One comment #8 Lampard: “Her yol mübahtır”

İngilizlerin sansasyonel gazetelerinden The Sun’da bugün Lampard’ın ağzıdan bir açıklama var. Mavilerin tecrübeli oyuncusu Thierry Henry’nin Fransa’ya topa elle müdahalesi sonrası Dünya Kupası vizesi aldırmasına özenmiş olacak, İngiltere’yi Dünya Kupası finaline taşıyacaksa bende aynı şeyi yaparım demiş.

Dünya Kupası’nı sadece 1 kez kazanabilen ve 1966 yılından beridir bu kupaya hasret olan İngilizler 44 yıldır sadece bir kez yarı finale kadar yükseldi. Onda da mağlup olup 3’üncülük maçı oynadılar. İtalyanlara 2-1 yenildiklerinden beri Dünya Kupalarına tatil amaçlı gittiler. Belli ki “Henry’nin Eli” örneğiyle “Amaca giden her yol mübahtır” düşüncesini benimsemeye başlamışlar. İşin ilginç tarafı haberi veren The Sun’da Henry’nin topu elle düzelttiği fotoğrafın altında “SHAME… Henry” yazmış… Olmayacak iş mi? İngilizler aynı şekilde tur atlar veya finale kalırsa The Sun yine böyle yazabilir mi acaba?

Reklamlar

Keyif veren enstantaneler

Geçtiğimiz ay Kıbrıs adasının kuzeyinde futbol adına bana keyif veren enstantanelerden birkaç tanesini sizlere aktarayım. Hem uzun zamandır yazmamanın vermiş olduğu kondisyon eksiğini bir nebze gidermiş olurum. Çektiğim fotoğraflardan umarım sizde keyif alırsınız.

Lebiderya

Yukarıdaki fotoğraf Girne’den. Birinci Lig maçlarında stadların tribünlerinin tek taraflı olduğunu belirtmiştim. Bellapais’te bulunan Tatlısu’nun stadı da öyle. Güzel bir deniz manzarası var. Maçtan sıkılırsanız manzaraya dalıp gidebiliyorsunuz. Ligin 8’inci haftasında ligde orta sıralarda mücadele eden Tatlısu’nun konuğu üst sıraları genç kadrosu ile zorlayan Lapta’ydı. Maçın devre arasında kara bulutlar ardından gök kuşağı belirince deklanşöre basmak şart oldu.

 

Mücadele

İkinci fotoğraf Esentepe’den. Kuzey sahil şeridinin doğusuna doğru bulunan Esentepe’de stad ormanın içerisinde. Yine tek taraflı tribünü var. Sahanın etrafı yeşil çam ve selvi ağaçları ile kaplı. Ligde zor durumda olan ve sondan bir önceki takım olan Esentepe, şampiyonluk yarışını kovalayan Küçük Kaymaklı’yı konuk etti. Saha içinde fotoğraf çekerken pozisyonun gelişmesi ile böyle bir kare yansıdı makinamıza. Bu arada Kaymaklı rakibini 1-0 yenerek yoluna devam etti.

 

Performans

Toplamda 14 takımın bulunduğu Birinci Lig’de ligin son haftasında Lefkoşa’da Kıbrıs Türk futbol tarihinde “Efsane” lakabı ile tanınan Çetinkaya, Küçük Kaymaklı’yı konuk etti. Maçın henüz 5’inci dakikasında Kaymaklı bir serbest vuruş kullandı. Doksana giden topu Çetinkaya kalecisi Mehmedemin çok güzel bir refleksle dışarıya çeldi. Mehmedeminin inanılmaz performasnsı ile Çetinkaya maçı 1-0 kazandı. Her ne kadar Kaymaklı mağlup olsa da 1 puan ile ilk devreyi lider kapattı.

 

Taraftar

Son kare de Cihangir köyünden. Futbol sevgisi engel tanımaz. Kale arkası tribün olmadığından futbol severler bu fırsatı böyle değerlendirmiş.

Bu fotoğraflar aslında işin traji komik yüzünü göstermekte. Adanın güneyi ile kuzeyi arasındaki uçurumu anlamanız açısından güzel örnekler. Ülke sporunun üzerine uygulanan ambargolardan dolayı herhangi bir dışa açılım olmadığından sonuç gördüğünüz gibi. Her ne kadar bu durum canımı sıksa da buz dağının görünen tarafına, yani futbolun keyif veren yüzüne bakmaya çalışıyorum.

justnbg

Chelsea’ye kafa tutmak

 

Dün gece Şampiyonlar Ligi’nde grup maçları tamamlandı. D grubunda bir üst tura çıkma şansını daha önce yitiren Apoel bu kez ufak bir ihtimal de olsa Uefa Avrupa Ligi’ne katılmak için vitrinde son maçına çıktı. Apoel’in yoluna Avrupa Ligi’ne devam edebilmesi için Chelsea’yi Stamford Bridge’de yenmesi ve Atletico Madrid’in evinde Porto’ya kaybetmesi gerekiyordu. Nitekim Avrupa Ligi’nin eşiğinden döndüler. Atletico evinde Porto karşısında 3-0’lık bir hezimet yaşarken Apoel 1-0 öne geçtiği maçı 2-2 ile tamamladı. Her ne kadar Chelsea gruptan çıkmayı garantilediyse de bu maça as ve yedek oyunculardan oluşan bir onbirle çıktı. Zaten maçta golleri de bu as oyunculardan Essien ve Drogba kaydetti. İngiltere’de Chelsea’ye kafa tutmak her baba yiğidin harcı değil, ancak Şampiyonlar Ligi’ni böyle süprizlere sahne olduğu için bir o kadar daha seviyorum…

Bu beraberlikle D grubunda puanını Atletico ile eşitleyen Apoel ikili averajla son sırada kaldı. İki hafta önce Kıbrıs’ta Atletico’nun Simao’nun ayağından bulduğu beraberlik golünün bu kadar değerli olabileceğini kim bilebilir di ki?

Avrupa Kupaları’ndan elenmeyle birlikte Apoel kendi ligine döndü. Ligde 11’inci hafta geride kalırken 13 Aralıkta bir derbi maçı oynanacak. Lefkoşa’nın iki önemli takımı Apoel ve Omonia karşı karşıya gelecekler. Her iki takım da GSP Stadı’nı kendi sahaları olarak kullandıkları için taraftar faktörü bu maçta önemli olacak. İki ezeli rakip olmalarının yanında iki farklı görüşü savunan iki takımın mücadelesi olacak olan Omonia – Apoel maçı. Omonia’nın St.Pauli, Livorno gibi takımlar gibi endüstriyel futbola karşı bir takım olduğunu belirtelim… Bu iki takım arasındaki ezeli rekabeti bir başka yazımızda ayrıntılı anlatırız…

By justnbg

One comment #7 “Kıbrıs’ta golün fotoğrafı”

Hepimizin bildiği gibi Kıbrıs’ın güneyindeki futbolda herşey güllük gülistanlık. Her sezon başında Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi için ön elemeler oynanıyor, şans yaver giderse bu büyük organizasyonlarda takımlar yer alabiliyorlar. Omonia, Apoel gibi kulüplerin maçlarını oynadığı GSP Stadı’ndan yaklaşık 15 kilometre kuzeye geldiniz mi iş değişiyor tabi…

Spora fazla siyaset karıştırmayı seven birisi değilim. Sadece bu fotoğrafta aradaki farkı görmenizi istedim. Ambargolar nedeni ile bir türlü dışa açılamayan Kıbrıs Türk Futbolu, tabir yerindeyse kendi yağı ile kendi ciğerini kavurmakta. Adanın kuzeyindeki ligde 7’inci hafta geride kaldı. Geçtiğimiz cumartesi günü şampiyonluk iddiası devam eden iki takım olan Küçük Kaymaklı ile Türk Ocağı karşı karşıya geldi ve ev sahibi Kaymaklı maçı 5-2 kazandı.

Maçta Kaymaklı’nın genç futbolcusu Çağrı Kıral’ın (beyaz formalı) golü spor yazarı abimiz Engin Arca’nın objektifine böyle yansıdı. Stadyumda tribün yok sanmayın. Adanın kuzeyinde genelde stadların sadece bir tarafında uzun uzadıya tribünler olur. Görünen kısım tribün olmayan taraf. Futbolun her yerde futbol olduğunu ıspatlayan bu fotoğrafın yorumunu sizlere bırakıyorum. Böylelikle ufaktan adadaki futbolun perde arkasını da sizlere yavaş yavaş anlatmaya başlamış olduk…

By justnbg

One comment #6 “This is Zlatan. Can you beat this?”

Birkaç yıl önce Nike firmasının Joga Bonito konseptli reklamlarında Ibracadabra ve Cristiano Ronaldo aynı ekranda boy göstermişti. Eric Cantona’nın başı çektiği reklam serilerinden birisi olan bu reklamda, Eric Ronaldo’ya şöyle soruyor: “This is Zlatan. Can you beat this?” Ronaldo’da suratını ekşiterek kafasını sallıyor. Ardından birbirinden güzel hareketler ve vuruşlar geliyor.

Reklamın sonunda Cantona: “Who wins, I don’t know” diyerek tereddütünü ortaya koymuştu. Dün gece oynanan El Classico’dan sonra sanırım Cantona’nın tereddütü ortadan kalkmıştır. Attığı güzel gol ile kendisine ödenen paranın karşılığını vermenin yanında takımının derbiyi kazanmasına yardımcı oldu Ibra. Ronaldo’nun hakkını yememek lazım. Her ne kadar sakatlıktan çıkıp yeni yeni toparlandıysa da sahada 65 dakika iyi bile oynadı. Belki de 19’uncu dakikada kaçırdığı %100’lük pozisyonu gol olsa maçın seyri değişecekti ama sonuç Katalanların lehine oldu…

By justnbg

One comment #5 “Orada neler oluyor?”

Geçtiğimiz hafta Wigan’ı adeta hezimetle 9-1 yenen Tottenham, dün Aston Villa deplasmanındaydı. Maç 1-1 sonuçlandı. Wigan karşısında 5 gol bulan Defoe bu maçta öyle inanılmaz goller kaçırdı ki… Aslında kaçırdı da demek biraz yanlış olur… Ya çizgiden çıkarıldı ya da savunma son anda gol olmaması için müdahale etti… Küçük dev adam en az 2 tane gol atabilirdi.. Yukardaki karede Aston Villa adına topu ağlara gönderen Agbonlahor var… Tottenham savunmasını yerle bir etmiş, onlar da ne olacak diye çaresizce bakıyor… Fotoğrafı ilk gördüğümde “Orada neler oluyor?” diye sorasım geldi.. Olan oldu zaten, Aston Villa 1 Tottenham 1…

By justnbg

Marca: “Bir komik Atlético”

Futbolcuların sahaya çıkarken fonda çalan Şampiyonlar Ligi müziğini duymak, orta yuvarlakta dalgalanan turnuva logosunu görmek tıpkı çölde bir avuç suya hasret kalmış birisi gibi biz futbol dilencilerinin istediği en fazla şey olsa gerek.

Geçtiğimiz akşam GSP Stadı’nda oynanan ve 1-1 sonuçlanan Apoel – Atl. Madrid maçı gerek atmosfer gerekse mücadele yönünden görülmeye değer bir karşılaşmaydı. Taraftar baskısının ne kadar etkili olduğunun bir örneğini Atl. Madrid’in her topu kazandığında kulakları tırmalarcasına ıslıklamasında bir kez daha gördüm.

Yıllarca televizyon ekranlarında izlediğim Şampiyonlar Ligi’nin maç öncesi, esnasında ve sonrasında ne kadar önemli bir organizasyon olduğunu doyasıya yaşamanın yanında basın mensuplarının işini en iyi şekilde yapabilmesi için görevlilerin özverili çalışmaları gözlemlediğim perde arkası noktalar.

Saat 21.45’te başlayacak maç için 20.15’te stadyumdaydık. Atmosferi görmek ve maç öncesi futbolcular gibi kendimizi mental açıdan hazırlama adına gayet uygun bir vakitti. Akreditasyon kartlarımızı aldıktan sonra basın mensuplarının maç başlayana kadar gerekli hazırlıklarını yapabileceği “Press Room”da İspanyol ve Rum basın mensupları ile bir süre oturduk. Maça 45 dakika kala basın tribününde, kuş bakışı maçı rahat bir şekilde görebileceğimiz yerlermize gittiğimizde stadın hemen hemen dörtte üçlük kısmı dolmuş, taraftarlar tezahüratlara başlamıştı bile. İlginç bir nokta da İspanyol taraftarların maça ilgi göstermemesiydi. Heralde takımlarının ligde ve Avrupa Kupaları’nda iyi gidememesinin bir sonucuydu bu.

Oyuncular ısınmaya çıktığında kulak tırmalayan cinsten ıslıklarla karşılandı Madrid. Yedek kalan oyunculara baktığımızda Maxi, Reyes ve Pongolle gibi oyuncular kenarda topla oynamakla yetinirken ilk 11 ısınma çalışmalarını gerçekleştirdi. Teknik sorumlu Quique Sanchez Flores hastalığını atlatmış olacak, takımı ile Kıbrıs’taydı. Apoel’de önemli oyunculardan Charalambides ve Zewlakow maça yedek başlayan isimler.

Isınma bitip oyuncular soyunma odasına gittiğinde artık maç başlasa diye sabırsızlanmaya başladım. Fon müziği ile orta yuvarlaktaki ŞL logosu dalgalanmaya başladığında, oyuncular seremoni için sahadaki yerlerini aldılar.

 

Gözüm tabi ilk 11’deki Forlan, Agüero gibi oyuncularda. De Bleeckere’nin ilk düdüğünün çalması ile Apoel’in Mirosavljevic’in attığı gol ile 1-0 öne geçmesi arasında sadece 5 dakika var. İlk atak ve gol. Stoper oynamaya alışmış Ujfalusi’nin sağ bekte maça başlaması ve yenilen ilk golde ağır kalarak rakibinin yerden topu altı pasa kesmesi göze çarpanlar. Bu dakikadan sonra panik atak olurcasına gelişen cılız Madrid atakları vizyonda. Apoel’in savunma ve oyun anlayışını tıpkı Euro 2004’teki Yunanistan’a benzettim. Defans ve ortasahayı iki blok halinde kendi yarı sahalarında sıkıştırdılar ve Madrid’in pas yapmasına izin vermediler. Forlan ne kadar çabalarsa çabalasın çok top kayıpları yaptı, Agüero maçın içinde yok sanki. Apoel’de göze çarpan isim sağ kanadı iyi kullanan Kosowski.

Böyle tamamlanan devrenin ardından ikinci devrede artan Atl.Madrid atakları ile geçen 15 dakikanın ardından ilk kez iş yapan Agüero sağdan çizgiye indi, altı pasa topu çıkardı. Kaleci Chiotis’in çeldiği top kaptan Simao’nun önünde kaldı ve gol.

Skora denge gelince sanki her iki takıma bu skor yetermiş gibi bir oyun ile kalan 30 dakika devam etti. Flores değişiklikleri oyunun bitmesine 15 dakika kala yaptı. Sanki “Taa İspanya’dan geldik, bari Maxi ve Reyes’de oyuna girsin” dercesine bu adamları son dakikalarda oyuna sürdü, onlar da pek etkili olamadı.

 

Maçın bitiş düdüğü ile birlikte Apoel taraftarları takımını ayakta alkışladı. Belli ki sonuçtan çok takımlarının böylesi büyük bir organizasyonda oynamasından keyif alıyorlar.

Maç sonunda Flores’in basın toplantısında yer aldık. Geçtiğimiz hafta yakalandığı domuz gribinden her ne kadar kurtulduysa, yıpranmış bir hali vardı. İspanyolca söyledikleri Rumcaya çevrildiği için bir şey anlamasak da adamın yüzünden kötü gidişatın izleri okunuyordu. Takımı bir an önce toparlaması gerek. Çünkü sahaya yansıttıkları oyunda, olumsuz etkilenen psikolojilerini anlamak hiç de zor değil. Marca gazetesinin attığı başlıkta söylediği gibi “Bir komik Atletico” güzel bir benzetme olmuş. Kadrodaki oyunculara bakın. Kim bu oyuncuları takımında görmek istemez ki? Elinizdeki kaliteli oyuncuları kullanamayınca, güç bakımından kendinizden kat kat düşük bir takıma puan kaybedince basının eline kolayca düşüyorsunuz.

Uefa Avrupa Kupası’na kalma adına avantaj Atl.Madrid’te. 3 puanla 3’üncü sıradalar. Apoel’in son maçta Chelsea deplasmanına gideceğinden sanırım biraz rahat olacaklar ama kendilerini zor bir Porto maçı bekliyor. Bir mucize ile eğer Apoel Avrupa Kupalarına kalırsa (ki Avrupa’da devam etme şanşları bana göre gerçekten mucizeye bağlı) bu tür maçları sizler için yakından takip etmeye devam edeceğim…

By justnbg