Shortie #5

–          Herkese merhaba. Yeniden.

–          İlham denen birşeyin hakkaten var olduğuna inandım artık. Gerçekten böyle birşey var. Küçükken şarkıcılar ‘ilham perileri’nden bahsederken, aklımda hep ‘İlhan İrem’in görüntüsü canlanırdı bu arada. Artık nasıl bir kafaysa bendeki.

–          Şu anda Andy Murray’i finalde izliyorum. Yapabilir, ama yapamazsa bile canı sağolsun.

–          Futbol ve basketbol taraftarlığı üzerine bir yazı yazmayı planlıyorum. Dedim ya İlhan İrem’im gelmiş, gitmeden birşeyler karalamak gerek. Zira Galatasaray-Bornova maçında bunu resmen yaşamış oldum.

–          ‘Zira’ kelimesi çok acayip bir kelimeymiş meğersem. Bu arada artik Twitter’deyim… “McDennis08″…

–          Şimdi ben uzun zamandır yazmıyorum ya, uzun zamandır kıçımı koltuğa oturtup aklımdakileri dökmüyorum, çünkü efendim benim beynim artık 55 yaşında evinde çiçek ekip bahçe sulayan adam kafasına dönüştü. Okul bitip işe başladıktan sonra ne tempo beni, ne de ben tempoyu kaldırabildim. Eve gelince T.V izleyip uyuyan emekli tabiatlı bir insana dönüştüm. Annem babam benden daha fazla geziyiii!!

–          Ama bir bakıma benim mevsimim yaz. Hem de kavurucu yaz. O zaman ben kabuğumdan çıkıp, 23 yaşıma geri dönüyorum. İşte o zaman ‘ben benim’ diyebiliyorum. O günlerin yaklaştığını hissedebiliyorum.

–          Benim için senenin en anlamlı 2 günü varsa, bunlar ne Malazgirt Savaşı yıldönümü, ne KKTC’nin kuruluşu, ne de Stirling Savaşı yıldönümüdür. Benim için yıl içinde sıralama açısından en anlamlı gün 27 Mart’tır. Evet, 27 Mart. Çünkü 27 Mart’ta saatleri bir saat ileri alacağız, yazın gelişini ve günlerin uzamasını ilan etmiş olacağız. O yüzden 27 Mart candır. Diğer gün ise içinde biraz da hüzün barındıran 21 Haziran. En uzun gün. Ne kadar güzeldir 21 Haziran. Ama sonun başlangıcını da haber eder bize. Artık günler kısalacaktır. Ama yine de güzeldir 21 Haziran.

–          En şerefsiz, sinsi, kasvetli gün ise 21 Aralıktır. Ama 21 Haziran’ın aksine o içinde umut barındırır. Kötü günler biter, artık önümüze umutla baktığımız güzel günler başlar.

–          27 Mart/21 Haziran kardeştir, ayıranlar kalleştir.

–          Çok fazla film izlemeye başladım. İskoçya döneminde sinema iki adım uzaklıkta olduğu için yine de fazlaca filmlere gidiyordum ama şimdi torrent sağolsun indirmeye başladım. Bu sefer de kültür gelişmeye başladı, hatta coştu.

–          V for Vendetta. Süper… Defiance. Süper… Ingloreus Basterds. Klas… Memento. Değişik… Ve sırada… Phenomenon & Michael (Travolta), Enemy at the Gates, Donnie Darko, Secret of Santa Vittoria ve Stanley Kubrick Collection…

–          Tam da 2009’u ve o çirkin yılbaşı gözlüklerini tarihe gömüp, yeni ufuklara yelken açmadan 1 hafta önce, ben hastanede sabahladım. Yediğim bişeyden zehirlendim ve soluğu EGE Acil’de aldım. O an farkettim ki Kavak Yelleri’ndeki gibi bir ortam ve öyle güzel doktorlar yokmuş. Tabii ki derdime derman oldular sağolsunlar, hiç de öyle haberlerde gördüğümüz tepkileri yaşamadım ama dizilerde de böyle yapmasınlar. Allah kimseyi düşürmesin oralara ama… O da öyle…

–          Halkapınar’a 1-2… Az kaldı burada Rudy Fernandez’i, Gasol bradırs’ı, Parker’ı, Batum’u izlemeye…

–          Hayatım boyunca bayrak fetişisti olmadım, ama İskoçya ve İrlanda bayrağı güzel bayraklar değilmidir?

–          Dinliyor: Arctic Monkeys & Devotchka & Franz Ferdinand & Kings of Leon

–          Yazarken dinliyordu: Celtic Bagpipe Music Compilation / The Gael

–          Son olarak Gaelic dersleri vol 3: Lad (dost, sıkı arkadaş) Lassie (genç kız)

–          He’s back & will continue.

–          Saygılar / Best Regards

by McDennis

Eriyip giden Portsmouth…

Premier Lig’in dibinde yer alan takim Portsmouth, cok degil bundan bir bucuk yil once muthis bir kadroya sahip olan ve ligin en disli ekiplerinden biri olan Pompey su an adeta yerlerde surunuyor. Endustriyel futbolun at kosturdugu Ingiltere de en mallastirilan kuluplerden biri Portsmouth. Surec Aralik 1998’de kulubun girdigi finansal krizle baslamis. O donemde unlu Sirp-Amerikan tefeci Milan Mandaric‘ten yardim alarak gecici olarak duze basan Pompey, Mayis 1999’da Mandaric’in yonetimine gecmisti. Mandaric’in Harry Redknapp’i goreve getirmesiyle yukselise gecen takim Championship’te sampiyon olarak Premier Lige yukselmis ve ardindan da Premier ligteki ilk sezonunda 13. olmustu. Ardindan gelen 15.lik ve 17.lik dereceleri sonrasi Mandaric ile anlasmazliga dusen Redknapp, Southamptan’in yolunu tutmustu. Ocak 2006’da ise kulubu Alexandre Gaydamak satin almisti. Israil asilli is adami kulube kisa zamanda buyuk yatirim yaparak kadroyu guclendirmisti. Kulup kadrosu guclendikce basarilar da gelmekte gecikmemisti. Portsmouth transferde en cok para harcayan kuluplerden biriydi ve kadroda bircok onemli oyuncu bulunduruyordu. Lakin, 2008 de kazanilan FA Cup ta kadronun kalitesinin gostergesi oldu.

26 Mayis 2009’da kulup bir kez daha el degistirdi ve Birlesik Arap Emirlikleri pasaportlu isadami Sulaiman Al Fahim’in kontrolu altina girdi. Al Fahim doneminde yasanan finansal sikintilar sebebiyle, Gaydamak zamaninda cok onemli oyuncular transfer edilerek kurulan kadro, dagitilmaya baslandi. Bu donemde takim bircok as oyuncusunu satarak kasaya para pompalamaya calisti. Transfer sezonunun kapanmasina gunler kala ise takim birkez daha el degistirdi ve Suudi Arabistanli isadami Ali Al-Faraj tarafindan satin alindi. Ancak soyle ki, Al-Faraj ve Al Fahim arasinda hala baglanti var ve ilginctir ki Gaydamak bile hala tam olarak kulupten kopmus degil.

Yakin gecmise bakacak olursak Portsmouth bu sezon ikinci kez maaslari odemek konusunda sikintiya dustu ve su an Premier ligin 20. sirasindalar. Bu pozisyondan kurtulup Premier ligde kalabileceklerine de kimse inanmiyor. Kaldi ki, bu sezon maas odemelerinde yasanan problemler, Pompey’e gelecek yil ceza olarak yansiyacaktir. Bu ligden dusurulme, puan silinmesi tarzi cezalar da olabilir. Su an kulubun menejeri endustriyel futbol babalarinin sag kolu Avram Grant. Kotu giden Portsmouth’u birde Afrika Kupasi tehlikesi bekliyor. Pompey kadrosundan 6 as oyuncu Afrika Kupasina gidecek ve bu donemde kadrosu zaten dar olan takim Premier ligde mucadelesine devam edecek.

Simdi hafizamizi bir yoklayip, bir bucuk yil icinde takimdan kimlerin(onemli olanlar) ayrildigini hatirlamaya calisalim. Defanstan basliyorum. Sol Campbell, su an kulupsuz ve Bosman hakkiyla kulupten ayrildi. Djimi Traore su an Monacoda oynuyor ve bedelsiz ayrildi. Sylvain Distin, sezon basinda 5 milyon sterlin karsiliginda Everton’a satildi. Ingiltere milli takiminin sag beki Glen Johnson sezon basinda 24 milyon sterlin karsiliginda Liverpool’un yolunu tuttu.

Ortasahadaki kayip daha da can yakici; Aralik 2008 de yaklasik 19 milyon sterline Real Madrid’e satilan Lassana Diarra su an  Galacticos II’nin en onemli oyuncularindan biri. Sulley Muntari ise Temmuz 2008’de Redknapp’in karsi cikmasina ragmen 15 milyon pounda Inter’e satilmisti. Agustos 2008de Portekizli ortasaha oyuncusu Pedro Mendes, 3 milyon sterline Rangers’in yolunu tutmustu. Ve ortasahaya son darbede transferin son gununde Harry Redknapp tarafindan vurulmustu. Tottenham, 2.5 milyon sterlin gibi komik bir bedelle Niko Kranjar‘i transfer etmis ve boylece Redknapp’ta Hirvat triosunu kurmustu.

Forvetdeki kayip kuskusuz can yakmaktan ote; Peter Crouch ve Jermain Defoe kulubun Tottenham’a geri iade yapmasi sonucunda takimdan ayrilmisti. Bu iki oyuncunun disinda 31 Ocak 2008 gunu transferin kapanmasina saatler kala o gun itibariyle Premier ligin gol krali Benjani Mwaruwari Manchester City’ye satilmisti.

Portsmouth bu donemde 100 milyon sterlinin uzerinde bir parayi kasasina koydu ancak finansal sikintilar hala asilamadi. Pompey erimeye devam ediyor ve su ana kadar da bunun onune gecilmis degil. Kurtar Portsmouth’u “Endustriyel Futbol”…

Fildişi Sahillerinin şansı-sızlığı!

2010 Dunya Kupasi grup kuralari gectigimiz gunlerde cekildi bildiginiz uzere. Gruplardan herkes haberdardir, gereken tahminler bile yapilmistir diye dusunuyorum. Bir diger yandan da Turkiye’nin olmayacagi turnuvada, favori takimlara destek icin hafiften isinma turlari da baslamistir. Her zaman destekledigim Arjantin ve Hollanda’nin kupada boy gosterecek olmasi benim adima guzel. Ama onlardan ote, gercekten tutkuyla destekledigim bir milli takim var uzun zamandir: Fildisi Sahilleri. Bati Afrika’nin en guclu futbol ulkelerinden Fildisi Sahilleri G grubunda mucadele edecek. Grupta Brezilya, Portekiz ve Kuzey Kore de var. Kuzey Kore kagit uzerinde averaj takimi olarak gorulebilir. Ama tabi sahada bizi surprizlerin beklemedigini kim soyleyebilir ki?

Gelelim yazinin basliginda anlatilmak istenene. Kaseti 2006 Dunya Kupasina sararsak,  o turnuvanin olum grubunun hangisi oldugu aklimiza gelecektir. Almanya daki Dunya kupasinda olum grubu olarak adlandirilan C grubunda; Arjantin, Hollanda, Fildisi Sahilleri ve Sirbistan yer almisti. Benim adima olabilecek en kotu olaydi bu. Destekledigim 3 takimin ayni grupta yer almasinin verdigi his oldukca kafa bozucuydu. O grupta Fildisi Sahilleri muthis maclar cikarmasina ragmen Arjantin ve Hollandaya ilk maclarinda 2-1 yenilmis ve son macinda Sirbistan’i 3-2 maglup ederek, o kupada Afrika’nin gozbebegi olma sansini yitirmisti. Ama hatirlarsiniz ki, muthis bir futbol oynamislar ve erken ayrilislarina ragmen guzel izler birakmislardi.

2010 Dunya kupasinda ise Fildisi Sahilleri yine olabilecek en kotu kuralardan birini cekti. Grupta Guney Amerika’nin diger favori takimi Brezilya ve Avrupa’nin Brezilyasi Portekiz(kim kimin Portekizi ya da Brezilyasi  ya? Aslinda Brezilya, Guney Amerika’nin Portekizi tarihsel olarak :) ) ile ayni grupta yer alacak. Fildisi Sahilleri ustuste  katildigi iki Dunya kupasinda olabilecek en kotu gruplara dustu diyebiliriz ve ortada carcur olan muthis bir nesil var. Jean Marc Guillou’nun attigi adimlarla muthis ivme kazanan ulke futbolu, Academie JMG ve ASEC Abidjan takimlarindan kisa zamanda altyapilarin meyvesini toplamis ve bir anda muthis bir nesil yakalamisti. Avrupa’nin en onemli liglerinde onemli oyunculari olan Fildisi Sahilleri gecen turnuvadan bu yana bu futbolcularin uzerine fazlasini koyamadi. Yani yakalanan muthis kadroya, bir baska deyisle yeni oyuncular eklenemedi.

Fildisi Sahilleri milli takimi kadrosuna bakacak olursak neredeyse butun futbolcularin Academie JMG ve ASEC Abidjan patentli oldugunu gorebiliriz. Yani direkt olarak Jean Marc Guillou etkisi buyuk bu gelisimde. Su an bu nesilin yas ortalamasi 27-28lere yaklasti. Yani ust duzey bir turnuvada derece yapmak icin son sanslari olabilir bu. Cunku, arkadan gelen en onemli futbolculari: Gervinho ve Sekou Cisse. Onun disinda birkac yetenekli genc oyuncu daha var. Ozellikle Isvicre’nin Young Boys takiminin kadrosunda gelecekte Fildisi Sahilleri futbolu icin onemli olabilecek genc oyuncular bulunuyor.Ama ulke futbolundaki gelisimin Salamon Kalou’nun ardindan duraklamaya girdigini soyleyebiliriz.

Fildisi Sahilleri’nin sansi ya da sanssizligi da sudur ki; Dunya Kupasinda cok iyi dereceler yapabilecek bir nesilin, neredeyse hicbir sey yapamadan arenadan cekilme zamanina dogru yaklasmis olmasi. Bu nesil Afrika futbolunun uzun zamandir sahip olamadigi kadar kaliteli oyunculardan olusuyor ve yine zor sartlar altinda olacaklar. Ama  yol zor olsa da, gercekten iyi olduklarini kanitlamalari gerek. Bunun da ilk sarti bu gruptan cikmalari. Her maclarinda tutkuyla destek vermek icin Fildisi Sahilleri saflarinda olacagim…

[EDIT] Yaziyi yazdiktan sonra gordum. Cezasahasi blogunda daha once benim yazdiklarimla birlikte okunmasi gereken cok guzel bir yazi var. Ellerine saglik CezaSahasi…

Wigan going down!

Ingiltere’de futbol gundemini elbette bu mac mesgul ediyor. Fransa Ligue 1 deki 5-5’lik Lyon-OM macindan sonra Ingiltere Premier ligide  10 gollu bir maca sahne oldu. Ancak bu defa 10 golun paylasilmis olmasi soz konusu degil. Tottenham, Wigan’a sadece seref sayisini atma imkanini tanidi. Geriye kalani da Defoe ile diger Spurs oyunculari paylasti. “Iste Premier lig bu!” cigliklarini duyar gibiyim. Premier lig gercekten buysa vay halimize! Premier ligde bir takim digerinden 9 gol yiyebiliyorsa durum bayagi vahim demektir. Bir de bu takim o kadar abur cubur bir takim degil hani. Gecen sezonun en disli takimlarindan birinden bahsediyoruz.

Ilginc olanda sudur ki; macin ilk yarisi 1-0 Spurs ustunluguyle tamamlandi ve ikinci yarinin ilk 6 dakikasinda da gol olmadi. Ne olduysa da ondan sonra oldu. 51. dakikada gol atmaya baslayan Defoe ancak 87 de durabildi. O durdugunda skor 7-1 idi. ‘Ulan herkes gol atti, 1 tane de ben atacam” gazina kapilan Wigan kalecisi Kirkland 88’de kendi kendine atti ve 90. dakikada izlemeye deger bir gol da Kranjar’dan geldi.

Tottenham Hotspur 9
  • Crouch 9,
  • Defoe 51,
  • Defoe 54,
  • Defoe 58,
  • Lennon 64,
  • Defoe 69,
  • Defoe 87,
  • Kirkland (og) 88,
  • Kranjcar 90
Wigan Athletic 1
  • Scharner 57

Macin istatistiksel degerendirmesini FlyingDutchman detayli bir sekilde yapmis. Ben baska bir seye deginmek istiyorum. Birincisi Harry Rednkapp. Bu adamin seveni azdir saniyorum. En azindan Ingiltere genelinde oyle gorunuyor. Ama iksirimi var, nedir? Degisik bir antrenor Rednkapp. Gittigi takimlarda bir sekilde kariyer yapmasini beceriyor ve Spurs de de cok iyi gidiyor acikcasi. Tottenham daki Hirvat asisi gayet iyi tuttu. Spurs yapilabilecek en iyi blok transferlerden birini yapti. Modric, Corluka ve Kranjar. Hirvat futbolunun en onde gelen 4 oyuncusundan 3’u ! Bu uclunun disinda kalan Eduardo ise birkac km otede ezeli rakip Arsenal’in formasini giyiyor. Rednkapp’in bir sonraki hedeflerinin arasinda Eduardo vardir diye dusunuyorum.

Diger mevzu ise; Jermain Defoe. Dun mactan once 6 olan gol sayisini, mactan sonra 11’e cikardi. Neredeyse dune kadar attigini, bir macta atmaya yaklasmisti Defoe. Bu adam forvet sikintisi yillardir suren Ingiliz milli takimi icin daha onemli bir oyuncu olmali diye dusunuyorum. Zaten ada futbolunun sikintisi kisa forvetler yetistiriyor olmasi. Owen, Rooney, Defoe… hep ayni tip forvetler ama Defoe bu sezon hepsinden bir adim one cikmis gorunuyor. Rednkapp’ta “Rooney fantastik bir oyuncu olabilir ama konu bitiricilikse Defoe’yi tek gecerim.” demis. Rednkapp’tan sonra ben birsey demiyorum.

Aramizdaki Cezayirliler!

Cezayir’in Dunya Kupasina katilacagini duyan bircok kisi bu habere sevinmistir. Benim icin Afrika’dan Dunya Kupasinin olmazsa olmazlari Fildisi Sahilleri, Nijerya ve Kamerun’dur. Ama Cezayir’in kupaya katilacak olmasi da kulaga hos gelen bir hadise idi. Fransa’nin Irlanda’nin hakkini yiye yiye Dunya Kupasi vizesi almasi isleri iyice degistirdi. Bircok insan simdi Cezayir ile Fransa’nin ayni gruba dusmesini diliyor. Cezayir acisindan tarihin rovansi, bizler icin ise Fransa’nin basina gelebilecek en kotu sey olabilir Fransa’nin Dunya Kupasinda Cezayir tarafindan alt edilmesi. Ha bu senaryo tutar mi? Bunu kestirmek cok guc. Bir onceki Dunya Kupasinda Angola ve Portekiz ayni gruba dusmus ancak istenen olmamisti. Ama Fransa yola Domenech ile devam ettigi surece herseyin mumkun oldugunu soyleyebiliriz. Aslinda Raymond Domenech kariyeri acisindan bu kadar kolay tartisilabilecek hatta hice sayilabilecek bir teknik direktor degil. Ancak an itibariyle inanilmaz basarisiz, ne yaptigini kendi bile bilmeyen, vasifsiz bir teknik direktor profili ciziyor Domenech.

Meksika 1986’dan bir Cezayirli taraftar portresi

Blog yazarlarindan dennis’in her gece yatmadan ayni gruba dusmeleri icin dua ettigi Cezayir ve Fransa arasindaki futbol anlamindaki en buyuk hadise kuskusuz: Cezayir asilli bir adamin Fransa futbol tarihine yon vermesidir. Adamin adini soylemeye gerek yok zaten. Fransa’yi ondan once, ondan sonra diye ayirmak yanlis olmayacaktir. Fransa Platini’yi  bu kadar aramamistir. Fransa’nin onsuz neler yaptigini, hatta yapamadigini, olduramadigi icinde nelere basvurdugunu Henry cok guzel anlatti aslinda. Fransa’nin sasali gunlerinden kalan tek adam belki de Henry. Ve son dokunusu da o yapti Fransa icin. Bircoklarimizi tiksindiren bir hareketti ve aramizda hatirisayilir bir Cezayir taraftar kitlesi yaratmaya yetti de artti bile.

Cezayir en son Dunya kupasina arka arkaya 1982 ve 1986 yillarinda katilmis. Ispanya 1982 de gruptaki ilk macinda Bati Almanya’yi 2-1 yenen Cezayir, ardindan Sili’yi de 3-2 yenerek grupta 2 puanlik sistemde 4 puan toplamis. Grup maclari tamamlandiginda 4’er puanli 3 takimin zirvede oldugu grupta ilk ikiyi averajlar belilemis ve Cezayir 3. olarak eve donmustu. Meksika 1986 da ise Brezilya ve Ispanya gibi devlerle ayni grupta yer alan Cezayir sadece Kuzey Irlanda ile berabere kalabilmis ve yine grup maclari sonrasi evin yolunu tutmustu.

Aradan gecen 24 senenin ardindan Cezayir yine Dunya Kupasina gidiyor. O gunlerden farkli olarak Fransa’nin ulke uzerinde uyguladigi futbol somurusunun dozu artmis bir sekilde. Kimler mi var su sasali Fransa milli takiminda Cezayir asilli? Karim Benzema ve Samir Nasri… En buyuk iki ismi verdim, geriye kalanlari aylar once yazdigim yazida okursunuz isterseniz. Hem kaseti geriye sarmis oluruz :)

OM-PSG

Fransa’da Classico gunu. -Sevmiyorum bu “El Classico” turetmelerini ama neyse…- Macin oynanmasi gereken tarih, yaklasik bir ay oncesiydi. Ama son zamanlarda dunyada trend belirleyici olan “domuz gribi” macin tarihinin ertelenmesine yol acmisti.Paris Saint-Germain’in genc oyuncularinda rastlanan domuz gribi macin ertelenmesine sebep olurken, aradan gecen zamanda bircok sey degisti. Ozellikle tum Avrupa’da gozleri Ligue 1’e ceviren bir 5-5 lik mac yasandi. Ligde puan durumuna bakildiginda bu macin aslinda zirveyi ilgilendiren bir yani yok an itibariyle. Marsilya ligde 8., PSG ise 12. sirada bulunuyor. Peki nedir bu macin tansiyonunun bu kadar cok olmasinin temelinde yatan… Evet iki takimda buyuk takimlar, sampiyonluklar vs. vs. Ama en onemlisi Fransa’da yapisal olarak birbirine tamamiyla zit iki sehirin takimlari oynayacak. Baskent Paris, gelenekci, sagci hatta fasiste kayan, yabancilari icine kabul etmeyen bir yapi icindeyken, guney yakasindaki Marsilya bir o kadar kozmopolit, solcu, yenilige acik bir yapi icerisinde…

Sezon oncesi iki takimin da antrenorlerini degistirmis olmasi pek faydali olmamisa benziyor. Stade Velodrome’da OM’nin 29 macta 18 galibiyeti var. Buna karsin PSG sadece 5 maci kazanabilmis.

Vergiler ulkesi Ingilterede TV lisansi’nin fiyati 150 pound olunca izlemiyor insan maclari. Bu senenin bana en buyuk darbesidir bu. Internetten izlerim kimsenin haberi olmaz diyemiyorum cunku adamlar bayagi IP falan kontrol ediyorlar. Neyse artik izleyenler yorumlarlar bize maci :) Herkese domuz gripsiz gunler dilerim…

3 gun, 3 farkli sehir, 3 farkli mac…

Hikaye 3 ay oncesine  ait. Yazmak simdiye kadar mumkun olmamisti. Ingiltere’de 3 gun boyunca, 3 farkli sehirde 3 farkli mac icin 22 Agustos Cumartesi gunu yola koyulmustum. Kac kilometre yol katettigimi bilemiyorum. Ilk duragim Championship’te sezonun 4. hafta karsilasmasi olan Crystal Palace-Newcastle United maciydi. Pazar gunki rota Londra’da Craven Cottege idi. Fulham’in kendi sahasinda Chelsea’yi agirladigi macta kale arkasinda Chelsea taraftarlarinin arasinda maci izleyecektik. Pazartesi ise rotamiz kuzeyi, Anfield Road’i gosterecekti. Beatles’in dogdugu sehirde, Sampiyonlar ligini tarihinde 5 kez kazanmis Liverpool’un Aston Villa ile karsi karsiya gelecegi maci izleyecektik.

Agzina kadar futbolla dolu 3 gun gecirdim Ingiltere’de. Ordan oraya futbol dilencisi gibi gezdim. Kilometrelerce yol katettim. Tek derdim guzel oyunu seyretmekti. 3 gun icinde Ingiltere’nin en iyi ortasaha oyuncularini(Lampard ve Gerard) ve dahasini stadyumdan izlemek nasip oldu. Acikcasi 3. gun artik asiri doz almis gibiydim. Fernando Torres’in golunu seyretmek bile beni kendime getiremedi. Keza Liverpool’da kendinde degildi. Aston Villa karsisinda sahada yoklari oynadilar o gun.

Futbolla yatip, futbolla kalktigim 3 gunki izlenimleri, yasadiklarimi mac mac yazmaya calisacagim  3 ayri yazida… Bu bir giris olsun. Bir kere daha yapmak nasip olur mu bilmiyorum ama, emin oldugum tek birsey varki bir daha maca gittigimde uzak dogulularin yanina dusmemeye dikkat edecegim. Utanmasalar 90 dakikayi kamerayla kaydedecek kadar kimil zararlisi bir millet bunlar. Size onerim mac bileti alirken, kulupten oturacaginiz yerin uzak dogulu yani olmamasini siddetle istemenizdir ;)

Yanlis anlasilmasin, Malouda'yi desteklemeye gitmemistim. Tek derdim rengimi belli etmekti... :)

Whose need a miracle?

Dun gece Sampiyonlar liginde 1-1 biten Lyon-Liverpool macinin ardindan Rafael Benitez bundan sonrasi icin ‘We need a miracle’ demis. Lyon’un 10, Fiorentina’nin 9 puanda ilk iki sirayi paylastigi grupta, kagit uzerindeki lider Liverpool 4 puanla bu yil icin SL perdesini kapatmis gibi gorunuyor ve son iki maclarinda  mucizeden fazlasina ihtiyaclari var. Premier ligte de “Big Four” icindeki yerini Manchester City’ye devreden bir Liverpool var. O yuzden Rafael Benitez! “You need a miracle!” demek daha dogru olacaktir bundan sonrasi icin… Liverpool da hoca degisikligi yakindir. Taraftarin Rafa Benitez’e olan buyuk destegi yavas yavas tersine donuyor. Liverpool transfer donemlerini bircok basarisiz hamleyle kapattikca, takim geriliyor. Bennayoun iyi bir orta saha oyuncusu olabilir ama asla bir kanat oyuncusu degil. Voronin ise degil bu takimin, Premier ligin topcusu degil. Savunmadaki problemler de henuz asilabilmis degil ama en onemlisi ve herkesin dilindeki sey Xabi Alonso’nun yerinin doldurulamayisi. Sahi gecen yil Gareth Barry’yi transfer edebilmek icin, Xabi Alonso’yu satmaya calismiyormuydu Liverpool!

Cookie #1

2 gun once dennis ‘in yazdigi cookie tadindaki, “shortie” isimli yazisinin ardindan klavyenin tozunu almanin zamani gelmisti. Yazmistim daha once bir anda ortadan kaybolmamizin sebeblerini… Blog anlaminda bedeli agir oldu tabi aradan gecen zamanin. Bir yerden tekrar baslaybilmek icin 1 aydir bekliyorum. Bekledikce baslayamadim. Iyiki dennis starti verdi. Bizim icin yola koyulmanin vaktidir artik…

Sona kadar bekletmeden basta soylemeliyim. Klavyedeki Turkce karakter sorunu maalesef devam edecek. Bundan kurtulmanin yollarini arasamda; bulup bulamayacagimdan emin degilim. Bazi tehlikeli kelimeler var onlardan kacinmak gerek, onun disinda birbirimizi anlariz diye umuyorum.

Blog tutmaya veya yazmaya Fransiz futboluyla baslamistim.Oylede devam etmekti niyetim. Ancak rota Ingiltere olunca, birde Fransa lig maclarini takip etmek zor olunca, uzaktan takip eder olduk. Yazmaya baslayamamamin en onemli sebebi bu. Cunku laptop basinda, internetten kacak yollarla mac izlemek surekli yapilabilecek bir is degil. Bir yerde kopuyor insan. Adam akilli maclari izleyemedigin bir lig hakkinda eskisi kadar yazmak da simdilik ertelenmis bir fikir :(

Ama Ingiliz futboluna yakin olmamak mumkun degil burada. Ingiliz kulturunde cok onemli bir yer tutuyor futbol. Biz futbolu falan sevmiyoruz, soyleyim…

Monaco”nun cikisi benim icin surpriz olmadi diyerek bir Gurkan Kubilay tavri sergileyebilirim :) Ama boyle degil tabi isin ardinda yatanlar. Nene’nin etkileyici performansinin yani sira, gozden kacirilmamasi gereken cok onemli bir transfer var Monaco saflarinda. Onun hakkinda gecen yil cok kez yazmistim. Benim icin Iniesta kasa bir oyuncu o. Mathieu Coutadeur, gecen yil Le Mans’ta etkileyici bir performans sergilemisti. Bunu en cok Monaco farketmis anlasilan. Cok iyi bir transfer yaptiklarini kisa bir sure icerisinde daha net gorebilecegimize inaniyorum.

Surprizin ne oldugunu tartismamiza bile gerek yok sanirsam. 1990’li yillarin sonlarinda Ibrahim Bakayoko’lu kadrosuyla Ligue 1’de firtinalar estiren Montpeiller’in donusu gercekten muhtesem oldu. Su an lig tablosunda 4. siradalar. Ama biz ne Hull’lar, ne Hoffenheim’lar gorduk demekten kendimi alamiyorum…

Marsilya ise gecen yili aratan bir performans sergiliyor. Marsilya kadrosu biraz rastgele kurulmus takim kadrosuna benziyor. Oyle degil tabi ama Deschamps’in transferdeki bircok tercihi dusundurucu?

Ingiltere futboluna ucundan deginerek, yaziyi bitirelim. Bildiginiz uzere Sunderland‘te yasiyorum. Hergun Stadium of Light‘in yakinindan yuruyerek okula gidiyorum. Benim ne hissettigimi, bu yaziyi okuyan herken en azindan benim kadar futbolu sevdiginden anlayacaktir.

Ingiltere’de ruya gibi 3 gun gecirdim 2 ay once. 3 gun, 3 farkli sehir, 3 farkli mac. En erken zamanda yazacagim izlenimlerimi fotograflarla…

Sunderland macina gitmek henuz nasip olmadi. Fiyatlar ogrenci butcesini maalesef asiyor. Ama nasil olsa buralardayiz. Arsenal de geliyor zaten bu ay icinde… Gitmek gerek…

Devam edecegim…

1 Ay Aradan Sonra Kısa Kısa

Tezimizi teslim edip memlekete, Kıbrıs’a döndük. Bir müddet buralarda takılıp, İzmir’e doğru yol alacağım yine ay sonu. Bu aradan geçen bir ay’lık sürede birçok olay gelişti. Şimdi kısa kısa başlıklar ile geriye dönük eksiğimizi tamamlayalım ve yakında yine gündelik yazılara başlayacağımızın müjdesini verelim…

– Bu aralar Alpay Erdem’in ‘Ben’ isimli köşesinde yazdığı tarzda yazılar yazmaya çalışıyorum. Aynı zamanda içine biraz da Umut Sarıkaya’nın ‘Benim de Söyleyeceklerim Var’ tarzındaki hayal gücünü de katmaya çalışıyorum. Kimse kopya çekiyorum diye bir yanılgıya düşmesin, örnek almaya ve anlamaya çalışıyorum ama bu adamlar hakkaten de bambaşka…

– Hesselink, Hull City’ye transfer oldu. Celtic’e verdiği herşey için teşekkürler. Umarım orada da başarılı olur. Zira Hull City’yi severiz.

– Eylül ayındaki FourFourTwo dergisinde ‘Konuk Blog’ olarak yer bulduk. Temmuz ayı içinde gittiğim Celtic-Tottenham maçını anlatmaya çalıştım biraz.

– İzmir’de işe başlıyorum kısmet olursa. Çınarlı bölgesinde bulunan bir şirkette. Evimi de buldum. Artık düzenli olarak, belki de önümüzdeki 5 sene (en azından) bir İzmirli olmaya karar verdim.Şimdiki soru şu; ‘Karşıyaka mı, Altay mı, Göztepe mi?’

– Sanırım Karşıyaka…

– Celtic lige iyi başladı fakat geçtiğimiz hafta kendi evlerinde Dundee Utd. ile 1-1 berabere kaldılar ve ilk puanlarını kaybettiler. Bu takıma iyi bir orta saha oyuncusu gerekirken, kalkıp da Donati’nin, hem de tam formunu bulup oynamaya başlamışken, satılması, Mowbray’in gözümdeki ilk hatası olarak yer edindi.

– Rangers da iyi başladı. Transfer sezonunu çok da parlak geçirmeyen son şampiyon ilk üç maçını aynı Celtic gibi kayıpsız geçerken, son hafta Motherwell ile golsüz berabere kaldı. Puanlar hala eşit.

– Dundee United ise nasıl oynaması gerektiğini iyi biliyor. 4 maçta aldıkları 8 puan ile lige iyi başladılar. Hedefleri Avrupa Kupaları. Merakla izleyeceğiz.

– Premier Lig’de Burnley’de forma giyen Fletcher’e dikkat… İzlenmeye değer…

– Türkiye Basketbol Milli Takım’ını yazmak var içimde. Gerçi Kıbrıs’ta yazdığım gazetede birkaç yazı yazdım ama… Fransa da dikkat çeken bir takım.

– Hatırladığım kadarı ile Artemio Franchi de İzmir’li bir arkadaştı. Umarım tanışma fırsatı elde ederiz… Bir de artık Ali Ece ile yüzyüze tanışma şansını bulmak istiyorum… Ramazan da sona erince öyle güzel bir Rakı masası ve doyumsuz sohbet…

– Aramıza yeni katılan justnbg’ye ve diegopelusa’ya hoşgeldiniz de diyelim buradan… LeFoot’a da yeni eğitim-öğretim döneminde başarılar dileyelim…

– Cumartesi günü Kıbrıs Rum Kesimi’nin Livorno’su sayılan Omonia’nın lig maçına gideceğiz justnbg ile birlikte. İzlenimler yine burada olacak…

– Galatasaray herkese inat dillere destan futbolun ilk adımlarını atmaya başladı, ayaklandı ve devam ediyor. Çok iyi şeyler bekliyorum onlardan bu sene… Bu sayfada Türkiye Ligi hakkında yazmadığımız için duygularımızı ifade etmekte zorlanıyoruz ama tabuları yıkıp ara ara bu konuya da yer verebiliriz.

– Keita’yı LeFoot’tan bir kez daha dinlemek isteriz. LeFoot bize Keita’yı yazsanaaaa, yazsanaaaa, yazsanaaa aaa…!!!

– Bende şimdilik bu kadar. Yakın zamanda görüşmek üzere.

by deNNis

Monaco’daki potansiyel…

Ligue 1 takımları arasında, potansiyeli en yüksek genç oyuncu topluluğuna sahip takımlardan biri, hatta birincisi Monaco. Geçtiğimiz yıllarda da altyapısından çok önemli oyuncuları Avrupa piyasasına sürmüşlerdi. Bunların arasında akla ilk anda gelecek isimler Thierry Henry, David Trezeguet, Jeremy Menez gibi önemli oyuncular olacaktır. Monaco 2004 yılında oynadığı Şampiyonlar ligi finalinden bu yana geri viteste bir takım görüntüsü çizdi. Geride kalan yıllarda Fransa’nın büyükleri arasında anıldıkları yılların çok uzaklarına düştüler. Monaco artık Fransa’nın orta sıra takımlarından biri, ancak tekrardan eski günlere dönmeleri için gerekli olan potansiyeli de ellerinde barındırıyorlar. Monaco’nun elinde Fransa liginin en yetenekli gençlerinin birkaçı bulunuyor. Bu sezon boyunca da bu genç oyuncular kadroda kendilerine yer buldular. Gelecek sezon öncesi bu durum onlar için önemli bir avantaj teşkil ediyor. Zira, takım kadrosunda yer alan genç oyuncular çaylak sezonlarında 20’nin üzerinde maça çıktılar ve gelecek sezon bu durumun olumlu yansımalarını mutlaka göreceğiz.

Monaco’daki bir diğer olumlu gelişme de; son iki yıldır Rennes takımını çalıştıran ve başarılı sonuçlara imza atan Guy Lacombe‘nin teknik direktörlük koltuğuna getirilmesi oldu. Guy Lacombe Rennes’in başındayken genç oyunculara sıkça takımda yer vermiş ve onları takıma entegre etmişti. Geçen yıl Monaco’yu çalıştıran Ricardo’nun da hakkını yememek gerek. Geçen yıl bu oyuncuların gelişiminde başlangıcı sağlayan o olmuştu ve şimdi bayrağı Guy Lacombe’ye devretti. Guy Lacombe’de Monaco’daki potansiyelin farkında ve yeni sezon öncesi bu duruma dikkat çekiyor. “Bu oyuncuların bir sonraki adıma geçiş yapma zamanları…” diyor Lacombe. Eğer Lacombe bunu sağlayabilirse bu oyuncularla birlikte Monaco’da yükselecektir.

Peki kimdir Monaco’nun genç yetenekleri? En önemlisi kuşkusuz geçen yıl Monaco kalesini bütün sezon boyunca koruyan Stephane Ruffier. 22 yaşındaki laleci geçen sezon Monaco kalesini 32 maçta korumuştu. Ruffier, Fransa’nın genç kuşaktaki en iyi kalecilerinden biri ve tek şanssızlığı milli takım yolunda önünde Steve Mandanda ve Hugo Lloris’in bulunması.

Monaco’nun defans pozisyonunda oynayan iki önemli genç oyuncusu da; Cédric Mongongu ve Nicolas Nkoulou… Bu iki oyuncuda bu sezon 20 maçın üzerinde takımda yer aldılar. özellikle Kamerunlu Nicolas Nkoulou gelecek vaadeden bir oyuncu. Defansın merkezinde, sağ bekte ve hatta defansif ortasahada oynayabilecek özelliklere sahip Nkoulou henüz 19 yaşında. Nicolas Nkoulou genç yaşına rağmen Kamerun milli takımında da oynayan bir oyuncu.

Ortasahada oynayan Juan-Pablo Pino ve Yohan Mollo‘da önümüzdeki yılın Monaco’sunda önemli işler yapacak oyuncular. Özellikle Pino, önümüzdeki birkaç yıl içinde önemli bir takımda yer bulabilir. Pino, sürekli bir gelişim içinde ve Kolombiyalı oyuncunun tekniği dikkat çekici. Fransa genç milli takımlarında oynayan Mollo ise kanatlarda oynayan bir oyuncu.

Monaco’nun forvet hattında oynayan Fredric Nimani ise 1988 doğumlu bir oyuncu. Geride bıraktığımız sezon 28 maçta kırmızı-beyazlı formayı giydi ve 6 gol attı. Nimani, 1.91’lik boyu ve güçlü fiziğiyle önümüzdeki yıllarda Fransa milli takımının da forvetteki önemli oyuncularından biri olabilir.

Monaco’da geçen sezon başında patlama yapması beklenen Serge Gakpe ve Djamel Bakar ise sezon boyunca yaşadıkları sakatlıklardan dolayı beklenen performansı gösteremediler. Özellikle Serge Gakpe önümüzdeki sezon takımı sırtlayan oyuncu olabilir. Freddy Adu ise, bu kadar potansiyeli yüksek oyuncu arasında sönmeye yüz tutmuş bir oyuncu olarak dikkat çekiyor. Adu şu an 14 yaşındayken yakaladığı popularitenin çok uzağında, over-rated bir oyuncu olmaya doğru ilerliyor.

Monaco yakın zaman içinde Jeremy Menez’i Avrupa futbol piyasasına sürmüştü. Menez, Monaco altyapısından yetişip, A takımda oynadıktan sonra Roma’ya transfer olmuştu. Monaco’da bu kez  birçok oyuncu eşzamanlı olarak seviyesini yükseltiyor. Doğru takviyelerle eski şaşalı günlerine dönen bir Monaco izleyebiliriz yakın bir gelecekte…

Juan-Pablo Pino incelemesi

The Wembley CUP

24 Temmuz ve 26 Temmuz günlerinde 4 takımın katılımı ile gerçekleştirilecek olan bir futbol şölenine hazırım… Bugün itibarı ile, babam, eniştem, can dostum Ali ve ben, ikinic gün maçlarını izlemek için 26 Temmuz’da efsanevi Wembley’de alacağız soluğu…

Pazar günü maç programı saat 13.15’te FC Barcelona – Al Ahly maçı ile başlarken, hemen arkasından 16.00’da Celtic FC – Tottenham Hotspurs maçı ile sona erecek… Aynı gün hem Barcelona, hem Celtic, hem de Tottenham’ı izleme şansını bulacağız… Al Ahly’yi de tabii..

Wembley’in ikinci sırasından aldık biletlerimizi… Önemli olan atmosferi yaşamak diye düşünüyorum… Umarım hava güzel olur, zira şu anda Glasgow sağnak yağmurlu…

by deNNis