İskoçya’daki bir diğer İrlandalı… Hibernian F.C.

İskoçya Ligi’nin en eski kulüplerinden biri olan Hibernians, adını eski Roma dilinden gelen ‘Hibernia’ yani ‘İrlandalı’ kelimesinden alıyor. Bunun asıl sebebi, kulübün ilk kurucularının İrlandalı göçmenler olması. 1875 yılında İrlandalı futbol tutkunları tarafından başkent Edinburgh’ün kuzeyinde bulunan Cowtage kasabasında tohumları atılan kulüp, ilk başlarda karşılarına çıkan ‘İrlandalılar, İskoçya’da maç yapabilir mi?’ sorusunun üzerinden çok geçmeden 1887 yılında İskoçya kupasını kazanan ilk doğu İskoç takımı olduklarında, bu önyargıyı da ‘tamamen olmasa da’ üzerlerinden atmayı başarıyorlar.

Takımın renkleri kurulduklar 1875 yılından bugüne değişmemiş. Zaten ilk bakıldığında sahip oldukları yeşil-beyaz renkler, bizlere onların İrlanda soyundan geldiklerini açıkça belgeliyor adeta. Klasik formalar genellikle yeşil gövde ile beyaz kol ve yakadan oluşuyor. Yeşil şort ve çoraplarla da tamamlanıyor. İlk yıllarında Celtic’ten esintiler taşıyan yan-çizgili formayı kullanan Hibs, 1977 yılında ‘alternate kit’ denilen ve kulübün asıl renklerinden esintiler taşımayan ilk formayı kullanıyor. Bunu ev formalarının reklam taşıdığı için televizyon firmalarının maçları yayınlamak istememesinden dolayı yapıyor. Hey güzelim futbol, nereden nereye…

Kulübün logosu da günümüze kadar birkaç değişikliğe uğramış. 1950’lerde amblemden çıkarılan İrlanda Arp’ı, 2000’li yılların başında tekrar logo üzerine yerleştirilmiş. Logo üzerinde yer alan Irish Arp İrlandayı, gemi figürü takımın kurulduğu bölge olan Leith’i, kale figürü ise Edinburgh Kalesi ile Edinburgh’ü temsil ediyor. Kulüp hiçbir döneminde de İrlandalı bağından kopmayarak, yeşil-beyaz renklerini korumayı da ihmal etmemiş.

1891 yılında yanlış yönetim sonucu evsiz kalan Hibernian, o dönem bir sezonluğuna maç oynamamış. Daha sonra devletten alnan kredi ile stad sorunlarını çözerek ‘Easter Road’ stadına taşınan kulüp, o gün bugündür maçlarını bu stadda oynamaya devam ediyor. 1891 yılındaki malum olaydan sonra ismini de kaybeden takım, o günden sonra Hibernians yerine Hibernian ismini alıyor, fakat taraftarlar ve basın iki kulübü her zaman bir takım olarak görmeye devam ediyordu. Atlatılan krizin ardından 1902 yılında hem İskoç kupasını hemde lig şampiyonluğunu kazanan Hibs, sonraki dönemlerde Birinci Dünya Savaşı sebebi ile istedikleri sonuçları alamıyor, savaş’ın dünya üzerine etkilerini iyice hisseden Hibs, o dönemlerde toparlanmakta bayağı güçlük çekiyordu.

Ve İkinci Dünya Savaşı illetinin sona ermesi ile birlikte, altın çağlar ufukta görünmeye başlamıştı. Halen ‘Famous Five’ olarak birçok yerde ismi geçen dönemin efsane beşlisi, aynı sahada ve aynı formalar altında futbol oynamaya başlıyor, Hibs de gitgide yükseğe tırmanıyordu. Forvet hattı Gordon Smith, Bobby Johnstone, Lawrie Reilly, Eddie Turnbull ve Willie Ormond’dan oluşan takım, gelmiş geçmiş en iyi forvet hattı seçilirken, izleyenlere de her maç adeta bir resital sunuyordu. Oynadıkları dönem içerisinde beş oyuncunun birden gol krallığında ilk 6 sırada bulunması, sizlere bir fikir verecektir. Şimdilerde kulüp stadının kuzey tribünlerine de ‘Famous Five Stand’ ismi verilmiş.

Bu beş oyuncudan sadece Ormond’u transfer eden Hibs, ilginçtir ki diğer dört oyuncusunu altyapıdan getirmiş. İlk kez beş kişi olarak 1949 Nisan’ında mücadele eden takım, 1948, 1951 ve 1952’de kulübü şampiyon yapmış. 1950 ve 1953’te ise Rangers’a geçilmeyi önleyememişler. 1955 yılında Johnstone’un Manchester City’ye transferine kadar tam 6 sezon beraber oynayan beşli dağıldıktan sonra, kulüp de uzun sürecek bir kış uykusuna yatmış.

1954 yılında ligi beşinci bitirmelerine rağmen, 1955-56 sezonunda o dönem ilk kez düzenlenecek olan Avrupa Kupası’na davet edilen Hibs, (o dönem lig sıralamasına değil, takımların çekeceği muhtemel ilgiye bakılıyordu), yarı finale kadar yükseldiği kupada, Fransız ekibi Stade Reims’e eleniyor, kupanın sahibi de Franco yönetimindeki Real Madrid oluyordu. Bu kupanın Hibernian için asıl önemi, Avrupa Kupalarına katılan ilk Britanya takımı olma ünvanına erişmeleridir. 1960 yılından 1971 yılına kadar lig açısından başarılı sayılamayacak bir dönem geçiren Hibs, 1971 yılında eski oyuncularından Eddie Turnbull’u takımın başına getirirken, sonrasında ‘Turnbull’s Tornadoes’ olarak bilinecek olan dönemin tohunlarını atıyorlar. 1974 ve 1975 sezonlarında ligi ikinci bitiren Hibs, 1972 yılında İskoç Kupasını kazanarak, başarısını perçinliyor. Yine bu dönemde ‘Edinburgh Derby’ olarak bilinen Hearts-Hibs maçında kazanılan 7-0’lık galibiyet, tarihe geçiyor. 1980 yılında takımdan ayrılan Turnbull’dan hemen sonra takım İkinci Lig’e düşüyor ve hemen bir sezon sonra tekrar Birinci Lig’e adım atıyorlar. O dönemlerin ardından finansal bir çok bunalım geçiren Hibs’e sahip çıkan 1990 yılında William Mercer oluyor, yükselişe geçen kulüp, eski günlerine geri dönme sinyalleri veriyordu. Yine bu dönemde Hearts kulübünden gelen ‘birleşelim ve Old Firm’e karşı en büyük kulüp olalım’ önerisi, taraftarların isteğiyle reddediliyordu.

Bu sezona bakacak olursak ligin son maçlarından önce 6. sırada bulunan Hibs’in önündeki yol parlak değil. Zira 7. takım olan Motherwell ile puan farkı 1 ve Hibs ilk 5 sıradaki takımlar ile maç yapacak, Motherwell ise son 5 takım ile. Bu da demek oluyor ki Motherwell’in sezon sonu Hibs’in üstüne çıkması süpriz olmaz. Kadrosunda her milletten oyuncu bulunduran Hibs’in en tanınmış isimleri ise Celtic’ten gelen forvet Derek Riordan ile Manchester United’ın orta sahası Darren Fletcher’in kardeşi forvet Steven Fletcher. Hibs altyapısından yetişen Fletcher’ın henüz 22 yaşında olması, Edinburgh ekibini sevindiriyor.

Son olarak kariyerinde 4 Lig Şampiyonluğu, 2 İskoçya Kupası ve 3 İskoç Kupası bulunan bu güzide başkent ekibinin bir an önce Glasgow ekiplerini zorlayası bir ekip olması temennisini içimde yaşadığımı belirtmek isterim. Ne de olsa onlar da İskoçların ‘içindeki İrlandalılar’…

by deNNis

Reklamlar

6 thoughts on “İskoçya’daki bir diğer İrlandalı… Hibernian F.C.

  1. Ayrıca Trainspotting’de Mark Renton da Hibernian taraftarıdır. Bilakis yine bir Irwin Welsh uyarlaması olan “Acid House” filminin sonunda da bir Hibernian taraftarı kafayı demledikten sonra atlıkarınca gibi bir şeye biner ve Hibernian şarkılarını söyler. O şarkıda ilk kurulduğunda İrlandalı Katolik takımı olduğunu ama daha sonradan tüm Edinburgh’ün takımı olduğunu anlatır. Tüm bu ayrıntılar da yazının güzelliğine en ufak gölge düşürmez:)) Dundee United ve Aberdeen tarihlerini de en kısa zamanda bekliyoruz dört gözle…

  2. Ali abi, senin yorumLarinin bizLere verdigi mutLuLugu biLmeniz istedigimi beLirtir, Dundee ve Aberdeen’i en kisa zamanda begeninize sunacamiga da deginir, Trainspotting filmini yarinki sunum’um oncesi rahatlama amacli bu gece izLeyecegimi de haber etmek isterim.

    Zira bir de o film hakkinda birseyLer karaLamak istiyorum.
    Son oLarak “It’s shite being Scottish! We’r the Lowest of the Low! Some peopLe hate English, I don’t! They just fuckin’ Wankers!! ” demek istiyorum…
    Kendine iyi bak..

  3. Neden Hibernian sempatizanı olduğumu açıklamam için birçok sebebim vardı! artık daha fazlası da var…
    İskoçya’nın en iyi çalışan altyapılarından biri Hibernian altyapısı… Rangers’da oynayan Kenny Miller, S. Whittaker ve Kevin Thomson Hibernian’dan yetişip Rangers’a gitmişlerdi. Ayrıca Celtic’te oynayan Scott Brown da öyleydi. Şu anda ellerinde çok iyi gençlerden oluşan bir kadro var. Gelecek yıllarda, bu oyuncuları Celtic’e ve Rangers’a kaptırmayız umarım.
    Trainspotting filminde; Mark Renton yaşadığı boktan hayatın içinde, sağlam bir Hibernian taraftarıdır. Filmin akılda kalan güzel bir ayrıntısıdır bu…

    Ellerine sağlık deNNis…

  4. Ayrıca Hibernian’ın son yıllarda yetiştirdiği en izlenilesi oyunculardan birisi de açık oyuncusu Ivan Sproule, şu anda Bristol’da oynuyor olsa gerek. Sproule Kuzey İrlandalı ve Rangers meyilli bir oyuncu, Rangers’ın neden sezon başında Kaunas’a elendiğini düşünürken aklıma gelmişti. 2001-2006 arasında Hibernian’da bir başka süper oynayan oyuncu sonradan Rusya’da yerinde sayan Garry O’Connor, şimdilerde Birmingham’da zamanında Hibs’i de çalıştırmış Alex McLeish’in yönetiminde oynuyor.
    Barcelona’da da oynamış ve Nou Camp ahalisi tarafından çok sevilmiş olan 1970’ler sonu ve 80’li yılların en iyi İskoç forvetlerinden Steve Archibald 1988-1990 yılları arasında Hibs formasını giydi.
    2003 UEFA finaline çıkan Celtic kadrosundan da sağ kanat oyuncusu Didier Agathe de Hibernian’dan gelmişti. Büyük kaptan Jackie McNamara’nın aynı ismi taşıyan babası da Celtic’ten Hibs’e transfer olmuş ve Hibernian’da 200’den fazla maçta forma giymişti.
    Hibs-Celtic bağlantısında bir başka önemli isim de tabii ki son 15 yılın Gary McAllister’la beraber en izlenilesi İskoç yıldızı John Collins. Futbolcuyken Hibs’te yıldızı parlayan harika solak daha sonra Celtic’in en talihsiz yıllarında Parkhead’de çöpte açan çiçek gibiydi ki sonradan Monaco’nun yolunu tuttu. Hibs’e teknik direktör olarak geri döndü ve bence son derece başarılı bir performans sergiledi. Türkiye Ligi jargonuyla konuşursak oyuncuya dayalı düzenin kurbanı oldu, şimdi Charleroi’nın başında, onu çok daha yukarılarda görmek isterim.
    Hibernian’da yıldızı parladıktan sonra Celtic’in yolunu tutan bir başka oyuncu da çok beğendiğim Darren Jackson’dır. Çok şanssız ve ağır bir hastalık geçirdiği için Celtic’te istikrarlı bir form grafiği sergileyemese de izleyenlere zevk veren, gözünü okşayan oyunculardan birisiydi. Hibs’teyken gerçekten de süperdi.
    İskoçya Milli Takımı’nın iki efsanevi kalecisi Jim Leighton ve Andy Goram da Hibs formasını giymişlerdir. Hibs’te yıldızı parlayan ve o formuyla milli takım kalesinde Leighton’a rakip olmayı başaran Goram sonradan bilindiği üzere maalesef Rangers’ın yolunu tuttu. Şunun altına kalıbımı basarım ki o yıllarda Goram Celtic kalesinde, benim Celtic’in patates kalecileri de Rangers’ın kalesinde olsaydı, 8 sene üst üste şampiyon olamayan Rangers olurdu!
    Hibs’te yıldızı parlayıp Rangers’a geçen bir diğer yıldız oyuncu Russel Latapy de Easter Road tribünlerinin çok sevdiği bir oyuncuydu. Trinidad Tobagolu yetenek bir aralar milli takımdan arkadaşı Dwight Yorke ile gece içip içip sürekli dağıttığı için Hibs yönetimi tarafından takımdan uzaklaştırılmıştı. Neyse ki Rangers’a da fazla yar olmadı. Olsa da pek fark etmezdi ya! O dönemde Celtic’in başında Jock Stein’dan beri Parkhead’in gördüğü en büyük dahi vardı. Şimdi Aston Villa’nın başında. Geçen hafta “Celtic ve Rangers -ama özellikle Celtic- Premier Lig’e alınsın” derken sesi titriyordu, Mark Renton’ın Hibs posterini asarken eli titrediği gibi…

  5. @Ali Ece
    eline, zihnine ,yüreğine , klavyene sağlık Ali abi… Ayrı bir yazı kıvamında, tek solukta okunacak bir yorum. Hibernian sevgimi katladın gerçekten. Sıfatlar kifayetsiz kalıyor şu yazıya…

  6. Celtic’ten sonra Hibernian gelir artık benim için..Bu muhteşem yazıyı okuduktan sonra normal tabi :) eline sağlık deNNis cim.Sayende İskoç! futbolunu öğreniyorum :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s