KARSIYAKA-KOCAELI Bir maçtan daha fazlası… Ve yüzümüze gelen tokatlar…

Bu aralar gittiğim her ülkedeki gibi, o coğrafyanın futbol kültürüne kendimi adapte etmeye çalışıyorum. Geçtimiz sene yaşadığım inanılmaz bir İskoçya deneyiminin ardından bu sene kültür olarak biraz geriye gitsem de, futbolun sadece futbol olmadığı bu yeryüzü üzerinde herkes kendine göre birşeyler bulabiliyor.

Bu bağlamda ilk canlı maç deneyimimi, İzmir’e gelmeden once hakkında bolca bilgi toplamaya çalıştığım Karşıyaka ile yaşamaya karar vemiştim bile. İzmir’de öğrencilik yapmaktan ziyade, hayatın kendisini öğrenmeye çalışan ve bundan ziyadesi ile zevk alan arkadşlar ile tanışınca da, artık maç deneyimi benim için hayal olmaktan çıkmıştı. Karşıyaka ve yaşadığımız deneyimden bahsetmeden önce, buradaki arkadaşlardan bahsetmem gerek. Her ne kadar küçücük adamızın birçok farklı bölgesinden İzmir’e eğitim amaçlı gelen arkadaşlar olsa da, beni bu deneyimde yalnız bırakmayan ‘Gazafana’lı arkadaşlarım oldu. Erdo, Osman ve Mustafa, İzmir’de Gazafana kültürünü temsilen bulunuyorlar ve sanki Ege’ye ‘Gazafana’yı tanıtmak adına gelmişler gibi. Bunların yanında Lefke’den Kadri de her halı saha maçında mor formasını giyerek Lefke’yi aklımızda canlı tutmaya çalışıyor. Halil de uzaklarda, Muğla’da okumasına rağmen bizleri yalnız bırakmıyor. Bu arkadaşlar da aynen benim gibi futbolu bir ‘kültür’ ve ‘yaşam biçimi’ olarak görüyorlar ve futbolun sadece futbol olmadığını tamamen benimsediklerinden, bu topla oyananan masum oyuna her zaman farklı göz ile bakıyorlar. Bu nedenle onlar da Karşıyakalı olmuşlar.

Karşıyaka’ya gelecek olursak… ‘Spor Kulübü’ adı altında kurulan ilk Türk ekibi olan Karşıyaka, 1912 yılında kurulmuş ve 2 sene sonra 100. yıllarını kutlayacaklar. Beşiktaş gibi armalarının içinde ay-yıldız taşıma hakkı lan 3 kulüpten biri olan K.S.K, eski dile bu harflerin okunuşu olan ‘Kaf-Sin-Kaf’ olarak da biliniyor. O dönemlerde futbol kulüplerinin hakimi olarak yabancıların oynamasına karşı olan birkaç genç, arsada futbol oynadıkları bir gün yağmurun çiselemesi üzerine bir zeytin ağacının altına sığındılar ve azınlıkların futbol sahasındaki egemenliğine başkaldırı hareketi olarak kendi kulüplerini kurmaya karar verdiler. 1 Kasım 1912 (1328) tarihinde Karşıyaka Muaresei Bedeniye Kulübü’nü yani bugünkü adıyla Karşıyaka Spor Kulübü’nün kuruluşunu gerçekleştirdiler. 1914 yılında kurulan ve o şimdiki Alsancak Stadı’nda maçlarını oynayan Altay kurulncaya kadar da, İzmir’deki tek futbol kulübü olarak kaldılar. Altay’ın da Alsancak Stadı’nın daha önce Panionios’un olması, halen Panionios ile Altay’ın dostluk bağlarını sıkı tutmaktadır. Bu nedenlerdir ki, Panionios’un şimdiki stadının ismi ‘Nea Smyrna’, yani ‘Yeni İzmir’dir. Ama bu başka bir yazının konusudur.

Halen 9 farklı branşta mücadelesini sürdüren bu kulüp, son olarak mücadele ettiği 1995-1996 sezonundan beridir Süper Lig’e dönme mücadelesi vermekte ve bu amacına geçen sene çok yaklaşsa da, playofflar sonucu kazanan Tayyip Erdoğan’ın takımı Kasımpaşa olmuştur.

Maça dönelim. Kocaeli ile oynanacaktı maç. Geçen sene Galatasaray’a 5 atan takım ligden düşmüş, 1. Lig’de de son sıralarda gezinmekteydi. Hava güzeldi, açıktı. Stad önü ise dünyanın her yerindeki stadlar gibi, satıcılar ile doluydu. Farklı gelen artık hamburger ve sosislerin yerini, çekirdek ve İzmir sandvici olan ‘Kumru’nun alması idi. Bu ana kadar çok büyük farklılıklar görmesek de bilet alma kuyruğu ilk haberciydi benim için. ‘Welcome to Turkey’ diyordu resmen üstünde. Küçük bir kutu ve önünde yüzlerce insan. Bir şekilde biletler alındı ve başka bir eziyet başladı. Maça girme eziyeti. Maksimum 70 santim genişliği olan tek bir kapı ve o kapıdan girmeye çalışan ‘bütün seyirciler’… Evet, tüm açık tribün aynı kapıdan girmeye çalışıyordu. Tabii ki maçın başına yetişmek imkansız olmuştu. İlk 20 dakikayı kaçırdık. Celtic’in Parkhead Stadında bulunan 50 kapıdan ziyade burada padece bir kapı olması, ikinci kez bana hoşgeldin diyordu adeta.

Herşeyi atlattık ve stada girdik. Alsancak Stadının tribünleri sahaya çok yakın. Maça girdiğimizde 1-0 olmuştu bile. Karşıyaka önde, tarftarın da keyfi yerindeydi. İlk olarak yıllardır T.V’de izlediğimiz Serdar Topraktepe’nin ne kadar kilolu olduğunu farkettim. Hepimiz farkettik. KSK iyi oynuyordu da, ne oturacak yer vardı, ne de bir numara. Biletlerimizi zaten girişte almışlardı. Hoşgeldin tokatlarını üst üste yüzüme çarpıyorlardı. Ama artık uyuşan bünye, bunun zevkini almaya başladı. İkinci gol de 2. yarı geldi ve maçı 2-0 KSK aldı. Çıkış girişten çok daha kolay oldu ve benim aklımda KSK’nın gelecek sene içinde Süper Lig’de oynama umudu kaldı.

Arkadaşlar ile geçen güzel bir günün ardından, başka bir coğrafyada başka bir maç izlemek, listeme farklı bir Stad katmak güzel bir deneyimdi.

by deNNis

Reklamlar

One thought on “KARSIYAKA-KOCAELI Bir maçtan daha fazlası… Ve yüzümüze gelen tokatlar…

  1. hatta KSK, tarihdeki ilk maçları 7 kişi oynayarak ,eski tenis kortunun yanındaki okulda yaparlarmış…
    ve ayrıca kumruuuuuuuuu!!nassı özledim…
    yazı muhteşem,yazı tıpkı karşıyaka kokuyor. teşekkürler deniz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s