Vitrinde ikinci perde: Apoel – Chelsea

apoelchelseaŞampiyonlar Ligi başladı başlayacak derken ikinci maçlara geldik. Kıbrıs Adası bu akşam yine bir Avrupa büyüğünü konuk edecek. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Apoel kapalı kutu, Chelsea ise bu kupayı en çok almak isteyen takımlardan.

Şimdi ilk etapta her iki takımı kıyasladığımızda Chelsea’nin maçı kesin alacağını açıkça söyleyebiliriz. Zaten IPL’ye baktığımızda 7 maçta 6 galibiyet ve 1 mağlubiyetle Man U ile zirveyi paylaşıyorlar. Gerçi geçtiğimiz hafta sonunda Wigan karşısında aldıkları mağlubiyet takımın moralini bir nebze bozsa dahi söz konusu Şampiyonlar Ligi olunca mavilerin bu mağlubiyetle gözlerinin açıldığını, bu maça daha ciddi çıkacaklarını düşünüyorum.

Ancelotti eğer geçtiğimiz yılki Anorthosis’in evinde oynadığı maçları seyrettiyse süpriz yaşamamak için işi sıkı tutacaktır. Dün maçın oynanacağı GSP stadında sakat olan Ashley Cole’un çalışmaya katılmasının sevindirici olduğunu belirtiyor İtalyan. Ama oynayıp oynamayacağı maç saatinde belli olacak yorumunu yapmadan da edemiyor.

Maç öncesi basın toplantısında yer alan Malouda Apoel’i Madrid maçında seyrettiğini ve kazanmak için oynayan bir takım olduklarını belirtti. Şampiyonlar ligi maçı kazanmanın kolay olmadığını belirten futbolcu her takımın Chelsea’yi yenmek istediği için hiçbir zaman kolay maçımız olmadı yorumunu yaptı.

Ev sahibi Apoel’e baktığımızda ilk maç geçtiğimiz yılki geleneği bozmadılar ve Atletico Madrid deplasmanından 1 puanla döndüler. Tıpkı Anorthosis’in Bremen deplasmanında aldığı puan gibi. Apoel öyle bir takım ki böylesi avrupadaki vitrin maçlarına motivasyon seviyesi üst düzeye çıkıyor. Daha sonra oynadıkları lig maçlarında beklenmedik puan kayıpları yaşayabiliyorlar. Buna en güzel örnek Fc Kobenhavn’ı eleyerek gruplara kaldıklarından sonra ligde APOP’tan 4-3 mağlubiyeti tatmış olmaları. Yine Atletico deplasmanında 1 puanı kopartıp ligde beraberlik yaşayabilen bir takım.

Yerel şartlara baktığımızda adadaki hava şartları gündüz sıcak olurken akşamları hafif serin oluyor. Havadan bahsetmemdeki sebep daha önce gittiğim birçok Avrupa Kupası maçında konuk takımların bu gibi şartlardan etkilendiğidir. Bunun yanında taraftar desteğini bir kez daha vurgulamam gerek çünkü maça günler kala biletler tükendi.

Michael Ballack ve John Obi Mikel Kıbrıs’a getirilmemiş. Muhtemel kadrolar şöyle verilmiş:

APOEL: Chiotidis, Jorge, Poursatidies, Charalambides, Kosowski, Zewklakow, Pinto, Kontis, Morais, Haxhi, Michail
CHELSEA: Hilario, Ivanovic, Terry, Carvalho, A.Cole (Zhirkov), Deco (Belletti), Essien, Lampard, Malouda, J.Cole, Anelka

Chelsea’nin bu savunması gol yermi? Bence yemez. Gruplar belli olduğundan beridir Apoel taraftarının bu maçı beklediğini ek bir bilgi olarak belirtmek isterim. Ayrıca Chelsea’nin favori olduğu maçta yine altını çizerek söylüyorum atmosfer ve taraftar bakımından Chelsea’nin öyle rahat bir galibiyet alacağını düşünmüyorum.

by justnbg

Reklamlar

1 Ay Aradan Sonra Kısa Kısa

Tezimizi teslim edip memlekete, Kıbrıs’a döndük. Bir müddet buralarda takılıp, İzmir’e doğru yol alacağım yine ay sonu. Bu aradan geçen bir ay’lık sürede birçok olay gelişti. Şimdi kısa kısa başlıklar ile geriye dönük eksiğimizi tamamlayalım ve yakında yine gündelik yazılara başlayacağımızın müjdesini verelim…

– Bu aralar Alpay Erdem’in ‘Ben’ isimli köşesinde yazdığı tarzda yazılar yazmaya çalışıyorum. Aynı zamanda içine biraz da Umut Sarıkaya’nın ‘Benim de Söyleyeceklerim Var’ tarzındaki hayal gücünü de katmaya çalışıyorum. Kimse kopya çekiyorum diye bir yanılgıya düşmesin, örnek almaya ve anlamaya çalışıyorum ama bu adamlar hakkaten de bambaşka…

– Hesselink, Hull City’ye transfer oldu. Celtic’e verdiği herşey için teşekkürler. Umarım orada da başarılı olur. Zira Hull City’yi severiz.

– Eylül ayındaki FourFourTwo dergisinde ‘Konuk Blog’ olarak yer bulduk. Temmuz ayı içinde gittiğim Celtic-Tottenham maçını anlatmaya çalıştım biraz.

– İzmir’de işe başlıyorum kısmet olursa. Çınarlı bölgesinde bulunan bir şirkette. Evimi de buldum. Artık düzenli olarak, belki de önümüzdeki 5 sene (en azından) bir İzmirli olmaya karar verdim.Şimdiki soru şu; ‘Karşıyaka mı, Altay mı, Göztepe mi?’

– Sanırım Karşıyaka…

– Celtic lige iyi başladı fakat geçtiğimiz hafta kendi evlerinde Dundee Utd. ile 1-1 berabere kaldılar ve ilk puanlarını kaybettiler. Bu takıma iyi bir orta saha oyuncusu gerekirken, kalkıp da Donati’nin, hem de tam formunu bulup oynamaya başlamışken, satılması, Mowbray’in gözümdeki ilk hatası olarak yer edindi.

– Rangers da iyi başladı. Transfer sezonunu çok da parlak geçirmeyen son şampiyon ilk üç maçını aynı Celtic gibi kayıpsız geçerken, son hafta Motherwell ile golsüz berabere kaldı. Puanlar hala eşit.

– Dundee United ise nasıl oynaması gerektiğini iyi biliyor. 4 maçta aldıkları 8 puan ile lige iyi başladılar. Hedefleri Avrupa Kupaları. Merakla izleyeceğiz.

– Premier Lig’de Burnley’de forma giyen Fletcher’e dikkat… İzlenmeye değer…

– Türkiye Basketbol Milli Takım’ını yazmak var içimde. Gerçi Kıbrıs’ta yazdığım gazetede birkaç yazı yazdım ama… Fransa da dikkat çeken bir takım.

– Hatırladığım kadarı ile Artemio Franchi de İzmir’li bir arkadaştı. Umarım tanışma fırsatı elde ederiz… Bir de artık Ali Ece ile yüzyüze tanışma şansını bulmak istiyorum… Ramazan da sona erince öyle güzel bir Rakı masası ve doyumsuz sohbet…

– Aramıza yeni katılan justnbg’ye ve diegopelusa’ya hoşgeldiniz de diyelim buradan… LeFoot’a da yeni eğitim-öğretim döneminde başarılar dileyelim…

– Cumartesi günü Kıbrıs Rum Kesimi’nin Livorno’su sayılan Omonia’nın lig maçına gideceğiz justnbg ile birlikte. İzlenimler yine burada olacak…

– Galatasaray herkese inat dillere destan futbolun ilk adımlarını atmaya başladı, ayaklandı ve devam ediyor. Çok iyi şeyler bekliyorum onlardan bu sene… Bu sayfada Türkiye Ligi hakkında yazmadığımız için duygularımızı ifade etmekte zorlanıyoruz ama tabuları yıkıp ara ara bu konuya da yer verebiliriz.

– Keita’yı LeFoot’tan bir kez daha dinlemek isteriz. LeFoot bize Keita’yı yazsanaaaa, yazsanaaaa, yazsanaaa aaa…!!!

– Bende şimdilik bu kadar. Yakın zamanda görüşmek üzere.

by deNNis

Tarihi Nasıl Kaçırdık ? : Adana Demir – Livorno

Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno’yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950’lerin, 1960’ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA’nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor’un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu’dan Futbol’un yazarı Hüseyin’in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce.

 Öncelikle DHA ve NTV’nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV’nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten’in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De’yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek.

Şimdi Livorno’nun Türkiye’ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım.

O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca “bizce” diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye’nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa’nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A’dan bir takımı Türkiye’ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular’ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular’ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar’ı, Anadolu’da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir’den Yalı’nın, İstanbul’dan Çarşı’nın, Ankara’dan Alkaralar’ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç.

Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV’ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay’ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası “bakarız” deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV’nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV’nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca.

TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT’den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor ?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3’ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz.

Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya’da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla…

TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.

NOT : Bu yazı ile ilgili eleştirilerinizi ve itirazlarını violafranchi@gmail.com veya tanjuern@hotmail.com adresine iletmenizi rica ediyoruz. Destek olan ve şu an bu yazıyı okuduğunuz tüm blog sahiplerini destek olmalarına rağmen olası bir tatsız duruma karşı korumak için sorumluluğu fikrin oluşmasını sağlayan bu iki arkadaşımız üstleniyor.

NOT 2 : Yazı konusunda Blog İdman Yurdu ve Futbloglar gibi blogları toplayan oluşumların herhangi bir desteği yoktur. Tamamen kişisel olarak haberleşilerek böyle bir tepki düşünülmüştür.

 NOT 3 : Yazı içerisinde de defalarca belirtildiği gibi amaç asla siyasi değildir, herkesin tek tepkisi bu tarihi ve eğlenceli maçı canlı canlı tüm detaylarıyla izleyememiş olmaktır.

Şampiyonlar Ligi D grubu

GSP

Geçtiğimiz hafta Şampiyonlar Ligi grup kuraları çekildi ve Kıbrıs’ın güneyinde yine önemli bir başarıya imza atıldı. Tarihlerinde ikinci kez kulüpler bazında Avrupa’nın en büyük organizasyonunda boy gösterecekler ve Apoel zorlu bir eleme öncesi geçtiğimiz yıl Anorthosis’in elde ettiği başarıyı “copy-paste” yaptı.

Grup kuralarının çekilmesi ile birlikte acaba Barcelona veya Real Madrid gibi takımları izleyebilecekmiyiz düşüncesindeyken yine de Avrupa’nın kalbur üstü takımları ile eşleşti Apoel. D grubunda Chelsea, Atletico Madrid ve Porto ile aynı grupta mücadele edecekler.

Şimdi herkes Apoel’in basit bir rakip olduğunu düşünebilir. Ancak geçtiğimiz sezon Anorthosis’in grup maçlarında elde ettiği 6 puanın 5’ini kendi sahasında oynadığı maçlarda elde ettiğini unutmamak gerek. Şampiyonlar  Ligi play off turunda eşleştikleri FC Kobenhavn’ı adada zor bir maç beklediğini belirtmiştim. Apoel’in kendinden büyük takımlarla eşleştiğinde daha fazla motive olduğu, bununla beraber adanın iklimsel düzeninden dolayı ekim ayı ortalarına kadar sıcak bir havanın hakim olmasından dolayı gelen takımların zorlanacağını belirtmiştim. Bu etkenlere taraftar etkisini de ekleyince Apoel gruplara kaldı.

Bundan sonra Kıbrıs’a gelecek takımların bu gibi etkenlerden biraz bocalayacağını belirtmeden edemem. Her ne kadar Apoel’in eşleştiği takımların ayarında olmadığını bilsem bile geçtiğimiz sezon Anorthosis örneğinde olduğu gibi bu takımların çekinmesi gereken bir deplasman olma potansiyeli var.

Gelelim eşleşilen takımlara. Chelsea’nin Şampiyonlar Ligi’ni kaldırma hayalini bilmeyen yok. Gerçi son aldıkları üç dönem transfer yasağı ile kulüp bir hayli zor durumda. Bununla birlikte Chelsea grubu lider tamamlayabilecek kapasitede bir takım. 30 Eylül’de grubun ikinci maçında Kıbrıs’a gelecekler. İlk maçlarda alabilecekleri puanlarla, kendi liglerindeki yoğun fikstürü sene sonunda kolaylaştırmak isteyeceklerinden rakipleri Apoel’i küçümsemeden maça asılacaklar tabi ki.

Atletico Madrid ise Panathinaikos gibi zorlu bir play off turunun ardından gruplara kaldı. Kadroları bana göre Chelsea kadar kaliteli. Bir Forlan’ı, Aguerro’yu, Maxi’yi Avrupa’da hangi takım kadrolarında görmek istemez? Grup maçlarının ilk haftasında kendi sahalarında Apoel’i konuk edecekler. Tabi bu maç lige hızlı bir giriş yapma adına önemli. Ancak 25 Kasımda gelecekleri Kıbrıs deplasmanında gruptaki puan durumu nasıl olur belli değil ama son haftalara bırakılan gruptan çıkma mücadelesinde dikkat etmeleri gereken bir deplasmana gelecekler.

Son olarak Porto’ya değinelim. Porto sezon öncesi gol silahı Lisandro Lopez’i ve diğer bir oyuncuları Aly Cissoko’yu Lyon’a kaptırdı. Lucho Gonzales’in Marsilya’ya gönderilmesi ile birlikte güç kaybedecek denilen Porto kendi liginde 3 maçta 7 puan toplayarak pek de güç kaybetmediğini gösteriyor. River Plate’den transfer edilen Falcao ile birlikte bana göre inanılmaz bir potansiyeli olan Hulk görmek istediğim oyuncular arasında. Gruptaki 4’üncü karşılaşmalarında Kıbrıs’a gelecek olan Portekiz temsilcisi bakalım beklediğini bulabilecekmi.

Özetle gruptaki güç dengeleri ortada. Apoel’in bu gibi takımlar arasında şansı var mı? Mantıksal olarak olmayabilir. Yine Anorthosis örneğinden yola çıkarsak kendi sahasında oynayacağı maçlarda grubun seyrini etkileyecek bir takım olarak görüyorum.

Adada oynanacak üç maçtan en az bir tanesine gitmeyi planlıyorum. Hangi maça giderim bilmiyorum ama işin ucunda Şampiyonlar Ligi’ni canlı izlemek olduğundan sanırım pek fark etmiyor.

By justnbg

Kalplerde Arjantin, Beyinlerde Brezilya

 

GERMANY FIFA WORLD CUP 2006

Yarın gece dünyanın en iyi iki ulusal takımı Arjantin ve Brezilya, Arjantin’in Rosario Stadında karşı karşıya gelecekler. Bizede bu iki takım muhtemel 11’leri ve sahada nelerin olup biteceğine dair iki satır karalamak düşer.
Bu karşılaşma öncesi 2010 Dünya Kupasına katılma yolunda Brezilya rakibi Arjantin’e göre daha rahat. Maradona’lı Arjantin’in ne yapıp edip bu maçı alması gerekir. Yoksa gidişat Maradona ve Arjantin için hiç de iyi gözükmüyor. 
Diego Maradona şimdiden medyaya verdiği demeçlerle psikolojik bir savaş başlatmış durumda. Maradona-Pele karşılaştırmalarını bile harekete geçirdi bu maç. Messi’nin Maradona’yı öven açıklamaları dikkat çeken bir diğer konu oldu. Brezilya ise Rakibi tangoculara nazaran daha sakin ve temkinli.
Bu müthiş karşılaşmayı herkes River Plate’in sahası olan El Monumental’de beklerken Maradona ani bir kararla maçı Rosario Central’in sahası olan Estadio Gigante de Arroyito Stadına aldırdı. Maradona’nın amacı belli 1978’de bu stadda oynanan Arjantin-Brezilya maçı gibi tabir-i caizse tekme tokat bir maç yaşatmaktı. Maradona karakter olarak kazanmaya endeksli biri olduğu çok açık ortadaTakımınada maç öncesi soyunma odasında bunu aşılayacaktır. 
Arjantin 22 puanla 4. sırada ve Dünya Kupasına gitmek istiyorsa bu maçı mutlak kazanmak zorunda. Ev sahibide Arjantin olunca bu maçın havasını az-çok tahmin edebiliyoruz. 
Galatasaraylı Elano ve Fenerbahçeli Dos Santos’un bu maçta Brezilya formaları ile ilk 11’de olmaları bekleniyor. Kadrolar şu şekilde;
Arjantin: Mariano Andujar, Javier Zanetti, Nicolas Otamendi, Sebastian Dominguez, Gabriel Heinze, Maximiliano Rodriguez, Javier Mascherano, Juan Sebastian Veron, Jesus Datolo, Lionel Messi ve Carlos Tevez.
Brezilya: Julio Cesar; Maicon, Lucio, Luisao y André Santos; Gilbeto Silva, Felipe Melo, Elano, Kaká; Robinho, Luis Fabiano.
Bu maçta benim tarafım belli ölümüne AR-GEN-Tİ-NA!..

by diegopelusa

Boca’nın Junior’ları

maradonaMaradona : Aslında bu kadar eskiye gitmeyi düşünmüyordum ama ona değinmeden olmaz. Maradona, Arjantin’in kenar mahallelerinden biri olan Villa Fiorito’da doğmuş, futbola da önce sokak kenarlarında baslamisti. Daha sonra Argentinos Juniors ve  Boca Juniors’ta forma giyen Maradona, oradan da Avrupa’nın dev kulüplerinde forma giymis, muthis basarilara imza atmis ve en sonunda ona sahip olduğu herşeyi kazanmasını sağlayan Boca Juniors’a geri donmustu.

Her ne kadar futbolunun yanında çeşitli olaylarla adı anılmış olsa da o birçok insana göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu o. Boca’nın Arjantin’e ve dünya futboluna sunduğu en önemli yetenek olan Maradona, 1986 Dünya Kupasında İngiltere’ye elle attığı gol ile bu maçı herkesin beynine kazımışti. Onun ne kadar büyük bir futbolcu olduğunu anlamak için Boca Juniors’un Stadı La Bombonera’da yazan şu yazı yeterli oluyor. “Boca es mi religion, Maradona es mi dios, La Bombonera es mi iglesia.” (Dinim Boca, Tanrım Maradona, Mabedim La Bombonera). 

Batistuta

 

Gabriel Batistuta : Boca Juniors’un, Arjantin sınırlarından çıkarıp dünya futboluna hediye ettiği bir diğer büyük yıldız. Futbola Newell’s Old Boys takımında başlayan Batistuta’nın hayatında ki en ilginç olay ise ezeli rakibi olan River Plate’den Boca’ya gelmiş olmasıdır. 1991 yılında transfer olduğu Fiorentina ile beraber başlayan İtalya serüveni 2003 yılında Katar’a gidene kadar sürmüştü. İtalya’da Fiorentina ile başlayan macerasına Roma ile devam eden Batistuta bir ara Inter’e gidip Roma’ya geri dönmüştü. Futbolu 2003 yılında Katar’da bırakmış olan Batistuta FIFA tarafından yaşayan en iyi 125 futbolcu arasında gösterilmişti. Ayrıca Arjantinli yıldız Milli Takımda attığı 56 gol ile Arjantin Milli takımında en fazla gol atan futbolcudur.

maradona-y-caniggia

Canigga: Yolu bir şekilde Boca Juniors’dan geçmiş olan Arjantinli yıldız oyuncu Canigga’da Maradona gibi sansasyonel bir futbol hayatı yaşamıştı. Arjantin Milli Takımında Maradona ile beraber oynamış ve attığı bir çok golde asisti Maradona yapmıştı. River Plate’den sonra her ne kadar Arjantin sınırları dışına çıkmış olsada geri dönüp kutsal Boca formasını sırtına geçirmişti. 1994 Dünya Kupasından sonra kokaine bulaşan Canigga’nın futbol hayatı istediği gibi gitmemişti. Kariyerinin iyi gitmediği yıllarda daha başarılı olduğu Arjantin Milli Takımına Daniel Pasarella tarafından sırf uzun saçlarını kesmediği için uzun bir süre çağırılmamisti. En son 2002 Dünya Kupasına çağırılan Canigga hiç bir maçta oynamamasına rağmen Arjantin’in son maçları olan İsveç maçında hakeme küfür ettiği için kırmızı kart görmüştü. Boca’da Maradona ile beraber oynadıkları dönemde beraber hazırladıkları bir golden sonra dudaktan öpüşmeleri ile dikkat çeken Canigga’nın eşi “Bazen Maradona’nın eşime aşık olduğunu düşünüyorum. Uzun saçları ve büyük kaslarından dolayı olmalı” demişti.

Caniggia 2003/2004 sezonunda bir diğer Boca’lı Batistuta gibi Katar’da forma giydikten sonra futbolu bıraktı.

Palermo

Martin Palermo : Her ne kadar kariyerine Estudiantes de la Plata’da başlamış olsada adını Boca Juniors ile duyurmuştu. Kariyerinde ki en parlak dönemi ise Kıtalar Arası Şampiyonada Boca’nın Real Madrid’i  2-1 yendiği maçtır. Çünkü bu maçta Boca’nın 2 golüde Palermo’nun ayağından gelmişti. Futbol kariyeri boyunca bir çok sakatlık yaşayan Palermo’nun 13 Kasım 1999’da sağ diz çapraz bağları kopmustu. Bu sakatlığını atlattıktan sonra sahalara bir Super Clasico ile dönen Martin Palermo bu maçta takımını 3-0 öne geçiren golü atmıştı ve bu gol için “hayatımın en duygusal golü” yakıştırmasını yapmıştı. Son sakatlığından 2 yıl sonra yine bir Kasım ayında Villareal’de oynadığı dönemde ise attığı bir golü kutlamak için çıktığı platformun çökmesi üzerine bacağında ki tibia ve fibula adlı iki kemiğin kırılması ile tekrar sahalardan uzak kaldı.1999 yılında Copa América’da Kolombiya’yla oynanan maçta üç tane penaltı kaçırarak, bu rekoru elinde bulunduran ilk futbolcu olmuştu. Kariyerinde ki diğer ilginç olay ise 24 Şubat 2007’de Independiente’ye maçın sonlarına doğru 61.2 metreden attığı gol ile tarihe geçmişti.

FBL-WCLUB-JPN-ARG

FUTBOLCU FABRİKASI
Bir çok menajerin Avrupa ile Arjantin arasında mekik dokumasının sebebi Boca Juniors ve diğer Arjantin takımlarının bu kadar yetenekli oyuncular yetiştiriyor olmasi. Arjantin fakir bir Güney Amerika ülkesi olabilir. Ancak uğruna İstanbul’dan kalkılıp kilometrelerce yol katedip yerinde görülesi bir futbol kültürü var…

by diegopelusa

Bienvenida diegopelusa!

Transferin son gununde bizde bir transfer yaparak kapanisi yapiyoruz. Blog kadrosuna bir sure once  katilan “justnbg” nin ardindan, bugunden itibaren “diegopelusa” da yazar kadrosuna dahil oluyor. diegopelusa blogta daha cok Ispanyol ve Latin futbolu ile ilgili yazilar yazacak. Ozellikle Arjantin futbolu ile ilgili yazilarini merakla bekliyor olacagim.

Son transferimizin ardindan blogun spesifik kapsamini bir parca daha genisletmis oluyoruz. Ben uzun zamandir Fransiz futbolu ile ilgili tek kelime edemesemde, Eylul ayi sonuna dogru eski tempomuzu yeniden yakalayacagimizi umuyorum. Ben diyecegimi dedim, soz artik diegopelusa‘nin…