Celtic Değerlendirmesi

Uzun zaman verdiğimiz aradan sonra, liglerin başlamasına az bir süre kala, hazır da Avrupa Kupaları maçları başlamışken, yavaş yavaş ısınma turlarımızı atalım dedik. Celtic’in 2009-2010 sezonu ile çizeceği profili değerlendirelim biraz.

Sezon biter bitmez istifasını başkan’a sunan Strachan yerine göreve birçok isim talip olurken, Celtic kulübü kendi içinden bir kişiyi, her ne kadar kötü bir deneyim olsa da Premier Lig deneyimi olan Tony Mowbray’i kulübün başına getirdi. Mowbray’in gelmesi ile birlikte takım kimyasının ve oyun anlayışının değişeceğinin sinyalleri gelirken, zaten kendi liginde sürekli atak futbolu oyanayan bu takımın, artık Avrupa maçlarında da ‘saklanan’ taraf olmaycağını görmek aşikar.

Mowbray’in gelmesi ile birlikte gençleşme operasyonuna giden Hoops, öncelikle takımdan ayrılacağını sezon içinde açıklayan Nakamura ile yollarını ayırdı. Birçok taraftarın (benim de) hoşuna gitmeyen bir olay gibi gözükse de, böyle operasyonların ileriki yıllarda ‘Hasan Şaş’ örneği gibi bir olayın yaşanmaması için doğru bulduğumu söylemeliyim. Bununla birlikte yaşını başını almış diğer bir orta saha oyuncusu Paul Hartley‘in de kariyerinin son demlerinde ikinci kez İngiltere Championship’de oynamak adına (ilki Milwall 96-97) Bristol City’ye gitmesi ile birlikte, orta sahada bir eksiklik göze çarpıyordu.

Geçtiğimiz sezon yaşadığı form düşüklüğü ile birlikte ağır ağır yolu gözüken forvet oyuncusu Jan Vennegor of Hesselink ise biten sözleşmesi yenilenmediği için gönderildi ve halen takım aramakta. Gönderilen diğer 3 isim zaten kadroda yer alamayan isimlerdi ve Celtic’in gönderdiği bahsettiğimiz 3 ismin yerine birilerini bulması onlar için yetecekti.

Geçtiğimiz sezon izlediğim maçlarda sahaya dağılışını bir türlü anlayamadığım bir Celtic vardı ve buna bir çözüm bulunması gerekiyordu. Celtic öncelikle mevcut kadrodaki forvetler olan Scott McDonald, Georgios Samaras ve Strachan’ın pek şans vermediği Chris Killen‘ın yanına Nancy forveti Marc-Antoine Fortune‘yi ekledi ve Hesselink’ten boşalan 10 numarayı bu oyuncuya verdi. Böylece kadrosunda 4 forveti bulunan Celtic, forvet transferini kapatmış oldu.

Gelelim orta sahaya. İspanyol Marc Crosas, geçen sene şans bulamayan Massimo Donati, İskoç Scott Brown ve Maloney, Kuzey İrlandalı Paddy McCourt, ve Wonderkid Aiden McGeady mevcut kadrodaki tercihleriydi Mowbray’in. Bunların yanına ‘ısıran’ bir orta saha gerektiğinden, yine Nancy’den kiralık olarak Landry N’Guemo takıma geldi. Ön Libero mevkisinde oynayan N’Guemo, koşan, pas dağıtan, savunma yapan ve ilk topları kullanan isim olarak öne çıkmıştı.Yaratıcı oyuncular olarak da Maloney ve McGeady başı çekiyordu.

Defansta ise fazla takviye gerekmiyordu. Yeni oyuncu transferi yerine, mevcut oyuncuları takıma kazandırmaktı amaç. Bu bağlamda Hinkel, Loovens, Naylor, Caldwell, McManus ve O’Dea‘ye, Coventry City’den son dakika transferi Danny Fox katılırken, defans hattı da yerine oturuyordu. Kalede Arthur Boruc ile devam edilirken, yedeğine ise yine onun vatandaşı Zaluska geçiyordu.

Giden toplam 6 oyuncusundan sadece bir tanesinden (o da ne kadar olduğu açıklanmadı) para kazanabilen Celtic, takıma kattığı 4 oyuncunun 2’sine (Zaluska ve N’Guemo) para vermiyor, Fortune’yi 3.8 milyon pound ve Fox’u da 1.5 milyon pound’a alarak, transfer dönemini ucuz bir şekilde kapatıyordu. Tabii ki 30 Ağustos’a kadar transfer olur mu bilinmez ama şimdilik tablo böyle.

İlk hazırlık maçında zayıf rakip karşısında 3-0 kazanan Celtic, bu moralle Londra’ya, Wembley Cup’a geldi. İlk maçı Mısır temsilcisi Al Ahly karşısında oynayan Celtic, yeni formaları ile çıktığı bu maçı 5-0 gibi farklı bir skorla kazandı. Ve asıl değerlendireceğimiz maç olan Tottenham maçı geldi. Maçı canlı izlemek için tribündeki yerimi aldığımda (o gün yaşadıklarımız başka bir yazının konusu olsun), taraftarlardaki heyecan görülmeye değerdi. Her zaman futbolun arka planını yazmayı daha fazla seven biri olarak bugün zor da olsa sadece maçı ve analizini yazmak amacım.

Mowbray, 3 gün sonraki Şampiyonlar Ligi ön eleme maçını da düşünmüş olacak ki, takımın iki ana forveti olan Scott McDonald ve Fortune ile birlikte, Wonderkid Aiden McGeady, Donati, Hinkel ve Maloney’yi de kenarda tutuyordu. Celtic’in Tottenham karşısına kalede Zaluska, defans dörtlüsünde sağda Loovens, solda Fox, orta ikilide ise O’Dea ve genç oyuncu Paul Cuddis ile başlarken, orta sahada solda Mizuno, göbekte Flood ve Crosas, sağda ise Paddy McCourt ile başlıyordu.

Celtic bu maça klasik 4-4-2 formasyonu ile başlarken, Samaras’ın etkin oyunu ile 2 gol bulup ikinci yarı oyunu kontolde tuttu ve maçı aldı. Özellikle geçen sene şans bulamayan McCourt gibi oyuncuların performansı göz doldurdu.  McCourt’un ikinci yarı başında orta sahadan kaleye kadar 4 oyuncuyu çalımlayarak dışarı attığı hücum, Celtic’in bu sene korkusuz oynayacağının göstergesiydi. Yapılan hücum organizasyonları ile birlikte Samaras’ın tek başına attığı gol, Celtic’in 3 hazırlık maçında 10 gol atıp kalesinde gol görmemesi, olumlu işaretlerdi Dinamo Moskova maçı öncesi.

Çarşamba gününe geldiğimizde, önümüzde farklı bir 11 vardı. Bu kez kalede Boruc, defansta Loovens, Naylor, Caldwell ve Hinkel yer alırken, orta sahada Donati, N’Guemo, Maloney ve McGeady vardı. Forvet ikilisi ise McDonald ve Fortune‘den oluşuyordu. Klasik 4-4-2 gibi gözükse de McGeady sol kanattan ziyade daha bir serbest adam görüntüsünde idi. Önceki hazırlık maçlarında bu takımın bu sezon çok az gol yiyeceğini düşünsem de daha 7. dakikada Moskova’nın attığı gol, Celtic’in bu sezon kalesinde gördüğü ilk gol olmakla birlikte, belki de Şampiyonlar Ligi’ne malolacak. Golden sonra çok güzel atak organizasyonları yapan Celtic, bulduğu %100 gollerden faydalamadı ve maçı kendi evinde 0-1 kaybetti.Şahsi görüşüm oynanan futbol ile bu sonucun hakedilmediği. Maçın geneline baktığımızda hiçbir Celtic oyuncusunun kötü oynadığını söyleyemem. 11 kişi kapanan rakibe karşı bile pozisyon bulabilen bir ekip var.

Ve tek dileğim biraz sabredilmesi. Belki Celtic Şampiyonlar Ligi’ne katılamayacak ama, bu takım 2 sene içinde çok güzel yerlere gelecek diye bir his var içimde. Yine CL’de üst turları görmek en büyük dileğim. Ve bu dileğim 1-2 sezon içinde oturmuş bir takımla gerçekleşecek gibi duruyor.

by deNNis

Reklamlar

3 thoughts on “Celtic Değerlendirmesi

  1. Moskova maçıyla ilgili yorumuna aynen katılıyorum, gerçekten de son 4 sezona göre Celtic’i hiç bu kadar güzel oynarken görmemiştim. Mowbray’e zaman tanınırsa 2. yarıdan itibaren Celtic’i izlemeye doyamayız. Bana 100. yıl 1988 takımını hatırlattılar, kalede Pat Bonner, sağ bek Chris Morris ve tabii ki büyük kaptan Paul McStay. 2009-10 model Celtic’in tek eksiği de o büyük kaptan ve orta saha maestrosu Paul McStay. Bir de bu sezon James McFadden gelsin çok isterim, sadece Maloney ve McGeady yetmeyebilir.
    “Ve tek dileğim biraz sabredilmesi. Belki Celtic Şampiyonlar Ligi’ne katılamayacak ama, bu takım 2 sene içinde çok güzel yerlere gelecek diye bir his var içimde. Yine CL’de üst turları görmek en büyük dileğim. Ve bu dileğim 1-2 sezon içinde oturmuş bir takımla gerçekleşecek gibi duruyor.” altına imza atıyorum aynen, devamını bekliyorum…

  2. Ali abi, bunu gercekten yurekten soyLedim..
    Mac ertesi gazeteLer iyi seyLer yazmadiLar ama maci izLeyen bir taraftar bence iLeriyi dusunup uzuLmemeLi..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s