One comment #6 “This is Zlatan. Can you beat this?”

Birkaç yıl önce Nike firmasının Joga Bonito konseptli reklamlarında Ibracadabra ve Cristiano Ronaldo aynı ekranda boy göstermişti. Eric Cantona’nın başı çektiği reklam serilerinden birisi olan bu reklamda, Eric Ronaldo’ya şöyle soruyor: “This is Zlatan. Can you beat this?” Ronaldo’da suratını ekşiterek kafasını sallıyor. Ardından birbirinden güzel hareketler ve vuruşlar geliyor.

Reklamın sonunda Cantona: “Who wins, I don’t know” diyerek tereddütünü ortaya koymuştu. Dün gece oynanan El Classico’dan sonra sanırım Cantona’nın tereddütü ortadan kalkmıştır. Attığı güzel gol ile kendisine ödenen paranın karşılığını vermenin yanında takımının derbiyi kazanmasına yardımcı oldu Ibra. Ronaldo’nun hakkını yememek lazım. Her ne kadar sakatlıktan çıkıp yeni yeni toparlandıysa da sahada 65 dakika iyi bile oynadı. Belki de 19’uncu dakikada kaçırdığı %100’lük pozisyonu gol olsa maçın seyri değişecekti ama sonuç Katalanların lehine oldu…

By justnbg

One comment #5 “Orada neler oluyor?”

Geçtiğimiz hafta Wigan’ı adeta hezimetle 9-1 yenen Tottenham, dün Aston Villa deplasmanındaydı. Maç 1-1 sonuçlandı. Wigan karşısında 5 gol bulan Defoe bu maçta öyle inanılmaz goller kaçırdı ki… Aslında kaçırdı da demek biraz yanlış olur… Ya çizgiden çıkarıldı ya da savunma son anda gol olmaması için müdahale etti… Küçük dev adam en az 2 tane gol atabilirdi.. Yukardaki karede Aston Villa adına topu ağlara gönderen Agbonlahor var… Tottenham savunmasını yerle bir etmiş, onlar da ne olacak diye çaresizce bakıyor… Fotoğrafı ilk gördüğümde “Orada neler oluyor?” diye sorasım geldi.. Olan oldu zaten, Aston Villa 1 Tottenham 1…

By justnbg

Anybody have seen my baby!

Neredeyse karanlik olmus durumda buralar… Bulutlarin arasindan azcik bir isik siziyor, onla yetinmeye calisiyorum. Bayrammis bugun. Hissetmek mumkun degil buralarda. O yuzden Baris Manco’dan “Bugun Bayram” sarkisinin videosunu degil de, bunu ekliyorum. Dinleyin demiyorum, izleyin diyorum. Benim yasadigim donemin sonlarinda youtube yasakliydi “Sansurler” ulkesine cevrilmeye calisilan Turkiye de. O yuzden Dailymotion linki ekliyorum. Umarim o aciliyordur.

Bu kadar los bir ortamda dinlenebilecek en guzel sarkilardan biri benim adima. Dinlemeyenin “Bayrami kutlu olsun.” Dinleyenler ise, hosgeldiler benim dunyama :)

Marca: “Bir komik Atlético”

Futbolcuların sahaya çıkarken fonda çalan Şampiyonlar Ligi müziğini duymak, orta yuvarlakta dalgalanan turnuva logosunu görmek tıpkı çölde bir avuç suya hasret kalmış birisi gibi biz futbol dilencilerinin istediği en fazla şey olsa gerek.

Geçtiğimiz akşam GSP Stadı’nda oynanan ve 1-1 sonuçlanan Apoel – Atl. Madrid maçı gerek atmosfer gerekse mücadele yönünden görülmeye değer bir karşılaşmaydı. Taraftar baskısının ne kadar etkili olduğunun bir örneğini Atl. Madrid’in her topu kazandığında kulakları tırmalarcasına ıslıklamasında bir kez daha gördüm.

Yıllarca televizyon ekranlarında izlediğim Şampiyonlar Ligi’nin maç öncesi, esnasında ve sonrasında ne kadar önemli bir organizasyon olduğunu doyasıya yaşamanın yanında basın mensuplarının işini en iyi şekilde yapabilmesi için görevlilerin özverili çalışmaları gözlemlediğim perde arkası noktalar.

Saat 21.45’te başlayacak maç için 20.15’te stadyumdaydık. Atmosferi görmek ve maç öncesi futbolcular gibi kendimizi mental açıdan hazırlama adına gayet uygun bir vakitti. Akreditasyon kartlarımızı aldıktan sonra basın mensuplarının maç başlayana kadar gerekli hazırlıklarını yapabileceği “Press Room”da İspanyol ve Rum basın mensupları ile bir süre oturduk. Maça 45 dakika kala basın tribününde, kuş bakışı maçı rahat bir şekilde görebileceğimiz yerlermize gittiğimizde stadın hemen hemen dörtte üçlük kısmı dolmuş, taraftarlar tezahüratlara başlamıştı bile. İlginç bir nokta da İspanyol taraftarların maça ilgi göstermemesiydi. Heralde takımlarının ligde ve Avrupa Kupaları’nda iyi gidememesinin bir sonucuydu bu.

Oyuncular ısınmaya çıktığında kulak tırmalayan cinsten ıslıklarla karşılandı Madrid. Yedek kalan oyunculara baktığımızda Maxi, Reyes ve Pongolle gibi oyuncular kenarda topla oynamakla yetinirken ilk 11 ısınma çalışmalarını gerçekleştirdi. Teknik sorumlu Quique Sanchez Flores hastalığını atlatmış olacak, takımı ile Kıbrıs’taydı. Apoel’de önemli oyunculardan Charalambides ve Zewlakow maça yedek başlayan isimler.

Isınma bitip oyuncular soyunma odasına gittiğinde artık maç başlasa diye sabırsızlanmaya başladım. Fon müziği ile orta yuvarlaktaki ŞL logosu dalgalanmaya başladığında, oyuncular seremoni için sahadaki yerlerini aldılar.

 

Gözüm tabi ilk 11’deki Forlan, Agüero gibi oyuncularda. De Bleeckere’nin ilk düdüğünün çalması ile Apoel’in Mirosavljevic’in attığı gol ile 1-0 öne geçmesi arasında sadece 5 dakika var. İlk atak ve gol. Stoper oynamaya alışmış Ujfalusi’nin sağ bekte maça başlaması ve yenilen ilk golde ağır kalarak rakibinin yerden topu altı pasa kesmesi göze çarpanlar. Bu dakikadan sonra panik atak olurcasına gelişen cılız Madrid atakları vizyonda. Apoel’in savunma ve oyun anlayışını tıpkı Euro 2004’teki Yunanistan’a benzettim. Defans ve ortasahayı iki blok halinde kendi yarı sahalarında sıkıştırdılar ve Madrid’in pas yapmasına izin vermediler. Forlan ne kadar çabalarsa çabalasın çok top kayıpları yaptı, Agüero maçın içinde yok sanki. Apoel’de göze çarpan isim sağ kanadı iyi kullanan Kosowski.

Böyle tamamlanan devrenin ardından ikinci devrede artan Atl.Madrid atakları ile geçen 15 dakikanın ardından ilk kez iş yapan Agüero sağdan çizgiye indi, altı pasa topu çıkardı. Kaleci Chiotis’in çeldiği top kaptan Simao’nun önünde kaldı ve gol.

Skora denge gelince sanki her iki takıma bu skor yetermiş gibi bir oyun ile kalan 30 dakika devam etti. Flores değişiklikleri oyunun bitmesine 15 dakika kala yaptı. Sanki “Taa İspanya’dan geldik, bari Maxi ve Reyes’de oyuna girsin” dercesine bu adamları son dakikalarda oyuna sürdü, onlar da pek etkili olamadı.

 

Maçın bitiş düdüğü ile birlikte Apoel taraftarları takımını ayakta alkışladı. Belli ki sonuçtan çok takımlarının böylesi büyük bir organizasyonda oynamasından keyif alıyorlar.

Maç sonunda Flores’in basın toplantısında yer aldık. Geçtiğimiz hafta yakalandığı domuz gribinden her ne kadar kurtulduysa, yıpranmış bir hali vardı. İspanyolca söyledikleri Rumcaya çevrildiği için bir şey anlamasak da adamın yüzünden kötü gidişatın izleri okunuyordu. Takımı bir an önce toparlaması gerek. Çünkü sahaya yansıttıkları oyunda, olumsuz etkilenen psikolojilerini anlamak hiç de zor değil. Marca gazetesinin attığı başlıkta söylediği gibi “Bir komik Atletico” güzel bir benzetme olmuş. Kadrodaki oyunculara bakın. Kim bu oyuncuları takımında görmek istemez ki? Elinizdeki kaliteli oyuncuları kullanamayınca, güç bakımından kendinizden kat kat düşük bir takıma puan kaybedince basının eline kolayca düşüyorsunuz.

Uefa Avrupa Kupası’na kalma adına avantaj Atl.Madrid’te. 3 puanla 3’üncü sıradalar. Apoel’in son maçta Chelsea deplasmanına gideceğinden sanırım biraz rahat olacaklar ama kendilerini zor bir Porto maçı bekliyor. Bir mucize ile eğer Apoel Avrupa Kupalarına kalırsa (ki Avrupa’da devam etme şanşları bana göre gerçekten mucizeye bağlı) bu tür maçları sizler için yakından takip etmeye devam edeceğim…

By justnbg

İspanya’nın Latin Aşkı

Latin Amerika, futbol dünyası için her zaman altın yumurtlayan tavuk konumundadır. Yetiştirdikleri futbolcuların genç ve yetenekli olmasından dolayı Dünya’nın büyük-küçük tüm kulüpleri transfer sezonunun açılmasıyla beraber buraya yönelerek transferler çalışmalarına başlarlar. Latin Amerika piyasasına yönelen en önemli ülkelerin başında İspanya geliyor. Bu yazıda Güney Amerika topraklarından yetişip bu yıl İspanya’ya giden oyuncuları inceleyeceğiz.

Fabian Vargas – Hernan Bernardello (Almeria) : Şuanda Valencia’nın başında olan Unai Emery ile La Liga’nın başarılı ve kalıcı kulüpleri arasına giren Almeria, bu yıl Latin Amerika topraklarına özellikle Arjantin’e yönelen takımlardan birisi. Bu yıl Arjantin Liginden 2 transfer yaptılar. Bunlardan biri Boca Juniors’un Kolombiyalı ortasaha oyuncusu Fabian Vargas, Kolombiya Milli Takımında da top koşturan Fabian Vargas daha çok defansif yönlü bir ortasaha oyuncusudur. Tam adı Fabian Andres Vargas Rivera olan futbolcunun değeri ise 3 milyon euro civarında. Almeria’nın bir diğer Latin Amerika’dan yapmış olduğu transfer ise yine Arjantin Liginde mücadele eden Newell’s old Boys takımının oyuncularından Hernan Bernardello. Newell’s old Boys takımının altyapısından yetişen Bernardello,Vargas gibi ortasaha oyuncusu. 23 yaşında olan Bernardello’nun görünen değeri ise yine Vargas gibi 3 milyon euro civarında. Ayrıca Bernardello Arjantin-İtalya olmak üzere çift pasaport taşımakta. Bu iki Güney Amerika’lı oyuncu bu sene Almeria’da başarılı olabilecek kapasite ve yetenekte oyuncular. Onların başarılı olması Bu sene daha zor olan La Liga’da ki yerini korumasına yardımcı olacaktır.

Leandro Cabrera (Atletico Madrid) : Güney Amerika piyasasına önem veren bir diğer İspanyol takım Atletico Madrid. Madrid temsilcisinin kadrosunda 7 tane Güney Amerikalı oyuncu bulunuyor. Son katılan oyuncu Defensor takımından alınan 18 yaşındaki Uruguaylı Leandro Cabrera. Cabrera’nın şuanda görünen değeri 1 milyon eura civarında.

Ivan Pillud-Facundo Roncaglia (Espanyol) : La Liga’ya bu sene giden Güney Amerikalı oyunculardan biride Tiro Federal takımından Espanyol’a transfer olan Ivan Alexis Pillud. 23 yaşında olan Pillud defansın sağından görev yapmakta. Ivan Pillud, Tiro Federal takımının alt yapısından çıkan bir oyuncu daha önce Newell’s Old Boys takımında da görev yapmış olan Ivan Pillud Espanyol’da büyük bir sınavdan geçecek. Pillud’un görünen değeri 900 Bin euro civarında.

Espanyol’un Güney Amerika’dan yapmış olduğu bir diğer transfer ise Boca Juniors alt yapısından yetişen Facundo Roncaglia. 22 yaşındaki Arjantinli oyuncu defansın göbeğinde görev yapmakta. Boca Juniors’tan Espanyol’a 300 Bin euro’ya transfer olan Roncaglia’nın şuan görünen değeri ise 1 Milyon 200 Bin euro civarında.


Leandro Gioda (Xerez) : La Liga’nın yeni ekiplerinden Xerez’de bu yıl Arjantin’den transfer yapan takımlar arasında.  Independiente’den transfer edilen 25 yaşındaki Leandro Gioda defansın göbeğinde görev yapmakta. Latin oyuncu Lanus alt yapısının ürünlerinden, 1 yıl Lanus A Takımı forması giydikten sonra Independiente’ye transfer olarak burada dikkat çeken oyunculardan birisi olmuştur. 1,92 cm boyunda olan Gioda’nın şuanki değeri ise 2 milyon 600 bin euro civarında.


Nilmar Honorato Da Silva (Villareal) : Güney Amerika’dan İspanya’ya transfer olan en iyi oyuncu Nilmar desek hata etmiş olmayız. 25 yaşında 1,80 boyundaki Nilmar forvet hattında görev yapıyor. Brezilya Milli Takımında da görev yapan Brezilyalı yıldız ülkesinin Internacional takımının alt yapısından yetişmiştir. Villareal’e gelmeden önce 2 yıl Internacional forması giymiş olan Nilmar, 35 maçta 19 gole imza atarak bir çok kulübün dikkatini çekmiştir. Daha önce Avrupa deneyimini Fransa’nın güçlü takımlarından Lyon’da yaşayan Nilmar burada 32 maçta sadece 2 gol atabildi. Villareal’e 11 milyon euro’ya transfer olan Nilmar, Sarı Denizaltı’ların tarihinde ki en pahalı oyuncusu ünvanını eline geçirmiş bulunuyor.

(Futbol Extra Kasım Sayısında ki İnceleme Yazım)

by diegopelusa

Var olma maçı: Apoel – Atletico Madrid

Dananın kuyruğunun kopabileceği bir maç bizi bekliyor. Yarın Şampiyonlar Ligi’nde Apoel evinde Atletico Madrid’i ağırlayacak. Eğer Apoel yenilirse Avurpa Kupası defteri son oynayacakları prestij maçında, yani Londra’da kapanacak. Eğer Apoel yenerse son maça kadar Uefa Avrupa Ligi’ne kalma şansları devam edecek.

Son lig maçları

Her iki takım için galibiyetin çok önemli olduğu bu maçta öncelikle her iki takımın oynadıkları son maçlara bir göz atalım. Atletico Madrid, Deportivo ile oynadığı son lig maçından yine puan çıkaramadı. Maçta ilk dakikalarda Aguero ile öne geçseler de kalelerinde gördükleri iki gol ile maçtan 2-1 mağlup ayrıldılar. Atletico’nun ligde son aldığı galibiyet 3 Ekim’de Zaragoza’yı 2-1 yendikleri maç ve bana göre bu ilginç bir istatistik. Bir buçuk aydır ligde galibiyete hasret bir konumdalar. Bu da hiç şüphesiz futbolcular üstünde bir baskı oluşturmakta. Aldıkları sonuçlar neticesinde ise 20 takımlı ligde 18’inci sırada bulunuyorlar

Apoel son lig maçını geçtiğimiz yılın Şampiyonlar Ligi kapısını aralayan ekibi Anortosis’e karşı oynadı ve bu maçtan 2-0 galip ayrıldı.  Apoel cephesi bu galibiyetle moral ve motivasyon açısından iyi bir seviyede. Ligdeki puan durumuna bakıldığında Apoel lider Omonia’nın 6 puan gerisinde 4’üncü sırada bulunuyorlar.

Sakat raporu

Atletico Madrid, kötü gidişatın yanında sakat oyuncularının bulunması ile bir hayli sıkıntılı. Trafik kazası geçiren Pernia Kıbrıs’a getirilmedi. Aynı şekilde bileğinde birinci dereceden burkulma tespit edilen Raul Garcia maç kadrosunda yok. Geçtiğimiz hafta domuz gribi olduğu için evinde istirahat eden Quique Sanches Flores’in Kıbrıs’a gelmeyeceği basında yer alıyor.

Apoel’e baktığımızda sakat olan Paulo Jorge iyileşti ve takımının Anorthosis maçında doksan dakika oynadı. Bunun yanında önemli bir oyuncu olan Zewlakow’un sakatlığı devam ediyor.

Atletico oyuncusu Juanito’nun Apoel maçının önemine değindi dün. Juanito Şampiyonlar Ligi’nde oynamanın çok güzel birşey olduğunu belirtirken Apoel’i yenip Uefa Avrupa Ligi’nde yollarına devam etmek istediklerini vurguladı. Juanito gibi durumun önemine değinen bir diğer isim de Atletico Başkanı Enrique Cerezo. Başkan işlerin iyi gitmediğinin farkında ve futbolcuların da bu durumdan rahatsız olduğunu belirtirken en kısa zamanda yapmaları gereken şeyin Apoel, Espanyol ve Xerez maçlarını galibiyetle kapatmak olduğunu dile getirdi.

Değerlendirme

Yarın oynanacak bu maçta bende tribünde basın mensubu olarak yerimi alacağımdan heyecanlıyım. Her iki takım için galibiyetin ne denli önemli olduğunu belirtmiştim. Tabi galibiyete daha da ihtiyacı olan taraf bana göre Apoel. Bu maçın biletlerini geçtiğimiz hafta sonu satışa çıkaran Apoel, biletlerin büyük bir bölümünü satmış durumda. Sıkıntı yaşayan Atletico’yu, her zaman belirttiğim ve zor bir deplasman olduğunun altını çizdiğim Kıbrıs’ta zor bir maç bekliyor. Forlan, Aguero, Maxi gibi isimleri canlı izleyebilmek güzel olacak. Apoel’in ve Atletico’nun galibiyet için bütün potansiyellerini sahaya yansıtmasını beklediğim maçta ayrıca bol gol olacak kanaatindeyim. Bakalım var olma maçında gülen taraf kim olacak?

Maç sonrası izlenimler artık perşembeye…

By justnbg

Shortie #3

–          Merhaba…

–          Artık hayatın içinden bu satırlara yazmak için kendime notlar alıyorum. “Ben bunu yazarım ya, bence bu yazılır ha” falan diyorum. Barney Stinson’un “That’s totally goin in my blog” demesi gibi birşey işte… Birşey…

–          Hemen telefonuma yazdığım notlara bakayım, sonra yazayım. Zaten gerisi geliyor kendiliğinden. Gerisin geri…

–          Blog’dan sadece benim tanıdığım insanlara mesaj yazmak. Fakat bu mesajı herkesin okuması, kendini “Görgüsüz” gibi hissetmek ama yine de yapmak. Güzel birşey aslında. İnsanları mutlu ediyorsun kendi çapında…

–          Senem’e çok geçmiş olsun… (bkz.Örnek)

–         Thierry Henry’nin yıllardır içimde oluşan sempatisini kendisi bir gecede s.kip attı… Fazla söze gerek yok…

–          Herkesin ofiste çekemediği insanlar vardır muhakkak. Herkesi çekebilenleri tenzih ediyorum. Ofiste bir kız var, bırakın dakiksını, saniyesi saniyesine uymuyor. Benimle aynı işi yapıyor, tabii ki benden eski ve daha tecrübeli… Bazen eskiden yapılmış birşeyi sormaya gidiyorum, o an yaptığı işi bitirmesini bekliyorum, ben 5 dakika bekledikten sonra “Ne var deNNis?” diyor, “Buyur, sor” diyor… Ben sorunca da “Ne bileyim” diyor. Aha biliyorsun işte… Madem cevap vermeyeceksin, ne diye beni bekletiyosun? Elimden geleni yapıyorum kendimi sevdirmek için, müdürler seviyor, destekliyor, ondan tık yok… Neyse çok uzattım, mutluyum ben ya, mutluyum…

–          Şu seçim anketlerinde “Kararsız” diye adlandırılan bir kesim var. Gece dışarı falan çıkıldığında bir topluluğu aynı anda iki kişi fotoğraf çekiyorsa, mutlaka arada 1-2 kişi iki fotoğraf makinesine de bakamıyor ve öylece ortaya bakarken çıkıyorlar sürekli… İşte bu kişiler “Kararsız” kesimi oluşturuyor bence. Bence öyle…

–          Geçtiğimiz gün bir halı saha maçı yaptık ki sormayın… Ne denediysem oldu resmen. Zaten takım olarak güzel oynadık ama, İskoçya Milli formasını giydiğim maçta resmen bir Kenny Dalglish, bir Souness, bir McFadden oldum… Van Bastenvari şutum da üst direkte patladı ama olsun… Önemli olan zevk almak…

–          Şu hayatta arkadaşları ile buluşacağı vakti anlaşıp, gecikmemek için her seferinde önceden evden çıkan ama her seferinde de geç kalan insan, şanssız bir insandır, o da benim işte…

–          9 gol de atılmaz ki kardeşim… Ama suçlu hakem… Böylesi bir maç 5 dakika da uzatılmaz ki…

–          Fotoğrafta görülen İskoçların resmi çiçeği “Thistle”… Gayet büyüktür kendileri… Ele avuca sığmaz..

–          Beko Basketbol Ligi’nden inanılmaz soğudum bu olaydan sonra. Artık sadece Bornova Belediye ve Karşıyaka’nın maçlarına giderim… O da ‘basketbol’ izlemek için sadece… Gerisi beni ilgilendirmez…

–          Çocuk gibi amatör olmak, o ruhu hissetmek istiyorum yine…Çok zor bişey olsa da artık, ağzıma ilk içkiyi koyduğum, ilk birayı içtiğim, ilk dövmemi yaptırdığım heyecanları özledim. İlk çıktığım basket maçı, ilk aşk… Hepsini özledim… Yeni ilk’ler arıyorum şu an… Biyerlerde olucak aslında, bulucam bir ara…

–          Celtic bizi üzmeye devam ediyor… Yoksa ben ayrıldım diye yas mı tutuyorlar hala?

–          Yeşil eşofmanımı da aldığıma göre artık ben de “tiki”yim!!!

–          Kızları çözmektense, Sudoku çözerim, aklım gelişir… Hiç olmadı ayakkabı bağı çözerim, daha işe yarar bişey yapmış olurum… Gerçi neye yarar ki ayakkabı çözmek? Bilen aydınlatsın…

–          Son olarak derslere devam… Bu hafta Glasgow’lu bir yankesicinin ağzından dökülen sözler; “Gae us yer wallet or al chib ye!” yani “Give us your wallet or i’ll stab you”… Cüzdanı ver yoksa bıçağı yersin…

–          Aman hiç duymayın böyle şeyleri umarım…

–          Saçma bir cümle ile bitirdik ama seven de böyle seviyor işte…

–          Görüşürüz…

 

by deNNis

Wigan going down!

Ingiltere’de futbol gundemini elbette bu mac mesgul ediyor. Fransa Ligue 1 deki 5-5’lik Lyon-OM macindan sonra Ingiltere Premier ligide  10 gollu bir maca sahne oldu. Ancak bu defa 10 golun paylasilmis olmasi soz konusu degil. Tottenham, Wigan’a sadece seref sayisini atma imkanini tanidi. Geriye kalani da Defoe ile diger Spurs oyunculari paylasti. “Iste Premier lig bu!” cigliklarini duyar gibiyim. Premier lig gercekten buysa vay halimize! Premier ligde bir takim digerinden 9 gol yiyebiliyorsa durum bayagi vahim demektir. Bir de bu takim o kadar abur cubur bir takim degil hani. Gecen sezonun en disli takimlarindan birinden bahsediyoruz.

Ilginc olanda sudur ki; macin ilk yarisi 1-0 Spurs ustunluguyle tamamlandi ve ikinci yarinin ilk 6 dakikasinda da gol olmadi. Ne olduysa da ondan sonra oldu. 51. dakikada gol atmaya baslayan Defoe ancak 87 de durabildi. O durdugunda skor 7-1 idi. ‘Ulan herkes gol atti, 1 tane de ben atacam” gazina kapilan Wigan kalecisi Kirkland 88’de kendi kendine atti ve 90. dakikada izlemeye deger bir gol da Kranjar’dan geldi.

Tottenham Hotspur 9
  • Crouch 9,
  • Defoe 51,
  • Defoe 54,
  • Defoe 58,
  • Lennon 64,
  • Defoe 69,
  • Defoe 87,
  • Kirkland (og) 88,
  • Kranjcar 90
Wigan Athletic 1
  • Scharner 57

Macin istatistiksel degerendirmesini FlyingDutchman detayli bir sekilde yapmis. Ben baska bir seye deginmek istiyorum. Birincisi Harry Rednkapp. Bu adamin seveni azdir saniyorum. En azindan Ingiltere genelinde oyle gorunuyor. Ama iksirimi var, nedir? Degisik bir antrenor Rednkapp. Gittigi takimlarda bir sekilde kariyer yapmasini beceriyor ve Spurs de de cok iyi gidiyor acikcasi. Tottenham daki Hirvat asisi gayet iyi tuttu. Spurs yapilabilecek en iyi blok transferlerden birini yapti. Modric, Corluka ve Kranjar. Hirvat futbolunun en onde gelen 4 oyuncusundan 3’u ! Bu uclunun disinda kalan Eduardo ise birkac km otede ezeli rakip Arsenal’in formasini giyiyor. Rednkapp’in bir sonraki hedeflerinin arasinda Eduardo vardir diye dusunuyorum.

Diger mevzu ise; Jermain Defoe. Dun mactan once 6 olan gol sayisini, mactan sonra 11’e cikardi. Neredeyse dune kadar attigini, bir macta atmaya yaklasmisti Defoe. Bu adam forvet sikintisi yillardir suren Ingiliz milli takimi icin daha onemli bir oyuncu olmali diye dusunuyorum. Zaten ada futbolunun sikintisi kisa forvetler yetistiriyor olmasi. Owen, Rooney, Defoe… hep ayni tip forvetler ama Defoe bu sezon hepsinden bir adim one cikmis gorunuyor. Rednkapp’ta “Rooney fantastik bir oyuncu olabilir ama konu bitiricilikse Defoe’yi tek gecerim.” demis. Rednkapp’tan sonra ben birsey demiyorum.

One comment #4 – Rubin ‘Hood’

Son yıllarda birçok Türk futbolcunun Rusya Ligi’ne transfer olması ile birlikte bu lige daha bir dikkatle bakmaya başladık. Daha önce Avrupa Kupaları’nda eğer bir Türk takımı Rus bir takımla eşleştiğinde dikkatimizi çeken bu takımlar şimdi daha da bir dikkatimizi çekmekte. Gelelim fotoğrafın içeriğine. Rubin Kazan Rus Ligi tarihinde ikinci şampiyonluğunu elde etti. Hem de iki yıl üst üste. İsminden dolayı Rubin’in her kazandığı maç sonrası Türk Basınında “Rubin ‘Kazan’dı”, “Rubinliler ‘Kazan’ kaldırdı”, “İspanya’da ‘Kazan’an Rubin” gibi açık istiare sanatının en ücra örnekleri kullanıldı. Benim de Robin Hood’tan esinlenerek “Rubin Hood ‘Kazan’dı” diyesim var. Çünkü zenginden alıp fakire verme felsefesi Rusya’da kendisini gösterdi. Son18 yılda şampiyon olan Spartak Moskova (10), Lokomotif Moskova (2), CSKA Moskova (2), Zenit ve Alania’nın ardından iki önemli şampiyonluk alarak Tataristan’daki futbol severlerin yüzünü güldürmeyi başardıkları için bir nebze de olsa bu felsefeyi yansıttılar diye düşünüyorum.   

By justnbg

Aramizdaki Cezayirliler!

Cezayir’in Dunya Kupasina katilacagini duyan bircok kisi bu habere sevinmistir. Benim icin Afrika’dan Dunya Kupasinin olmazsa olmazlari Fildisi Sahilleri, Nijerya ve Kamerun’dur. Ama Cezayir’in kupaya katilacak olmasi da kulaga hos gelen bir hadise idi. Fransa’nin Irlanda’nin hakkini yiye yiye Dunya Kupasi vizesi almasi isleri iyice degistirdi. Bircok insan simdi Cezayir ile Fransa’nin ayni gruba dusmesini diliyor. Cezayir acisindan tarihin rovansi, bizler icin ise Fransa’nin basina gelebilecek en kotu sey olabilir Fransa’nin Dunya Kupasinda Cezayir tarafindan alt edilmesi. Ha bu senaryo tutar mi? Bunu kestirmek cok guc. Bir onceki Dunya Kupasinda Angola ve Portekiz ayni gruba dusmus ancak istenen olmamisti. Ama Fransa yola Domenech ile devam ettigi surece herseyin mumkun oldugunu soyleyebiliriz. Aslinda Raymond Domenech kariyeri acisindan bu kadar kolay tartisilabilecek hatta hice sayilabilecek bir teknik direktor degil. Ancak an itibariyle inanilmaz basarisiz, ne yaptigini kendi bile bilmeyen, vasifsiz bir teknik direktor profili ciziyor Domenech.

Meksika 1986’dan bir Cezayirli taraftar portresi

Blog yazarlarindan dennis’in her gece yatmadan ayni gruba dusmeleri icin dua ettigi Cezayir ve Fransa arasindaki futbol anlamindaki en buyuk hadise kuskusuz: Cezayir asilli bir adamin Fransa futbol tarihine yon vermesidir. Adamin adini soylemeye gerek yok zaten. Fransa’yi ondan once, ondan sonra diye ayirmak yanlis olmayacaktir. Fransa Platini’yi  bu kadar aramamistir. Fransa’nin onsuz neler yaptigini, hatta yapamadigini, olduramadigi icinde nelere basvurdugunu Henry cok guzel anlatti aslinda. Fransa’nin sasali gunlerinden kalan tek adam belki de Henry. Ve son dokunusu da o yapti Fransa icin. Bircoklarimizi tiksindiren bir hareketti ve aramizda hatirisayilir bir Cezayir taraftar kitlesi yaratmaya yetti de artti bile.

Cezayir en son Dunya kupasina arka arkaya 1982 ve 1986 yillarinda katilmis. Ispanya 1982 de gruptaki ilk macinda Bati Almanya’yi 2-1 yenen Cezayir, ardindan Sili’yi de 3-2 yenerek grupta 2 puanlik sistemde 4 puan toplamis. Grup maclari tamamlandiginda 4’er puanli 3 takimin zirvede oldugu grupta ilk ikiyi averajlar belilemis ve Cezayir 3. olarak eve donmustu. Meksika 1986 da ise Brezilya ve Ispanya gibi devlerle ayni grupta yer alan Cezayir sadece Kuzey Irlanda ile berabere kalabilmis ve yine grup maclari sonrasi evin yolunu tutmustu.

Aradan gecen 24 senenin ardindan Cezayir yine Dunya Kupasina gidiyor. O gunlerden farkli olarak Fransa’nin ulke uzerinde uyguladigi futbol somurusunun dozu artmis bir sekilde. Kimler mi var su sasali Fransa milli takiminda Cezayir asilli? Karim Benzema ve Samir Nasri… En buyuk iki ismi verdim, geriye kalanlari aylar once yazdigim yazida okursunuz isterseniz. Hem kaseti geriye sarmis oluruz :)

One comment #3

Oturup ilk Şampiyonlar Ligi Finali izlediğim maç Real Madrid ile Juventus’un karşı karşıya geldiği 1998 finalidir. Amsterdam Arena’da oynanan maçta Madrid kupayı Mijatovic’in ayağından 67’inci dakikada bulduğu gol ile 1-0 kazanmıştı. Güzel günlerdi. Futbolu futbol olduğu için seyrettiğimiz dönemler tabi. Şu sıralar Real Madrid’in ne kadar sevildiği tartışılır. O zamanlarda Karambeu, Hierro, Seedorf gibi oyuncuların yer aldığı Madrid’te yukarıdaki karede görüldüğü gibi iki önemli isim olan Raul ve Mijatovic de yer alıyordu. Yıllar geçti, futbolculuk yıllarının ardından Mijatovic Real Madrid’in Sportif Direktörlüğü’nü bile yaptı. Raul ise 15 yıllık Real Madrid kariyerini sürdürmekte. Raul’un futbolu ne zaman bırakacağı belli değil ama ileride bir sportif direktörlük görevi de o yapar belki de…

By justnbg

OM-PSG

Fransa’da Classico gunu. -Sevmiyorum bu “El Classico” turetmelerini ama neyse…- Macin oynanmasi gereken tarih, yaklasik bir ay oncesiydi. Ama son zamanlarda dunyada trend belirleyici olan “domuz gribi” macin tarihinin ertelenmesine yol acmisti.Paris Saint-Germain’in genc oyuncularinda rastlanan domuz gribi macin ertelenmesine sebep olurken, aradan gecen zamanda bircok sey degisti. Ozellikle tum Avrupa’da gozleri Ligue 1’e ceviren bir 5-5 lik mac yasandi. Ligde puan durumuna bakildiginda bu macin aslinda zirveyi ilgilendiren bir yani yok an itibariyle. Marsilya ligde 8., PSG ise 12. sirada bulunuyor. Peki nedir bu macin tansiyonunun bu kadar cok olmasinin temelinde yatan… Evet iki takimda buyuk takimlar, sampiyonluklar vs. vs. Ama en onemlisi Fransa’da yapisal olarak birbirine tamamiyla zit iki sehirin takimlari oynayacak. Baskent Paris, gelenekci, sagci hatta fasiste kayan, yabancilari icine kabul etmeyen bir yapi icindeyken, guney yakasindaki Marsilya bir o kadar kozmopolit, solcu, yenilige acik bir yapi icerisinde…

Sezon oncesi iki takimin da antrenorlerini degistirmis olmasi pek faydali olmamisa benziyor. Stade Velodrome’da OM’nin 29 macta 18 galibiyeti var. Buna karsin PSG sadece 5 maci kazanabilmis.

Vergiler ulkesi Ingilterede TV lisansi’nin fiyati 150 pound olunca izlemiyor insan maclari. Bu senenin bana en buyuk darbesidir bu. Internetten izlerim kimsenin haberi olmaz diyemiyorum cunku adamlar bayagi IP falan kontrol ediyorlar. Neyse artik izleyenler yorumlarlar bize maci :) Herkese domuz gripsiz gunler dilerim…