Keyif veren enstantaneler

Geçtiğimiz ay Kıbrıs adasının kuzeyinde futbol adına bana keyif veren enstantanelerden birkaç tanesini sizlere aktarayım. Hem uzun zamandır yazmamanın vermiş olduğu kondisyon eksiğini bir nebze gidermiş olurum. Çektiğim fotoğraflardan umarım sizde keyif alırsınız.

Lebiderya

Yukarıdaki fotoğraf Girne’den. Birinci Lig maçlarında stadların tribünlerinin tek taraflı olduğunu belirtmiştim. Bellapais’te bulunan Tatlısu’nun stadı da öyle. Güzel bir deniz manzarası var. Maçtan sıkılırsanız manzaraya dalıp gidebiliyorsunuz. Ligin 8’inci haftasında ligde orta sıralarda mücadele eden Tatlısu’nun konuğu üst sıraları genç kadrosu ile zorlayan Lapta’ydı. Maçın devre arasında kara bulutlar ardından gök kuşağı belirince deklanşöre basmak şart oldu.

 

Mücadele

İkinci fotoğraf Esentepe’den. Kuzey sahil şeridinin doğusuna doğru bulunan Esentepe’de stad ormanın içerisinde. Yine tek taraflı tribünü var. Sahanın etrafı yeşil çam ve selvi ağaçları ile kaplı. Ligde zor durumda olan ve sondan bir önceki takım olan Esentepe, şampiyonluk yarışını kovalayan Küçük Kaymaklı’yı konuk etti. Saha içinde fotoğraf çekerken pozisyonun gelişmesi ile böyle bir kare yansıdı makinamıza. Bu arada Kaymaklı rakibini 1-0 yenerek yoluna devam etti.

 

Performans

Toplamda 14 takımın bulunduğu Birinci Lig’de ligin son haftasında Lefkoşa’da Kıbrıs Türk futbol tarihinde “Efsane” lakabı ile tanınan Çetinkaya, Küçük Kaymaklı’yı konuk etti. Maçın henüz 5’inci dakikasında Kaymaklı bir serbest vuruş kullandı. Doksana giden topu Çetinkaya kalecisi Mehmedemin çok güzel bir refleksle dışarıya çeldi. Mehmedeminin inanılmaz performasnsı ile Çetinkaya maçı 1-0 kazandı. Her ne kadar Kaymaklı mağlup olsa da 1 puan ile ilk devreyi lider kapattı.

 

Taraftar

Son kare de Cihangir köyünden. Futbol sevgisi engel tanımaz. Kale arkası tribün olmadığından futbol severler bu fırsatı böyle değerlendirmiş.

Bu fotoğraflar aslında işin traji komik yüzünü göstermekte. Adanın güneyi ile kuzeyi arasındaki uçurumu anlamanız açısından güzel örnekler. Ülke sporunun üzerine uygulanan ambargolardan dolayı herhangi bir dışa açılım olmadığından sonuç gördüğünüz gibi. Her ne kadar bu durum canımı sıksa da buz dağının görünen tarafına, yani futbolun keyif veren yüzüne bakmaya çalışıyorum.

justnbg

One comment #7 “Kıbrıs’ta golün fotoğrafı”

Hepimizin bildiği gibi Kıbrıs’ın güneyindeki futbolda herşey güllük gülistanlık. Her sezon başında Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi için ön elemeler oynanıyor, şans yaver giderse bu büyük organizasyonlarda takımlar yer alabiliyorlar. Omonia, Apoel gibi kulüplerin maçlarını oynadığı GSP Stadı’ndan yaklaşık 15 kilometre kuzeye geldiniz mi iş değişiyor tabi…

Spora fazla siyaset karıştırmayı seven birisi değilim. Sadece bu fotoğrafta aradaki farkı görmenizi istedim. Ambargolar nedeni ile bir türlü dışa açılamayan Kıbrıs Türk Futbolu, tabir yerindeyse kendi yağı ile kendi ciğerini kavurmakta. Adanın kuzeyindeki ligde 7’inci hafta geride kaldı. Geçtiğimiz cumartesi günü şampiyonluk iddiası devam eden iki takım olan Küçük Kaymaklı ile Türk Ocağı karşı karşıya geldi ve ev sahibi Kaymaklı maçı 5-2 kazandı.

Maçta Kaymaklı’nın genç futbolcusu Çağrı Kıral’ın (beyaz formalı) golü spor yazarı abimiz Engin Arca’nın objektifine böyle yansıdı. Stadyumda tribün yok sanmayın. Adanın kuzeyinde genelde stadların sadece bir tarafında uzun uzadıya tribünler olur. Görünen kısım tribün olmayan taraf. Futbolun her yerde futbol olduğunu ıspatlayan bu fotoğrafın yorumunu sizlere bırakıyorum. Böylelikle ufaktan adadaki futbolun perde arkasını da sizlere yavaş yavaş anlatmaya başlamış olduk…

By justnbg

One comment #6 “This is Zlatan. Can you beat this?”

Birkaç yıl önce Nike firmasının Joga Bonito konseptli reklamlarında Ibracadabra ve Cristiano Ronaldo aynı ekranda boy göstermişti. Eric Cantona’nın başı çektiği reklam serilerinden birisi olan bu reklamda, Eric Ronaldo’ya şöyle soruyor: “This is Zlatan. Can you beat this?” Ronaldo’da suratını ekşiterek kafasını sallıyor. Ardından birbirinden güzel hareketler ve vuruşlar geliyor.

Reklamın sonunda Cantona: “Who wins, I don’t know” diyerek tereddütünü ortaya koymuştu. Dün gece oynanan El Classico’dan sonra sanırım Cantona’nın tereddütü ortadan kalkmıştır. Attığı güzel gol ile kendisine ödenen paranın karşılığını vermenin yanında takımının derbiyi kazanmasına yardımcı oldu Ibra. Ronaldo’nun hakkını yememek lazım. Her ne kadar sakatlıktan çıkıp yeni yeni toparlandıysa da sahada 65 dakika iyi bile oynadı. Belki de 19’uncu dakikada kaçırdığı %100’lük pozisyonu gol olsa maçın seyri değişecekti ama sonuç Katalanların lehine oldu…

By justnbg

One comment #5 “Orada neler oluyor?”

Geçtiğimiz hafta Wigan’ı adeta hezimetle 9-1 yenen Tottenham, dün Aston Villa deplasmanındaydı. Maç 1-1 sonuçlandı. Wigan karşısında 5 gol bulan Defoe bu maçta öyle inanılmaz goller kaçırdı ki… Aslında kaçırdı da demek biraz yanlış olur… Ya çizgiden çıkarıldı ya da savunma son anda gol olmaması için müdahale etti… Küçük dev adam en az 2 tane gol atabilirdi.. Yukardaki karede Aston Villa adına topu ağlara gönderen Agbonlahor var… Tottenham savunmasını yerle bir etmiş, onlar da ne olacak diye çaresizce bakıyor… Fotoğrafı ilk gördüğümde “Orada neler oluyor?” diye sorasım geldi.. Olan oldu zaten, Aston Villa 1 Tottenham 1…

By justnbg

One comment #4 – Rubin ‘Hood’

Son yıllarda birçok Türk futbolcunun Rusya Ligi’ne transfer olması ile birlikte bu lige daha bir dikkatle bakmaya başladık. Daha önce Avrupa Kupaları’nda eğer bir Türk takımı Rus bir takımla eşleştiğinde dikkatimizi çeken bu takımlar şimdi daha da bir dikkatimizi çekmekte. Gelelim fotoğrafın içeriğine. Rubin Kazan Rus Ligi tarihinde ikinci şampiyonluğunu elde etti. Hem de iki yıl üst üste. İsminden dolayı Rubin’in her kazandığı maç sonrası Türk Basınında “Rubin ‘Kazan’dı”, “Rubinliler ‘Kazan’ kaldırdı”, “İspanya’da ‘Kazan’an Rubin” gibi açık istiare sanatının en ücra örnekleri kullanıldı. Benim de Robin Hood’tan esinlenerek “Rubin Hood ‘Kazan’dı” diyesim var. Çünkü zenginden alıp fakire verme felsefesi Rusya’da kendisini gösterdi. Son18 yılda şampiyon olan Spartak Moskova (10), Lokomotif Moskova (2), CSKA Moskova (2), Zenit ve Alania’nın ardından iki önemli şampiyonluk alarak Tataristan’daki futbol severlerin yüzünü güldürmeyi başardıkları için bir nebze de olsa bu felsefeyi yansıttılar diye düşünüyorum.   

By justnbg

One comment #3

Oturup ilk Şampiyonlar Ligi Finali izlediğim maç Real Madrid ile Juventus’un karşı karşıya geldiği 1998 finalidir. Amsterdam Arena’da oynanan maçta Madrid kupayı Mijatovic’in ayağından 67’inci dakikada bulduğu gol ile 1-0 kazanmıştı. Güzel günlerdi. Futbolu futbol olduğu için seyrettiğimiz dönemler tabi. Şu sıralar Real Madrid’in ne kadar sevildiği tartışılır. O zamanlarda Karambeu, Hierro, Seedorf gibi oyuncuların yer aldığı Madrid’te yukarıdaki karede görüldüğü gibi iki önemli isim olan Raul ve Mijatovic de yer alıyordu. Yıllar geçti, futbolculuk yıllarının ardından Mijatovic Real Madrid’in Sportif Direktörlüğü’nü bile yaptı. Raul ise 15 yıllık Real Madrid kariyerini sürdürmekte. Raul’un futbolu ne zaman bırakacağı belli değil ama ileride bir sportif direktörlük görevi de o yapar belki de…

By justnbg

One comment #2

Fransa Milli Takımı sempatimi 1998 ve 2000’de elde ettiği başarılarla kazanmıştı. Gençliğin en ergen dönemlerinde kanıma girmeyi başardılar doğal olarak. Tabi geçen yılların ardından hiç şüphesiz Fransa eski Fransa değil. Dünya Kupası’na kalabilme yolunda Play-off oynamak zorunda kalan horozlar kendileri ile aynı kaderi paylaşan bayan meslektaşları ile Clairefontaine’de buluşmuşlar. Ülkenin her iki Milli Takımı’nı bekleyen zor maçları var. İlk maçta İrlanda Cumhuriyeti’ni 1-0’la geçmenin avantajını elde etseler de erkekleri bekleyen zor maç var. Aynı şekilde bayanlar da 2011 Dünya Kupası’na kalabilmek için Sırbistan ile Play-off oynayacak. İşte her iki takım buluşup anı fotoğrafları çektirmiş. İçlerinden bana en ilginç gelen bu kare. Baksanıza, Henry sanki Zidane’lı, Petit’li, Djorkaeff’li günlerinden bir anısını bayan meslektaşlarına anlatır gibi…

By justnbg