Nostaljik Futbol #12

Dün Rennes maçını son dakikadaki golüyle çeviren Bordeaux’yla kapatalım günü. Fotoğraf, Bordeaux’nun son şampiyonluğunu kazandığı 1998/99 sezonunun son maçı olan PSG deplasmanından. Bordeaux, son haftada PSG deplasmanında aldığı 3-2 galibiyetle sezonu 71 puanlı Marsilya’nın 1 puan önünde tamamlayarak şampiyonluğu kazanmıştı. O günden bu yana şampiyonluk yüzü görmedi Bordeaux…

Bordeaux o maçı da son dakikalarda fotoğraftaki Feindouno’nun attığı golle kazanmıştı. Feindouno’nun golü dakika 89’da Bordeaux’a şampiyonluğu getirmişti. Bordeax’un diğer 2 golünü de fotoğraftaki diğer oyuncu S. Wiltord atmıştı. Wiltord o sezon aynı zamanda 22 gol atarak o yılın gol kralı olmuştu.

Nostaljik Futbol Serisi

Reklamlar

Sıcak sıcak…

dsc017511

Efendim, biletlerimiz sonunda elimize ulaştı. Ligin sondan üçüncü maçı olan, Celtic‘in kendi evinde lig 4.sü Dundee United ile oynayacağı maçı izlemek üzere 12 Mayıs Salı akşamı stadın yolunu tutacağız sevgili arkadaşım Theodoros ile birlikte…

6 Mayıs günü son sunumumu da yaptıktan sonra, bu maç bir nevi biteni kutlama olarak da adlandırılabilir. Biraz imkansız olsa da maç öncesi oynanacak 2 maçta (biri Old Firm) Rangers’ın puan kaybedip, Celtic’in kazanması halinde, şampiyonluk turu atılma ihtimali bile var.

Biletlere gelecek olursak, Galatasaray stadını referans olarak aldığımızda Eski Açık ile Numaralı arası bir yerde oturacağız. Oturacağımız tribünün adı da ‘Lisbon Lions Stand’…

Benim de oturduğum yer olan şehir merkezinden stada mesafe otobüs ile 10 dakikayı bulmuyor. Zevkli bir maç olmasını diliyorum. O güne kadar oynanacak Aberdeen ve Rangers maçlarından istenilen puanların gelmesi halinde maçın zevki ve önemi bir o kadar daha artacaktır.

Ayrıca 7 Mayıs’ta oynanacak olan Edinburgh derbisi ile 9 Mayıs’ta çok beklenen Old Firm’ü de bu satırlarda anlatmaya çalışacağız…

Yarıştan kopmamak…

Dün halı saha maçım vardı,  Rennes-Bordeaux maçıyla aynı saatlerde… Son dakika golüyle kazandık halı sahadaki maçı…. Bütün maç önde götürüp, maçın sonuna doğru geriye düşmüştük. Ama maçın sonunda kazanan bizdik… Bizimkisi basit bir maçtı, ama yine de maçı kazanmanın yarattığı gülümseme ile  döndüm eve. Eve gelirgelmez Rennes-Bordeaux maçına baktım hemen! 87. dakika da Bordeaux 2-1 önde idi. Bordeaux maçı kazanır diye düşünüp, duşa girdim. Duştan çıktığımda Bordeaux’un 3-2 kazandığını gördüm. 89’da ellerinden giden maçı 90+3’de çevirmişlerdi. Çok önemli bir geri dönüştü bu.  Maçı kaçırdım diye hayıflanıyorum hala…

Bordeaux şampiyonluk yolunda, önemli bir maçta müthiş bir dönüş gerçekleştirdi.  Az daha puan kaybedecekleri bir maçta, tutunmayı ve istediklerini almayı başardılar. Hem de 10 kişiyle bunu gerçekleştirebilmek o kadar kolay değil ve bu sonuç onlara şampiyonluk mücadelesinde güç ve güven katacaktır. Kalan 5 haftada Fransa’da mücadele çetin bir şekilde devam edecek gibi görünüyor. Kimse 7 yıllık Lyon hegemonyasını yıkma isteğinden vazgeçmeyecektir. Lyon’da son 7 yıllık büyünün bozulmasına kolay kolay izin vermeyecektir.

Bordeaux, 3 puanı alarak, Marsilya’ya yakın takibini 36. haftadaki Lyon maçına kadar -her an öne geçebilirmiş gibi- devam ettirecektir. Ancak 36. hafta da Velodrome’da kazanan Marsilya olursa, şampiyonluk da onlarındır artık…

Borges’e teşekkür…

borges

Dün, sevgili Borges “Top 10 Blog” larını sıralamış blogunda… LeFoot blogda “Liste dışı olup da güzel iç çıkaran bloglar” arasında yer alıyor. Borges gibi bir ustadan, övgü  almak çok hoş… Borges şöyle yazmış blogumuz hakkında;

Le Foot: Fransa ligine ilgi duyuyorsaniz maalasef baska seceneginiz yok ama baska acidan daha iyisi de sanirim olamaz. Flying Dutcman blogu yazarlarindan nefis bir adamin sundugu leziz bir Fransa ligi blogudur.”

Yeri gelmişken söylemek gerek. Sevgili Borges’in benim için özel bir yeri var. Bu blogun ilk zamanlarda, tam da kendim yazıp, kendim okuyorum modundayken, bu bloga ilk yorumu yazan o olmuştu… Yorumu bugün gibi hatırlıyorum: “Ilk defa göz gezdirdim bloguna.. Gayet basarili ve keyifli. Fransa ligi icin sik sik ziyaret edecegimi bildirir, bu baslangic asamasinda sessizlige aldirmadan devam etmeni…” diye devam ediyordu yorum… Nasıl heyecanlandığımı anlatamam…

Hem o gün, hem de bugün için sonsuz teşekkürler sevgili Borges…

LeFoot

İskoçya Lig Statüsü

İskoçya Birinci Ligi’nin isminin değişip, yerine İskoçya Premier Ligi isminin gelmesi 8 Kasım 1997’de gerçekleşmiş. O güne kadar iki lig (1. ve 2. lig) statüsünde oynanan organizasyon, 1997-1998 sezonundan itibaren ayrılmış. Asıl sebep olarak da büyük takımların maçlarına daha fazla seyirci ve kasalarına daha fazla para gelmesi olarak gösterilmiş. Daha önceki lig sisteminde sponsorlardan gelen para eşit olarak dağıtılırken, bu sistem ile birlikte değişen ve ortadan kalkan eşitlik anlayışı, büyük takımların avuç içlerinin kaşınmasına neden olmuş.

2000-2001 sezonunun başına kadar 10 takımla oynanan lig, o dönem itibari ile lig içinde bulunan takımların da arzusuyla 12 takıma çıkarılmış. 44 maçlık bir ligin önüne geçmek için ise ‘Split League Format’ dedikleri bir sistem geliştirmişler. Böylece öncelikle her takım, bir diğeri ile 3 maç yapıyor, 33 maç sona erdikten sonra da lig ikiye ayrılıyor. Lig içinde yapılan bu 3 maçın evde veya deplasmanda ne kadar oynanacağı ise kurada belirleniyor. 33 maç sonunda ikiye ayrılan ligde (ilk 6 ve son 6), her takım tek devreli 5 maç daha yapıyor. Bunun sonucunda toplam 38 maça ulaşılıyor.

Bu sistem genellikle ligi 7. sırada bitiren takımların işine gelirken, 6. sırada bitirenler ise buna fena halde bozuluyorlar. Zira ligi 7. sırada bitiren takım nispeten daha kolay takımlar ile maç yaparken, 6. sıradaki ekibimiz en azından bir Rangers ve bir Celtic maçı oynamaya, deyim yerindeyse, hak kazanıyor…

İskoçya Birinci Ligi’ni ilk sırada bitiren ekip, Premier Lige çıkarken, Premier Lig sonuncusu, emin adımlarla Birinci Ligin yolunu tutuyor.

Lig sponsoru ise 1999 yılından 2006’ya kadar ‘Bank of Scotland’ olurken, o dönem anlaşmayı yenilemeye yanaşmadıkları için yeni sponsor olan Clydesdale Bank, günümüzde de sponsorluğunu devam ettiriyor.

UEFA sıralamasında 10. sırada bulunan lig, her sene Şampiyonlar Ligi’ne iki, UEFA Kupasına da üç takımla katılmaya devam ediyor. Lig şampiyonu direk olarak gruplara kalırken, lig ikincisi iki ön elemeden geçerse yoluna devam ediyor. UEFA Kupasına katılan 3. ve 4. sıradaki takımlara bir de İskoç Kupası galibi ekleniyor. Ama burada enteresan olan taraf şu ki, eğer kupayı alan takım Şampiyonlar Ligi veya UEFA Kupasını lig konumu itibari ile garantilemişse, bu hak kupa finalistine değil, ligi 5. sırada bitiren devrediyor.

1967 yılında Şampiyon Kulüpler kupasını almayı başaran Celtic, bu ünvana erişen ilk Britanya kulübü olurken, İskoç futbolunun en büyük kupasını da ülkeye getirmeyi başarıyorlar. Bu kupanın hikayesi ve final maçı da başka bir postun konusu olsun.


Bugüne kadar üçü son üç sezonda üst üste olmak üzere 6 kez şampiyon olan Celtic ile 4 kez bu ünvana erişen Rangers’dan başka şampiyon çıkaramayan SPL, son dönemde eleştirilere maruz kalmaya başladı. Öncelikle dünyada en önemli derbilerden biri kabul edilen Old Firm (Celtic-Rangers) derbisinin yılda en az 4 kez oynanması (bu sene Co-op Insurance Cup Final ile 5 olacak), ile derbinin heyecanının azaldığı düşüncesi ve daha sonra birkaç teknik direktörden gelen ‘Aynı takım ile bir sezonda yaplıan 4 maç çok fazla’ açıklamaları, ligin geleceği açısından düşündürücü.

Bakalım önümüzdeki birkaç sene içerisinde ‘değişmeyi sevmedikleri’ için para birimlerini bile Euro’ya çevirmeyen İngilizler gibi davranmaya devam edip ligi böyle mi kabullenecekler, yoksa William Wallace gibi onlar da isyana katılıp, bir kabuk değişimine daha mı gidecekler? Ne olacağı bilinmez ama, bizlerin inşallah buralarda olup gelişen olayları yazmaya devam edeceğimiz kesin…

Keep on bloggin’ with Scottish

face5ca

Günü kapatırken, güzel bir haberim var herkese… Bundan 5 ay önce alternatif birşeyler yapabilme arzusuyla çıkmıştım yola. Aradan tam 5 ay geçmiş. Dolu dolu geçen 5 ay. Yazdığımdan çok fazlasını öğrendim bu süreçte. Şu ana kadar yaklaşık 18.000 ziyaretçi görmüş bu blog… Ne diyim hepinizin eline, gözüne, zihnine, yüreğine sağlık…

LeFoot blogta alternatif ve farklı bir iş yapmayı ne kadar başardım bilemiyorum geçen zaman içinde. Fransa ligi gibi pek konuşulmayan bir ligi elimden geldiğince yazmaya çalıştım bugüne kadar… Yeni günle birlikte “alternatif ligler blogu” olmak yolunda bir adım daha atıyoruz. Blogta Fransa ligi gibi alternatif bir ligden sonra, İskoçya ligi de yazılacak ve konuşulacak artık…

İskoç futbolunu bizlere ta İskoçyalardan deNNis yazacak. Celtic taraftarı bir adamdan bahsediyoruz, dikkat etmek gerek! deNNis bundan böyle, bu blogta döktürecek efendim. Yani artık bu blogda iki kişiyiz ve konseptimizi genişletiyoruz. Yeri gelmişken belirtmek isterim ki; İskoçya da sıkı bir Hibernian taraftarıyım ve bir Celtic taraftarı olan deNNis’den sağlam bir Hibernian yazısı bekliyorum:)

Genişleyen konsept kapsamında; zaman zaman memleketimiz Kıbrıs’ın futboluna da değinmeye çalışacağız. Ambargoların gölgesinde, tutkuyla futbola bağlanmış insanların hikayesi var aslında Kıbrıs’ta…

Zaman zaman haddimizi aşmadan sinema, müzik ve günlük ruh halinde aklımızdan geçenleri de yazarak, bazen futbolun dışına ama ondan çok uzaklaşmadan yazmayı düşünüyoruz. Değişen konsept ile birlikte blogun isminde de bir değişiklik yapıyoruz. Ancak adresimiz aynı kalacak. Fransızca da futbol anlamına gelen “LeFoot” yerine “Banlieue” ismini kullanacağız. “Banlieue” de fransızca bir kelime ve Türkçede “Banliyö” anlamına geliyor…

Sözün özü; genişleyen kapsamla yola devam ediyoruz…

LeFoot