne. Fransa’nın denizaşırı kolonilerinden Yeni Kaledonya ‘da doğup, büyüyen Piquionne 20’li yaşlarına kadar, bir diğer Fransız kolonisi ada Martinik liginin Golden Star takımında forma giymişti. Ardından Paris’in alt lig takımlarında forma giyen Piquionne, oradan Ligue 2 takımı Nimes’e transfer olmuştu. Nimes formasını giydiği birkaç maçta, Rennes gözlemcilerinin dikkatini çeken  Piquionne, 2001 yılında bu takıma transfer olmuştu. Rennes’te geçirdiği ilk iki yıl takımın teknik direktörü Vahid Halilhodzic’ti. Halilhodzic yönetiminde, Piquionne için de işler yolunda gidiyordu.

Halilhodzic’in ardından Rennes teknik direktörlüğüne getirilen Laszlo Bölöni, Piquionne’in takım için yeterli olmadığını düşünüyordu. Bölöni yönetiminde Piquionne yeterince forma şansı bulamadı bir sezon boyunca. Sezon sonu Saint Etienne’den gelen kiralama teklifini geri çevirmedi haliyle. Saint Etienne formasıyla Piquionne yeniden yükselişe geçti. Sezon sonunda  Piquionne’nin performansından memnun kalan Saint Etienne bonservisini de aldı. S.Etienne’de 1.5 sezon daha oynadı ve 2007 Ocak ayında forvet sıkıntısı çeken Monaco tarafından, devre arası transfer döneminde takıma dahil edildi. Monaco’daki 1.5 yıllık performansı Lyon için etkileyici olmuş olacak ki, sezon başında 4.5 milyon euro karşılığında Lyon tarafından transfer edildi. Jean Michel Aulas’ın son yıllarda Lyon’a yaptığı en başarısız transferlerinden biriydi oysa Piquionne…

Geride kalan maçlar da Piquionne’in Lyon’da oynayacak bir oyuncu olmadığını açıkca gösterdi. Piquionne oynadığı 19 maçta 2 gol atabildi. Bir zamanlar tekniği ve hızıyla etkileyen forvet oyuncusu, bu sezon yokları oynadı. Fred’in tutunamadığı bir takımda tutunması mümkün görünmüyor. Yaş itibariyle de 30’a dayandığını gözden kaçırmmak gerek. Lyon’dan sezon sonu gönderilecek oyuncuların başında geldiğinden kuşkum yok.

Lyon’da kaybolanlar #1

Lyon’da kaybolanlar #1

Lille de gösterdiği müthiş performans sonrası, Haziran 2007’de 16 milyon euro karşılığında Lyon tarafından transfer edilmişti Abdul Kader Keïta… Arada geçen 2 sezonda Lille’deki Keita’yı bir kere daha göremedik. Lille’de gösterdiği performansı eğer Lyon’da sürdürebilse, Lyon onu aldığından, çok daha fazlasına büyük liglerden birine pazarlayacaktı. Ancak Abdul Kader Keïta bir türlü Lyon’da bekleneni vermedi. Problemin ne olduğunu da kimse anlayamadı. Geçen yıl Alain Perrin, bu sezon ise Lille’de onu keşfeden ve parlatan Claude Puel, Keita’dan bir türlü verim alamadı.

Haziran 2007’de  Lyon, Lille’in iki önemli oyuncusu Abdul Kader Keïta ve Mathieu Bodmer’i toplam 25 milyon euro karşılığında transfer etmişti. Bodmer bu sezon uzun süreli bir sakatlık yaşarken, Keita’da takıma neredeyse hiç katkıda bulunamadı. Sezonu kupasız kapatacak olan Lyon’da sezon sonu gönderileceklerin başında gelebilir Keita. Lyon’un onun bonservisi için ödediği 16 milyon euro’yu kazanma şansı yok. Makul bir fiyata Abdul Kader Keïta elden çıkarılabilir. Zira, zaman geçtikşe Keita, iyiden iyiye kaybolacaktır.

Abdul Kader Keïta, futbola ülkesi Fildişi Sahilleri takımlarından Africa Sports’da başlamıştı. 19 yaşındayken Afrika kıtasının önemli liglerinden Tunus ligine transfer olmuştu. Tunus’ta Etoile du Sahel takımında oynadıktan sonra, Birleşik Arap Emirliklerinin Al Ain ve Katar’ın Al Sadd takımlarının formasını giymişti. Afrika liglerinde uzun yıllar top oynadıktan sonra, onu keşfeden Lille oldu. 2005 yazında Avrupa’ya yelken açan Keita’nın  Fransa’da gidebileceği en uygun takımdaydı. Lille onun parladığı yer oldu. Kanatlardaki oyunuyla Lille’in en önemli silahı oldu.

Lille’de geçirdiği iki yılda, Avrupa’nın büyük kulüplerinin dikkatini çekti. Uzun süre Milan tarafından izlendi. Keita, 2007 Ocak ayında açıklanan “Fildişi Sahillerininde Yılın Oyuncusu” ödülünde Drogba’nın ardından ikinci oldu. Kolo Touré ve Aruna Dindane gibi önemli oyuncuları geride bırakan Keita, artık iyice transferde büyük takımların hedefi haline gelmişti.

Haziran 2007’de Aulas, kimselere kolay kolay vermediği bonservis bedelini onun için Lille’e ödedi. Ancak aradan geçen zaman içinde Lyon ondan beklediğinin yarısını dahi alabilmiş değil. Lyon kadrosu içinde unutulmaya doğru gidiyor Abdul Kader Keïta. Genellikle oyunun son bölümlerinde oyuna giriyor ve bir türlü etkili olamıyor. Lille’deki günlerini hatırlıyorum. Müthiş tekniği olan bir oyuncu Abdul Kader Keïta ve yeni sezonla birlikte, yeni bir başlangış yapması gerekiyor…

***Abdel Kader Keita’nın futbolunu bizlere hatırlatacak bir video

Mamadou Niang hakkında…

_fpt9022-original

Son haftalarda Marsilya’yı taşıyan adam oldu Mamadou Niang… Toulouse maçında, Gignac’ın 2 golüne, aynen karşılık verdi.  Şampiyonluk yarışındaki rakipleri Bordeaux defansında oynayan Souylemane Diawara ile birlikte Ligue 1’de oynayan en başarılı Senegalliler onlar… Niang’ın, Diawara ile ilginç bir geçmişi var. İki oyuncuda Senegal’de doğmuş ve ardından, küçük yaşalardayken aileleri Fransa’ya öç etmiş. Niang ve Diawara’nın çocukluk yılları Normandiya şehri Le Havre’de geçmiş.

Şehrin,  Caucriauville bölgesinde büyümüş iki Senegallide. Futbola adımlarını bu bölgede atmışlar. Souylemane Diawara, Niang ile bağlarını şöyle anlatıyor: ‘Mamad’ benim kardeşim gibidir. Onlar 150 numarada , ben ise 148 numaralı dairede yaşıyordum. Yaşadığımız bloğun bahçesinde ve sokaklarda futbol oynuyorduk. “

İki oyuncu hiçbir zaman aynı takımlarda oynayamasalar da, birlikte defalarca Senegal milli formasını giydiler. Marsilya ve Bordeaux gibi iki ezeli takımın formaları altında uzun yıllardır mücadelelerini sürdürüyorlar. İki oyuncuda geçen bu kadar zamanda, hiç şampiyonluk sevinci yaşayamadılar. Görünen o ki, sezon sonunda ikisinden biri şampiyonluk madalyasını boynuna takacak.

Mamadou Niang, haftasonu Bordeaux’un Sochaux ile oynadığı maçı izlemek için Bordeaux stadı Chaban Delmas’ın tribünlerindeydi. Şehre maçı izlemek için giden Niang, dostu Diawara’nın evinde kaldı. Niang, maçta beklediğini bulamadı. Bordeaux, Gourcuff’un şahane oyunuyla, maçı 3-0 kazandı.

Mamadou Niang, oynadığı 23 maçta attığı 11 golle Marsilya’nın en golcü oyuncusu. Marsilya’nın oynadığı son 4 maçta 5 gol atmış. Bu performansıyla, şu an Marsilyayı yukarılarda tutan adam oldu. Sezonun ilk yarısında sakatlanıp, yaklaşık 2.5 ay sahalardan uzak kalmıştı Niang. Marsilya, bu dönemde çok fazla puan kaybetmesinin en önemli ssebeplerinden biri onun eksikliğiydi kuşkusuz.

Strasbourg takımındaki performansıyla parlayan Niang, 7 milyon euro karşılığında Marsilya’ya transfer olmuştu. Aradan geçen 4 sezonda takımın en önemli figürlerinden biri oldu Mamadou Niang. Marsilya hücum hattında önemli oyuncularla birlikte oynadı. Djibril Cisse, Franck Ribery ve Samir Nasri takımdan ayrılırken, o Marsilya da kaldı. Eğer bu sezon  Marsilya şampiyon olursa, başarının en önemli mimarlarından biri de o olacak…

Monaco’da parlayanlar…

Fransa’da 1990’lı yılların en güçlü takımlarından biridir Monaco. 2000 yıllar sonrası o günleri arayan bir takıma dönüşmüşlerdir. Yine de kulüp,  altyapısı ve  parlattığı oyuncular ile ne kadar iyi bir potansiyele sahip olduğunu göstermiştir. Monaco, altyapısından yetiştirdiği oyuncular kadar, diğer takımlardan aldığı oyuncuları parlatmak konusunda da örnek bir kulüp. Monaco’nun Fransa’nın yakın futbol tarihine bu bağlamda müthiş katkısı olmuş. Yazının kapsamında başka takımlardan Monaco’ya gelen ve Monaco’daki performanslarıyla parlayan 5 oyuncuya değiniceğim. Her biri, Monaco’da geçen başarılı günler sonrası Avrupa’nın büyük takımlarına yelken açmış oyuncular…

1. Thierry Henry (Yaş:31 –  Barcelona)

1994-98 yılları arasında Monaco forması giyen Thierry Henry, 1999 ocak ayında, 21 yaşındayken Juventus’a transfer olmuştu. 1999 yazında Juventus’tan aforoz edilircesine uzaklaştırılmış ve Arsenal’e transfer olmuştu. Kimse ondan bu kadar ötesini beklemiyordu. Arsene Wenger yönetimindeki Arsenal’de geçen 8 müthiş sezonun ardından, 2007 yazında Barcelona’ya transfer olmuştu Henry. Şu an Barca’nın şeytan üçgeni kıvamındaki hücum hattının bir ayağını oluşturuyor. Eto’o-Messi-Henry üçlüsü Avrupa’nın en korkulan hücum hattı şu anda. Arsenal’in genç yıldızı Theo Walcott onun için: “Oynadığım en iyi oyuncu. Thierry Henry müthiş bir futbolcu…” diyor gözleri parlayarak…

2. Emmanuel Adebayor (Yaş:25 – Arsenal)
2008, yılın Afrikalı oyuncusu Adebayor. 2003–2006 yılları arasında, Monaco’da geçen günlerin ardından Arsene Wenger onu, Arsenal’in “Baby Kanu”su olarak transfer etmişti. Adebayor, geçen zaman içinde Arsenal için Kanu’dan fazlası oldu. Hem futbol stili, hem fiziksel özellikleriyle Nwankwo Kanu’nun adeta kopyası Adebayor… Togolu Adebayor’un kökenleride Kanu ile aynı topraklara dayanıyor. Emmanuel Adebayor Nijerya asıllı bir oyuncu. Adebayor geçen yıl Arsenal formasıyla 41 maçta 29 gol atmıştı.

3. Patrice Evra (Yaş:27 – Manchester United)
Bir diplomat çocuğu olan Evra, futbol kariyerine Belçika’da başlamıştı. Ardından İtalya ve Fransa’da Nice takımlarında top koşturdu. Nice ile Ligue 2’de oynarken, onu keşfeden o dönemin Monaco teknik direktörü Didier Deschamps olmuştu. Senegal asıllı Evra şu an sol bek pozisyonunun Avrupa futbolundaki en önemli oyuncularından biri. Senegal asıllı Patrice Evra, Heinze’nin sakatlanması sonucu Manchester United takımına transfer edilmişti. Alex Ferguson’un yine ne kadar doğru bir tercih yaptığı ortada…

4. David Trezeguet (Yaş:31 – Juventus)
David Trezeguet Arjantin asıllı bir Fransız. Fransa için Euro 2000 finalinde İtalya’ya attığı gol hala hafızalardaki yerini koruyordur. Euro 2000’i Fransa’ya kazandıran adam olmuştu Trezeguet. Kariyerindeki rakamsal verilerin büyüleyiciğine rağmen, hiçbir zaman futbol stilini sevdiğim bir oyuncu olmadı Trezeguet. Flying Dutchman tipini de sevmemiş :). Onun için; “Mahalle maçında topun sahibi olduğu için oynatılan çocuk” tanımlaması yapıyor.

Ancak Trezeguet İtalya gibi zorlu bir ligde, başarılı olmayı başarmış nadir golcülerden. Serie B’ye düşürülen Juventus’ta kalıp, takımı için oynamaya devam etmesi ve Juventus’un yeniden Serie A’ya çıkmasında önemli bir rol oynaması, onu takımın  sembol oyuncularından biri yapmıştı. Ayrıca bu davranış, endüstriyel futbolun içinde nadir rastlanılabilecek bir davranıştı. Trezeguet’nin Juventus’a gösterdiği bağlılık; futbolda aidiyet duygusuna az da olsa rastlanabileceğini hatırlatmıştı bizlere.

5. Jeremy Menez (Yaş:21 – Roma)
Bu listede yer alan en genç oyuncu Menez. Monaco’daki şahane futbolunun ardından İtalya’nın Roma takımına transfer olmuştu. Fransız futbolcuların, yurtdışındaki istikameti genellikle İngiltere oluyordu. Ancak Menez sessiz sedasız Roma’nın yolunu tutmuştu 2008’in Ağustos ayında. Mancini ve Guily’yi elden çıkaran Roma, Menez’in transferi için Monaco’ya 15 milyon euro ödemişti. Menez’in Roma’da giydiği 24 numaralı formayı, daha önce Roma’nın sembol oyuncularından Marco Delvecchio giymişti.