Celtic 1 – 2 Sunderland

Glasgow’dan temelli ayrılmama sayılı günler kala, gidebileceğim tüm maçlara gitme kararı aldım ve belki de son maçıma bugün gittim. Hazırlık maçı kategorisinde sayılsa da, Celtic izlenmeye değerdi, ne de olsa Parkhead’in kapısından belki uzun yıllar belki de bir daha içeri girmeyebilirdim.

Biletlerin ucuz olması (normalde 25, bugün 17 pound), tribünleri doldurtamamış ama sanırım herkesin aklında Çarşamba oynanacak Dinamo Moskova maçı var. Maçtan önce dışarda Cheeseburger’imizi mideye indirip, bir de Maç Programı dergisi aldım. İlk kez alıyordum bunlardan ve ne kadar güzel bir şey olduğunu farkettim. İçeriği harika ve röportajlar, iki takım hakkında tarihi ve güncel bilgiler ile güzel bir de poster vardı.

Uzun zamandır sakat olan Scott Brown’u ilk 11’de başlattı Mogga. Yedek ağırlıklı bir kadro vardı ve şöyleydi. Kalede Zaluska, defansta Danny Fox, Loovens, Caddis ve McManus, orta sahada Crosas, Flood, Brown McCourt ve Mizuno, forvette ise Killen ile başladı. Alışagelmiş 4-4-2 düzeninden vazgeçip, orta sahayı sıklaştıran Mowbray, belki de Killen’dan daha etkili bir forvet ile başlasaydı başarılı olabilirdi ama Killen tek başına çok etkisiz kaldı. Hava toplarında başarılı olsa da, Killen topu yerde ayağında tutamıyor. Buna rağmen uzun boyuna göre Samaras, bu sene çok büyük bir çıkış göstererek, oynadığı maçlarda topa olan hakimiyeti ile kendini çok geliştirdiğini ispatladı.

Daha maçın başında yenilen gol, Celtic’in yedek ağırlıklı kadrosunun rahat oynamasını engelledi. Halbuki o gol gelmeseydi, takım biraz daha kendiyle oynamaya alışacak, belki de maçın seyri değişecekti. İkinci yarıda oyuna Samaras’ı aldı Mowbray, yine tek forvet olarak. Samaras da topu ileride tutmasıyla birlikte takıma canlılık getirdi. Derken, ofsayt kokan bir pozisyonda Sunderland ikinci golü buldu. Bu dakikadan sonra McGeady, Maloney, Donati ve McDonald dörtlüsünü sahaya süren Mowbray, klasik 4-4-2 düzenine de dönmüş oldu. Ve herşey bu dakikadan sonra başladı.
Dalga dalga gelen, göze hoş gelen futbolla bizleri mest eden, pas alışverişleriyle de rakibin midesini bulandıran bir Celtic çıktı ortaya. Sağdan Maloney, soldan McGeady, göbekten de Donati ve Crosas, ileri ikiliyi beslemeye başladı. Ve kazanılan kornerde boşta kalan topa sert ve isabetli vuran Crosas bu sezonki ilk golünü atmış oldu. Bu dakikadan sonra atakları aynı hızla devam eden Celtic’te Samaras, bizleri kendimizden geçiren çalımlar ile ceza sahasına sağdan girince, herkes gol diye ayağa kalktı. Yaptığı sert ortaya uçan kafa vuran McDonald, altıpasın üstünden topu dışarı atınca, maç da 1-2 sona erdi.

Aklımızda çarşamba günkü maç, yüreğimizde oynanan pozitif futbolun heyecanı ve umudu ile birlikte, son kez Parkhead’e gelmenin acısını da yoğurarak, gerisin geri çıktık staddan… Bir de Bobby Robson için yapılan saygı duruşunda binlerce kişinin 2 dakika boyunca hiç vazgeçmeden alkış tutması ve hemen sonrasında hep bir ağızdan söylenen ‘You’ll Never Walk Alone’… Bir daha ne zaman kısmet olur, orası bilinmez…

by deNNis

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s