Nostaljik Futbol #12

Dün Rennes maçını son dakikadaki golüyle çeviren Bordeaux’yla kapatalım günü. Fotoğraf, Bordeaux’nun son şampiyonluğunu kazandığı 1998/99 sezonunun son maçı olan PSG deplasmanından. Bordeaux, son haftada PSG deplasmanında aldığı 3-2 galibiyetle sezonu 71 puanlı Marsilya’nın 1 puan önünde tamamlayarak şampiyonluğu kazanmıştı. O günden bu yana şampiyonluk yüzü görmedi Bordeaux…

Bordeaux o maçı da son dakikalarda fotoğraftaki Feindouno’nun attığı golle kazanmıştı. Feindouno’nun golü dakika 89’da Bordeaux’a şampiyonluğu getirmişti. Bordeax’un diğer 2 golünü de fotoğraftaki diğer oyuncu S. Wiltord atmıştı. Wiltord o sezon aynı zamanda 22 gol atarak o yılın gol kralı olmuştu.

Nostaljik Futbol Serisi

Sıcak sıcak…

dsc017511

Efendim, biletlerimiz sonunda elimize ulaştı. Ligin sondan üçüncü maçı olan, Celtic‘in kendi evinde lig 4.sü Dundee United ile oynayacağı maçı izlemek üzere 12 Mayıs Salı akşamı stadın yolunu tutacağız sevgili arkadaşım Theodoros ile birlikte…

6 Mayıs günü son sunumumu da yaptıktan sonra, bu maç bir nevi biteni kutlama olarak da adlandırılabilir. Biraz imkansız olsa da maç öncesi oynanacak 2 maçta (biri Old Firm) Rangers’ın puan kaybedip, Celtic’in kazanması halinde, şampiyonluk turu atılma ihtimali bile var.

Biletlere gelecek olursak, Galatasaray stadını referans olarak aldığımızda Eski Açık ile Numaralı arası bir yerde oturacağız. Oturacağımız tribünün adı da ‘Lisbon Lions Stand’…

Benim de oturduğum yer olan şehir merkezinden stada mesafe otobüs ile 10 dakikayı bulmuyor. Zevkli bir maç olmasını diliyorum. O güne kadar oynanacak Aberdeen ve Rangers maçlarından istenilen puanların gelmesi halinde maçın zevki ve önemi bir o kadar daha artacaktır.

Ayrıca 7 Mayıs’ta oynanacak olan Edinburgh derbisi ile 9 Mayıs’ta çok beklenen Old Firm’ü de bu satırlarda anlatmaya çalışacağız…

Yarıştan kopmamak…

Dün halı saha maçım vardı,  Rennes-Bordeaux maçıyla aynı saatlerde… Son dakika golüyle kazandık halı sahadaki maçı…. Bütün maç önde götürüp, maçın sonuna doğru geriye düşmüştük. Ama maçın sonunda kazanan bizdik… Bizimkisi basit bir maçtı, ama yine de maçı kazanmanın yarattığı gülümseme ile  döndüm eve. Eve gelirgelmez Rennes-Bordeaux maçına baktım hemen! 87. dakika da Bordeaux 2-1 önde idi. Bordeaux maçı kazanır diye düşünüp, duşa girdim. Duştan çıktığımda Bordeaux’un 3-2 kazandığını gördüm. 89’da ellerinden giden maçı 90+3’de çevirmişlerdi. Çok önemli bir geri dönüştü bu.  Maçı kaçırdım diye hayıflanıyorum hala…

Bordeaux şampiyonluk yolunda, önemli bir maçta müthiş bir dönüş gerçekleştirdi.  Az daha puan kaybedecekleri bir maçta, tutunmayı ve istediklerini almayı başardılar. Hem de 10 kişiyle bunu gerçekleştirebilmek o kadar kolay değil ve bu sonuç onlara şampiyonluk mücadelesinde güç ve güven katacaktır. Kalan 5 haftada Fransa’da mücadele çetin bir şekilde devam edecek gibi görünüyor. Kimse 7 yıllık Lyon hegemonyasını yıkma isteğinden vazgeçmeyecektir. Lyon’da son 7 yıllık büyünün bozulmasına kolay kolay izin vermeyecektir.

Bordeaux, 3 puanı alarak, Marsilya’ya yakın takibini 36. haftadaki Lyon maçına kadar -her an öne geçebilirmiş gibi- devam ettirecektir. Ancak 36. hafta da Velodrome’da kazanan Marsilya olursa, şampiyonluk da onlarındır artık…

Borges’e teşekkür…

borges

Dün, sevgili Borges “Top 10 Blog” larını sıralamış blogunda… LeFoot blogda “Liste dışı olup da güzel iç çıkaran bloglar” arasında yer alıyor. Borges gibi bir ustadan, övgü  almak çok hoş… Borges şöyle yazmış blogumuz hakkında;

Le Foot: Fransa ligine ilgi duyuyorsaniz maalasef baska seceneginiz yok ama baska acidan daha iyisi de sanirim olamaz. Flying Dutcman blogu yazarlarindan nefis bir adamin sundugu leziz bir Fransa ligi blogudur.”

Yeri gelmişken söylemek gerek. Sevgili Borges’in benim için özel bir yeri var. Bu blogun ilk zamanlarda, tam da kendim yazıp, kendim okuyorum modundayken, bu bloga ilk yorumu yazan o olmuştu… Yorumu bugün gibi hatırlıyorum: “Ilk defa göz gezdirdim bloguna.. Gayet basarili ve keyifli. Fransa ligi icin sik sik ziyaret edecegimi bildirir, bu baslangic asamasinda sessizlige aldirmadan devam etmeni…” diye devam ediyordu yorum… Nasıl heyecanlandığımı anlatamam…

Hem o gün, hem de bugün için sonsuz teşekkürler sevgili Borges…

LeFoot

İskoçya Lig Statüsü

İskoçya Birinci Ligi’nin isminin değişip, yerine İskoçya Premier Ligi isminin gelmesi 8 Kasım 1997’de gerçekleşmiş. O güne kadar iki lig (1. ve 2. lig) statüsünde oynanan organizasyon, 1997-1998 sezonundan itibaren ayrılmış. Asıl sebep olarak da büyük takımların maçlarına daha fazla seyirci ve kasalarına daha fazla para gelmesi olarak gösterilmiş. Daha önceki lig sisteminde sponsorlardan gelen para eşit olarak dağıtılırken, bu sistem ile birlikte değişen ve ortadan kalkan eşitlik anlayışı, büyük takımların avuç içlerinin kaşınmasına neden olmuş.

2000-2001 sezonunun başına kadar 10 takımla oynanan lig, o dönem itibari ile lig içinde bulunan takımların da arzusuyla 12 takıma çıkarılmış. 44 maçlık bir ligin önüne geçmek için ise ‘Split League Format’ dedikleri bir sistem geliştirmişler. Böylece öncelikle her takım, bir diğeri ile 3 maç yapıyor, 33 maç sona erdikten sonra da lig ikiye ayrılıyor. Lig içinde yapılan bu 3 maçın evde veya deplasmanda ne kadar oynanacağı ise kurada belirleniyor. 33 maç sonunda ikiye ayrılan ligde (ilk 6 ve son 6), her takım tek devreli 5 maç daha yapıyor. Bunun sonucunda toplam 38 maça ulaşılıyor.

Bu sistem genellikle ligi 7. sırada bitiren takımların işine gelirken, 6. sırada bitirenler ise buna fena halde bozuluyorlar. Zira ligi 7. sırada bitiren takım nispeten daha kolay takımlar ile maç yaparken, 6. sıradaki ekibimiz en azından bir Rangers ve bir Celtic maçı oynamaya, deyim yerindeyse, hak kazanıyor…

İskoçya Birinci Ligi’ni ilk sırada bitiren ekip, Premier Lige çıkarken, Premier Lig sonuncusu, emin adımlarla Birinci Ligin yolunu tutuyor.

Lig sponsoru ise 1999 yılından 2006’ya kadar ‘Bank of Scotland’ olurken, o dönem anlaşmayı yenilemeye yanaşmadıkları için yeni sponsor olan Clydesdale Bank, günümüzde de sponsorluğunu devam ettiriyor.

UEFA sıralamasında 10. sırada bulunan lig, her sene Şampiyonlar Ligi’ne iki, UEFA Kupasına da üç takımla katılmaya devam ediyor. Lig şampiyonu direk olarak gruplara kalırken, lig ikincisi iki ön elemeden geçerse yoluna devam ediyor. UEFA Kupasına katılan 3. ve 4. sıradaki takımlara bir de İskoç Kupası galibi ekleniyor. Ama burada enteresan olan taraf şu ki, eğer kupayı alan takım Şampiyonlar Ligi veya UEFA Kupasını lig konumu itibari ile garantilemişse, bu hak kupa finalistine değil, ligi 5. sırada bitiren devrediyor.

1967 yılında Şampiyon Kulüpler kupasını almayı başaran Celtic, bu ünvana erişen ilk Britanya kulübü olurken, İskoç futbolunun en büyük kupasını da ülkeye getirmeyi başarıyorlar. Bu kupanın hikayesi ve final maçı da başka bir postun konusu olsun.


Bugüne kadar üçü son üç sezonda üst üste olmak üzere 6 kez şampiyon olan Celtic ile 4 kez bu ünvana erişen Rangers’dan başka şampiyon çıkaramayan SPL, son dönemde eleştirilere maruz kalmaya başladı. Öncelikle dünyada en önemli derbilerden biri kabul edilen Old Firm (Celtic-Rangers) derbisinin yılda en az 4 kez oynanması (bu sene Co-op Insurance Cup Final ile 5 olacak), ile derbinin heyecanının azaldığı düşüncesi ve daha sonra birkaç teknik direktörden gelen ‘Aynı takım ile bir sezonda yaplıan 4 maç çok fazla’ açıklamaları, ligin geleceği açısından düşündürücü.

Bakalım önümüzdeki birkaç sene içerisinde ‘değişmeyi sevmedikleri’ için para birimlerini bile Euro’ya çevirmeyen İngilizler gibi davranmaya devam edip ligi böyle mi kabullenecekler, yoksa William Wallace gibi onlar da isyana katılıp, bir kabuk değişimine daha mı gidecekler? Ne olacağı bilinmez ama, bizlerin inşallah buralarda olup gelişen olayları yazmaya devam edeceğimiz kesin…

Keep on bloggin’ with Scottish

face5ca

Günü kapatırken, güzel bir haberim var herkese… Bundan 5 ay önce alternatif birşeyler yapabilme arzusuyla çıkmıştım yola. Aradan tam 5 ay geçmiş. Dolu dolu geçen 5 ay. Yazdığımdan çok fazlasını öğrendim bu süreçte. Şu ana kadar yaklaşık 18.000 ziyaretçi görmüş bu blog… Ne diyim hepinizin eline, gözüne, zihnine, yüreğine sağlık…

LeFoot blogta alternatif ve farklı bir iş yapmayı ne kadar başardım bilemiyorum geçen zaman içinde. Fransa ligi gibi pek konuşulmayan bir ligi elimden geldiğince yazmaya çalıştım bugüne kadar… Yeni günle birlikte “alternatif ligler blogu” olmak yolunda bir adım daha atıyoruz. Blogta Fransa ligi gibi alternatif bir ligden sonra, İskoçya ligi de yazılacak ve konuşulacak artık…

İskoç futbolunu bizlere ta İskoçyalardan deNNis yazacak. Celtic taraftarı bir adamdan bahsediyoruz, dikkat etmek gerek! deNNis bundan böyle, bu blogta döktürecek efendim. Yani artık bu blogda iki kişiyiz ve konseptimizi genişletiyoruz. Yeri gelmişken belirtmek isterim ki; İskoçya da sıkı bir Hibernian taraftarıyım ve bir Celtic taraftarı olan deNNis’den sağlam bir Hibernian yazısı bekliyorum:)

Genişleyen konsept kapsamında; zaman zaman memleketimiz Kıbrıs’ın futboluna da değinmeye çalışacağız. Ambargoların gölgesinde, tutkuyla futbola bağlanmış insanların hikayesi var aslında Kıbrıs’ta…

Zaman zaman haddimizi aşmadan sinema, müzik ve günlük ruh halinde aklımızdan geçenleri de yazarak, bazen futbolun dışına ama ondan çok uzaklaşmadan yazmayı düşünüyoruz. Değişen konsept ile birlikte blogun isminde de bir değişiklik yapıyoruz. Ancak adresimiz aynı kalacak. Fransızca da futbol anlamına gelen “LeFoot” yerine “Banlieue” ismini kullanacağız. “Banlieue” de fransızca bir kelime ve Türkçede “Banliyö” anlamına geliyor…

Sözün özü; genişleyen kapsamla yola devam ediyoruz…

LeFoot

Monaco’da parlayanlar…

Fransa’da 1990’lı yılların en güçlü takımlarından biridir Monaco. 2000 yıllar sonrası o günleri arayan bir takıma dönüşmüşlerdir. Yine de kulüp,  altyapısı ve  parlattığı oyuncular ile ne kadar iyi bir potansiyele sahip olduğunu göstermiştir. Monaco, altyapısından yetiştirdiği oyuncular kadar, diğer takımlardan aldığı oyuncuları parlatmak konusunda da örnek bir kulüp. Monaco’nun Fransa’nın yakın futbol tarihine bu bağlamda müthiş katkısı olmuş. Yazının kapsamında başka takımlardan Monaco’ya gelen ve Monaco’daki performanslarıyla parlayan 5 oyuncuya değiniceğim. Her biri, Monaco’da geçen başarılı günler sonrası Avrupa’nın büyük takımlarına yelken açmış oyuncular…

1. Thierry Henry (Yaş:31 –  Barcelona)

1994-98 yılları arasında Monaco forması giyen Thierry Henry, 1999 ocak ayında, 21 yaşındayken Juventus’a transfer olmuştu. 1999 yazında Juventus’tan aforoz edilircesine uzaklaştırılmış ve Arsenal’e transfer olmuştu. Kimse ondan bu kadar ötesini beklemiyordu. Arsene Wenger yönetimindeki Arsenal’de geçen 8 müthiş sezonun ardından, 2007 yazında Barcelona’ya transfer olmuştu Henry. Şu an Barca’nın şeytan üçgeni kıvamındaki hücum hattının bir ayağını oluşturuyor. Eto’o-Messi-Henry üçlüsü Avrupa’nın en korkulan hücum hattı şu anda. Arsenal’in genç yıldızı Theo Walcott onun için: “Oynadığım en iyi oyuncu. Thierry Henry müthiş bir futbolcu…” diyor gözleri parlayarak…

2. Emmanuel Adebayor (Yaş:25 – Arsenal)
2008, yılın Afrikalı oyuncusu Adebayor. 2003–2006 yılları arasında, Monaco’da geçen günlerin ardından Arsene Wenger onu, Arsenal’in “Baby Kanu”su olarak transfer etmişti. Adebayor, geçen zaman içinde Arsenal için Kanu’dan fazlası oldu. Hem futbol stili, hem fiziksel özellikleriyle Nwankwo Kanu’nun adeta kopyası Adebayor… Togolu Adebayor’un kökenleride Kanu ile aynı topraklara dayanıyor. Emmanuel Adebayor Nijerya asıllı bir oyuncu. Adebayor geçen yıl Arsenal formasıyla 41 maçta 29 gol atmıştı.

3. Patrice Evra (Yaş:27 – Manchester United)
Bir diplomat çocuğu olan Evra, futbol kariyerine Belçika’da başlamıştı. Ardından İtalya ve Fransa’da Nice takımlarında top koşturdu. Nice ile Ligue 2’de oynarken, onu keşfeden o dönemin Monaco teknik direktörü Didier Deschamps olmuştu. Senegal asıllı Evra şu an sol bek pozisyonunun Avrupa futbolundaki en önemli oyuncularından biri. Senegal asıllı Patrice Evra, Heinze’nin sakatlanması sonucu Manchester United takımına transfer edilmişti. Alex Ferguson’un yine ne kadar doğru bir tercih yaptığı ortada…

4. David Trezeguet (Yaş:31 – Juventus)
David Trezeguet Arjantin asıllı bir Fransız. Fransa için Euro 2000 finalinde İtalya’ya attığı gol hala hafızalardaki yerini koruyordur. Euro 2000’i Fransa’ya kazandıran adam olmuştu Trezeguet. Kariyerindeki rakamsal verilerin büyüleyiciğine rağmen, hiçbir zaman futbol stilini sevdiğim bir oyuncu olmadı Trezeguet. Flying Dutchman tipini de sevmemiş :). Onun için; “Mahalle maçında topun sahibi olduğu için oynatılan çocuk” tanımlaması yapıyor.

Ancak Trezeguet İtalya gibi zorlu bir ligde, başarılı olmayı başarmış nadir golcülerden. Serie B’ye düşürülen Juventus’ta kalıp, takımı için oynamaya devam etmesi ve Juventus’un yeniden Serie A’ya çıkmasında önemli bir rol oynaması, onu takımın  sembol oyuncularından biri yapmıştı. Ayrıca bu davranış, endüstriyel futbolun içinde nadir rastlanılabilecek bir davranıştı. Trezeguet’nin Juventus’a gösterdiği bağlılık; futbolda aidiyet duygusuna az da olsa rastlanabileceğini hatırlatmıştı bizlere.

5. Jeremy Menez (Yaş:21 – Roma)
Bu listede yer alan en genç oyuncu Menez. Monaco’daki şahane futbolunun ardından İtalya’nın Roma takımına transfer olmuştu. Fransız futbolcuların, yurtdışındaki istikameti genellikle İngiltere oluyordu. Ancak Menez sessiz sedasız Roma’nın yolunu tutmuştu 2008’in Ağustos ayında. Mancini ve Guily’yi elden çıkaran Roma, Menez’in transferi için Monaco’ya 15 milyon euro ödemişti. Menez’in Roma’da giydiği 24 numaralı formayı, daha önce Roma’nın sembol oyuncularından Marco Delvecchio giymişti.

Eric Gerets bırakıyor…

Söylentiler asılsız değilmiş. Sezon sonunda Eric Gerets Marsilya’dan ayrılıyor. Belçikalı hoca dün bunu resmen açıkladı. Bu durum Marsilya’nın şampiyonluk mücadelesini nasıl etkileyecek bilinmez, ancak Marsilya 17 yıldan sonra şampiyon olmak yolunda çok önemli bir avantaj yakalamış durumda. Geriye kalan 5 hafta da şampiyonluğun kaybedilmesi halinde takımdan tek ayrılan Gerets olmaz. Çünkü Gerets’in bu noktada, bu kadar yüksek potansiyele sahip bir takımı bırakmaya karar vermesinin arkası boş değil. Gerets belli ki bazı kişilere kırgın. Zaten bunlar da bir bir ortaya çıkmaya başladı.

Gerets’in ayrılık kararı vermesinin başlıca sebebi; Haziran ayında sözleşmesi sona erecek olan teknik adama, kulübün yeni sözleşme önermekte gecikmiş olması. Gerets’in beklenmeyen bir şekilde, kalan 5 haftada şampiyonluk yarışında avantaj yakalaması, Marsilya yönetimini de uyandırmış görünüyor. Ancak onlar “kış uykusu”ndayken, Gerets kararını vermiş zaten.

Gerets’in ikincil sebebinin ise, Marsilya kulübünün hisselerinin en büyük kısmını elinde bulunduran Robert Louis-Dreyfus ile yaşadığı anlaşmazlık olduğu biliniyor. Gerets’de Dreyfus’a olan kırgınlığını belirtiyor açıkca. Ocak ayında Marsilya’nın şampiyonluk şansı olmadığı konuşulurken, Dreyfus’un Belçikalı hocanın kabiliyetlerini sorguladığını ve o sıralarda da başkan Pape Diouf’un yapılması beklenen kontrat uzatma görüşmelerini ertelediğini belirtiyor. Pape Diouf’un görüşmeleri ertelemesi; Gerets’e güvenilediğinin en büyük göstergesi zaten. Ancak artık tüm kozları eline alan bir Gerets var karşılarında ve onların bundan sonra Gerets’e güvenip-güvenmemeleri çok birşey ifade etmiyor.

Gerets ayrıca, daha önce almış olduğu kararı, takımın havasını bozmamak için bugüne kadar açıklamadığını ve Lille maçından önce oyuncularıyla bir konuşma yaptığını ve kararını kendilerine ilettiğini söyledi. Bunun oyunculara nasıl yansıyacağını merak ediyorum doğrusu.

Gerets’in gelecek sezon ne yapacağı konusunda senaryolar üretilmeye başlandı bile. Belçika ve Suudi Arabistan milli takımları ve bazı kulüp takımlarının adı geçse de, Gerets’in şu an için şampiyonluk yarışından başka birşeye odaklanmayacağını düşünüyorum. Marsilya’nın ise bence herşeyden önce, Gerets’in gönlünü almaya çalışması gerek. Belki başarabilirler. Çünkü sezon sonu şampiyonluk kazanılır ve Gerets takımdan ayrılırsa, taraftarın Dreyfus ve Diouf’un koltuğunu sallayacakları kesin.

Nostaljik Futbol #11

Sonny Anderson, 1999/2000 sezonunda Lyon forması ile 23 gol atarak, Fransa’da gol kralı olmuştu. Sonny Anderson’un gol grallığındaki takipçileri David Trézéguet (22 gol) ve Marco Simone (21 gol) olmuştu. Brezilyalı Anderson’un Lyon, Fransa’daki ilk takımı değildi. Fransa’ya adımını 1994 yılında Marsilya forması altında atan Sonny Anderson, ardından Monaco’ya transfer olmuştu. 1994-97 yılları arasında Monaco formasıyla 91 maçta 51 gol atan Anderson, Monaco ile 1997 yılında şampiyonluk da yaşamıştı.

Monaco’daki müthiş performansı sonrası Barcelona’ya yelken açan Sonny Anderson,1999 yılında yeniden Fransa’ya dönmüştü. Bu kez adres Lyon’du. Lyon’un şampiyonluk serisini başlatan kadrodaki oyunculardan olan Anderson, 2003 yılında Lyon’dan ayrıldığında kulüp formasıyla 2 kez şampiyonluk, 3 kez de gol krallığı sevinci yaşamıştı.

Futbolu Katar’da bırakan Sonny Anderson, şu an Lyon teknik ekibinde antrenörlük yapıyor. Sonny Anderson’un, Lyon’da Brezilya bağlantısını sağlayan kişi olduğu sıkça gündeme geliyor. Sonny Anderson hem takımdaki Brezilyalı oyuncular, hem de kulübün Brezilya pazarındaki transfer ve futbolcu izleme faaliyetlerinde aktif rol oynuyor.

Nostaljik Futbol Serisi

Düşme hattından enstantaneler.

Ligin bitimine 5 hafta kala, düşme hattındaki mücadele iyice kızışıyor. Kırmızı bölgenin en dibindeki takım olan Havre artık düştü diyebiliriz. Geriye düşecek olan 2 takım kalıyor ve kalan 5 hafta da, 4 takım düşen 2 takımdan biri olmamak için mücadele edecek gibi görünüyor.

Düşme korkusunu, geriye kalan haftalarda iliklerine kadar hissedecek Caen, Saint Etienne, Nantes ve Sochaux. Sezon sonunda hangi takımların düşeceğini tahmin edebilmek; şampiyonu tahmin etmekten daha zor. Düşme hattında 2 puan aralığında 4 takım var ve bu takımlardan ikisi ligden düşecek. Alınacak 1 puan bile bu yarışta takımlar için kurtarıcı olabilir.

14 Le Mans UC 72 33 10 8 15 38 45 -7 38
15 Valenciennes 33 8 13 12 29 34 -5 37
16 FC Sochaux 33 7 12 14 34 42 -8 33
17 FC Nantes 33 8 9 16 28 45 -17 33
18 AS Saint-Etienne 33 9 5 19 30 51 -21 32
19 SM Caen 33 6 13 14 36 43 -7 31
20 Havre AC 33 6 3 24 25 60 -35 21

Puan durumuna bakınca, Valenciennes’in hatta Le Mans’ın bile düşme ihtimali olduğunu söylemek mümkün. Ancak dibdeki takımların performansları, 4 puan farkı kapatmaları konusunda, neredeyse hiç ümit vermiyor. Geçen yıl Ligue 2’de şampiyon olarak, Ligue 1’e terfi eden Havre’nin en dibdeki takım olması ilginç. Havre ile birlikte Ligue 1’e terfi eden Nantes takımı da düşme mücadelesinin tam ortasında. Geçen yıl Ligue 2’yi 3. sırada bitirerek, terfi hakkı elde eden Grenoble ise, Ligue 1’e tutunabilen tek çaylak takım oldu.

Saint Etienne’in durumu ise bir hayli ilginç… Yeşiller geçen sezonu 5. sırada bitirmiş ve UEFA kupasına katılma hakkı elde etmişlerdi. Sezon başında, geçen sezon Lyon’u şampiyon yapan Alain Perrin göreve getirildiğinde, birçok kişi Saint Etienne’in bu sezon geçen seneki derecesini geliştireceğini düşünüyordu. Ancak Saint Etienne elindeki potansiyeli değerlendirememiş görünüyor.

Geriye kalan haftalar için bir kestirim yapmak oldukça zor. Ancak son 2 haftada Lyon ve Bordeaux ile karşılaşacak olan Caen’in 2 numaralı yolcu olduğunu söyleyebiliriz…

Saint Etienne “SOS” veriyor!

Haftalar önce yazmıştım Saint Etienne savunmasının durumunu; iyi oyunculara rağmen, en çok gol yiyen takımlardan biriydi Saint Etienne. Aradan haftalar geçti, bir türlü toparlanamadı Yeşiller. Bu hafta da Nice karşısında farklı kaybettiler(3-1). Bitime artık sadece  5 hafta var ve bu gidiş, Saint Etienne’in ligde kalmasının zor olduğunu gösteriyor. Yazının başında takım savunmasının problemlerini vurguladığım için, hücum hattının işlevsel olduğunu düşünmeyin sakın. Hücum anlamında nispeten daha iyiler… Sadece bu ve bu da onların ligde kalması için yeterli değil…

Ligde en çok gol yiyen takımlar sıralamasında, Saint Etienne 2. sırada. Altlarında ligden düşeceği uzun zamandan beri belli olan Havre var. Havre oynadığı 33 maçta 60 gol yemeyi başarmış! İkinci sıradaki Saint Etienne ise, kalesinde 51 gol görmüş. Ligin en az gol yiyen takımı Toulouse’dan (23 gol yemişler) 28 gol fazlasını kalelerinde görmüşler. Hal böyle olunca da ligde tutanabilmek zorlaşıyor. Saint Etienne şu an ligde 32 puanla, 18. sırada. Üstündeki takımlar; 33’er puanlı Nantes ve Sochaux. 15 sırada da 37 puanlı Valenciennes bulunuyor. Kalan haftalarda alttakilerin Valenciennes yakalaması düşük bir ihtimal. Demek ki geriye kalan 5 haftada sonunda Caen, S. Etienne, Nantes ve Sochaux’dan 2’si gidecek, 2’si kalacak…

Saint Etienne’in ligden düşmesi, geçen yıl Lens’in düşmesinden daha çok bir dibe vuruş hikayesi… Fransa lig tarihinin en başarılı takımlarından biri, geçen yılın şampiyon teknik direktörü yönetiminde düşüyor…