Shortie #2

13 11 2009

- Noat Samisa’ya geçmiş olsun…

- Yine merhaba…

- Bu güzel futbol oyunundan, uzun zamandır eski zevki alamıyorum… Bunun nedeni sadece bende. Eskisi gibi rahat maç izleme olanağım henüz olmadığı için sadece Galatasarayımı takip edebiliyorum… En kısa zamanda evrensel futbola geçiş yapacağım… O zamanı bekleyin…

- Cuma gecesi işten eve dönüp, yemeğimi yedim, hah! Bir baktım TRT 3’te ‘Dünya Kupası Finalleri’ diye bir program başlamış… 1974 Finali’ne yetiştim, ondan sonra 1990’a kadar izledim… O zamanlar futbol başka güzelmiş, başka tatlıymış… Özellikle Altobelli, Rossi ve Tardelli’li İtalya’yı hep Ali Ece’nin o bal damlayan ağzından dinledikten sonra biraz da olsa izleyebilmek çok keyifliydi… Sonra gerçek dünyaya döndüm…

- 80’lerin çocuğu olmamama rağmen, 80’lerin genci olmak isterdim…

- Hayatımın dönemlerini dizilere benzetebiliyorum. Örneğin 2008 yazı benim için ‘How I Met Your Mother’ tarzında geçmişken, İskoçya’daki ilk dönemim ‘Lost’, sonrası ‘Friends’ gibi… İzmir ise tam ‘Aşk-ı Memnu’ya dönecekken, bir anda ‘Avrupa Yakası’ oldu…

- Anlayan anladı…

- Yok yok, Burhan ben değilim…

- Türkiye’de yaşayan biri olarak, ülkede birşeyler değişirken söz hakkımın olmaması çok değişik bir duygu…

- Celtic’i özledim… Yeşil-Beyaz giyen insanları, o Celtic Shop’ları, Parkhead’i özledim…

- İskoçya’yı da özledim aslında…

- Rakı’yı da özledim…

- Ofis insanları ile 6’ya 6 halı saha maçı yapmak… Orta sahada deli gibi bütün maç koşmak… İleri ikili forvette müdürlerin oynaması… Onlara da yine ‘deli gibi’ bütün maç asist yapmak… Maçı kazanmak… Müdürlerin gözüne girmek… Onların da Galatasaraylı olması.. Hoş…

- Hoş beş…

- Celtic’de bir Türk oynasa, dünyalar benim olsa…

- Karşıyaka maçına gitmeyi istemek… İçi içine sığamamak…

- Kendime sonunda bir ev tuttum… Artık yerleşik bir hayatım, kendi yaşam alanım olacak.. Doyasıya döşemeye başlayacağım kısa zamanda…

- İzmir havasının sağı solu belli olmuyor… Girl-in-a-box söylemişti…

- Buradaki kızların da sağı solu belli olmuyor… Havasını soluyan bir başka… Fazla yorum yapmaya gerek yok ki…

- Eve geçince çok film izleyip, çok kitap okumaya karar verdim… Kıbrıs’tan plaklarımı da getireyim, doya doya dinleyim…

- İşinden zevk alan insan, sabah kolay uyanabiliyormuş…

- Son olarak, bu hayatta küçük küçük kağıtlara not alan insan, sevdiklerini üzmek istemeyen insandır bence… Bence öyle…

- ‘I’m na dobber, but this drih is quite dead bonnie here’… İskoç sokak ağzı… Meali; ‘I’m not stupid, but the heavy rain in here is quite beatiful’… Dersler devam etsin diyenler, yorum bıraksın.. :)


by deNNis





Corbridge diye bir yer, orada bir futbol sahasi…

13 11 2009

DSC07766

Gecen cumartesi bir yerlere, gunubirlik gezi yapmak icin yola ciktigimizda rotamiz Corbridge kasabasini gosteriyordu. Sunderland’in guney-batisinda yer alan Corbridge, Ingiltere’nin countryside yasamini iliklerinize kadar hissedebileceginiz bir yer. Meraklisina; Corbridge, Roma Imparatorlugu zamaninda Roma medeniyetine ev sahipligi yapmis ve Ingiltere’nin her yerinde oldugu gibi burada da tarih korunmus. Neden korumasinlar ki? Bu durum Corbridge’i siradan bir koyden, hareketli bir kasabaya cevirmeye yetiyor, hatta artiyor bile. Neyse meraklisi Corbridge ismini Google arama cubuguna yazabilir. Gelelim fotografta gorunene; issiz, kimsesiz bir futbol sahasi ama yemyesil. Roma zamanindan beri ordaysa? Futbolu Romalilar buldu diyebilir miyiz?

Konuyu suraya getirecem, getiremiyorum. Ingiltere’nin en buyuk avantajlarindan biri bu fotografta gorunen iste. Ingiltere futbol oynamak icin cok uygun bir ulke. Ulkenin icinde bulundugu cografik kosullar sayesinde, boyle futbol sahalarini her yerde gormek mumkun. Ama sahalar genellikle bos! Iste buda Ingiltere’nin problemi: Robot nesil…





Ankaragücü’nde başkan Platini…

5 11 2009

Picture 1

Football Manager ‘in 2010 surumu birkac gun once piyasaya cikti bildiginiz uzere… Oyunun cikis tarihinden 1 gun once korsana dusmesi incelenmesi, uzerine dusunulmesi gereken bir konu. Oyunun cikma asamasinin oncesinde Sports Interactive’in Turkiye de yuruttugu calisma ise bir baska ilginc konu… SI Games’in hakli oldugu yanlari gozardi etmemek gerek ancak 10000 imza toplayin oyle gelin, sonra 10000 kisi alsin Turkce cikaralim gibi sart koşmalar dogru bir pazarlama taktigi degil sanki. Zaten Turk insanina oyunu orijinal aldirmak kolay bir is degil.

Neyse onlar bu yazinin konusu degil. Baslikta yazdigim olay, oyunun ilk karsilastigim komik hatalarindan… Ankaragucu’ne Cemal Aydin’li yillarin ardindan yasanan calkantili donem, Gokcek istilasi falan derken, Platini bu ise bir dur diyor. Hani Ankaragucu’nun eski ve mevcut baskanini dusununce Platini biraz XLarge ama diger yandan da Ankaragucu’nde yasanan garip olaylari Platini gelse ancak duzeltir mesajimi veriyor acaba Football Manager!





Whose need a miracle?

5 11 2009

Dun gece Sampiyonlar liginde 1-1 biten Lyon-Liverpool macinin ardindan Rafael Benitez bundan sonrasi icin ‘We need a miracle’ demis. Lyon’un 10, Fiorentina’nin 9 puanda ilk iki sirayi paylastigi grupta, kagit uzerindeki lider Liverpool 4 puanla bu yil icin SL perdesini kapatmis gibi gorunuyor ve son iki maclarinda  mucizeden fazlasina ihtiyaclari var. Premier ligte de “Big Four” icindeki yerini Manchester City’ye devreden bir Liverpool var. O yuzden Rafael Benitez! “You need a miracle!” demek daha dogru olacaktir bundan sonrasi icin… Liverpool da hoca degisikligi yakindir. Taraftarin Rafa Benitez’e olan buyuk destegi yavas yavas tersine donuyor. Liverpool transfer donemlerini bircok basarisiz hamleyle kapattikca, takim geriliyor. Bennayoun iyi bir orta saha oyuncusu olabilir ama asla bir kanat oyuncusu degil. Voronin ise degil bu takimin, Premier ligin topcusu degil. Savunmadaki problemler de henuz asilabilmis degil ama en onemlisi ve herkesin dilindeki sey Xabi Alonso’nun yerinin doldurulamayisi. Sahi gecen yil Gareth Barry’yi transfer edebilmek icin, Xabi Alonso’yu satmaya calismiyormuydu Liverpool!





Cookie #1

5 11 2009

2 gun once dennis ‘in yazdigi cookie tadindaki, “shortie” isimli yazisinin ardindan klavyenin tozunu almanin zamani gelmisti. Yazmistim daha once bir anda ortadan kaybolmamizin sebeblerini… Blog anlaminda bedeli agir oldu tabi aradan gecen zamanin. Bir yerden tekrar baslaybilmek icin 1 aydir bekliyorum. Bekledikce baslayamadim. Iyiki dennis starti verdi. Bizim icin yola koyulmanin vaktidir artik…

Sona kadar bekletmeden basta soylemeliyim. Klavyedeki Turkce karakter sorunu maalesef devam edecek. Bundan kurtulmanin yollarini arasamda; bulup bulamayacagimdan emin degilim. Bazi tehlikeli kelimeler var onlardan kacinmak gerek, onun disinda birbirimizi anlariz diye umuyorum.

Blog tutmaya veya yazmaya Fransiz futboluyla baslamistim.Oylede devam etmekti niyetim. Ancak rota Ingiltere olunca, birde Fransa lig maclarini takip etmek zor olunca, uzaktan takip eder olduk. Yazmaya baslayamamamin en onemli sebebi bu. Cunku laptop basinda, internetten kacak yollarla mac izlemek surekli yapilabilecek bir is degil. Bir yerde kopuyor insan. Adam akilli maclari izleyemedigin bir lig hakkinda eskisi kadar yazmak da simdilik ertelenmis bir fikir :(

Ama Ingiliz futboluna yakin olmamak mumkun degil burada. Ingiliz kulturunde cok onemli bir yer tutuyor futbol. Biz futbolu falan sevmiyoruz, soyleyim…

Monaco”nun cikisi benim icin surpriz olmadi diyerek bir Gurkan Kubilay tavri sergileyebilirim :) Ama boyle degil tabi isin ardinda yatanlar. Nene’nin etkileyici performansinin yani sira, gozden kacirilmamasi gereken cok onemli bir transfer var Monaco saflarinda. Onun hakkinda gecen yil cok kez yazmistim. Benim icin Iniesta kasa bir oyuncu o. Mathieu Coutadeur, gecen yil Le Mans’ta etkileyici bir performans sergilemisti. Bunu en cok Monaco farketmis anlasilan. Cok iyi bir transfer yaptiklarini kisa bir sure icerisinde daha net gorebilecegimize inaniyorum.

Surprizin ne oldugunu tartismamiza bile gerek yok sanirsam. 1990′li yillarin sonlarinda Ibrahim Bakayoko’lu kadrosuyla Ligue 1′de firtinalar estiren Montpeiller’in donusu gercekten muhtesem oldu. Su an lig tablosunda 4. siradalar. Ama biz ne Hull’lar, ne Hoffenheim’lar gorduk demekten kendimi alamiyorum…

Marsilya ise gecen yili aratan bir performans sergiliyor. Marsilya kadrosu biraz rastgele kurulmus takim kadrosuna benziyor. Oyle degil tabi ama Deschamps’in transferdeki bircok tercihi dusundurucu?

Ingiltere futboluna ucundan deginerek, yaziyi bitirelim. Bildiginiz uzere Sunderland‘te yasiyorum. Hergun Stadium of Light‘in yakinindan yuruyerek okula gidiyorum. Benim ne hissettigimi, bu yaziyi okuyan herken en azindan benim kadar futbolu sevdiginden anlayacaktir.

Ingiltere’de ruya gibi 3 gun gecirdim 2 ay once. 3 gun, 3 farkli sehir, 3 farkli mac. En erken zamanda yazacagim izlenimlerimi fotograflarla…

Sunderland macina gitmek henuz nasip olmadi. Fiyatlar ogrenci butcesini maalesef asiyor. Ama nasil olsa buralardayiz. Arsenal de geliyor zaten bu ay icinde… Gitmek gerek…

Devam edecegim…





Vitrinden Out Let’e

4 11 2009

apoelporto2

Sen kalk sezon başı bırak canım Arjantini tut Portekiz’in yolunu… Ligde attığın gollerle kısa zamanda taraftarın gönlüne taht kur, sonra Şampiyonlar Ligi’nde oynama fırsatını iyi değerlendir ve takımına attığın gol ile turu getir. Daha ne olsun? Falcao dün akşam 84’te attığı gol ile ne kadar doğru bir transfer olduğunu ispat ederken Apoel’in rüyadan uyanarak gerçek dünyaya gelmesini de sağladı.  Bu maçı görmeyi çok isterdim ancak kısmet olmadı. Falcao, Hulk gibi oyuncuları görmek gerekirdi 20 km yakınıma geldikleri için ama olmadı.

Gelelim maça. Maçtan önce yazı yazsaydım Apoel’in bu maçı almak ve rüyayı devam ettirmek için elinden geleni yapacağını söylerdim. Çünkü alınacak 3 puan Porto’yu yerinde durduma ve bir sonraki Atletico Madrid maçına daha amaçlı çıkma anlamına geliyordu.

Maç vakti kadroya baktığımda Zewlakov ve Kosowski’yi kadroda görmeyince işlerin Charalambides’in üzerinde odaklanacağını düşündüm. Tabi bunu ben düşünmüşsem Porto Teknik Direktörü Ferreira da aynı şekilde düşünmüş ve önlemini almıştır derken maç içinde nitekim de öyle oldu. Sahada 61 dakika kalan Charalambides Porto oyuncuları tarafından etkisiz hale getirildi. 84’te ceza yayı üzerinde topla buluşan Falcao maç berabere bitecek derken yerden güzel bir şut çıkardı ve yan ağları öyle güzel bir yordamla sevdi ki GSP de eminim soğuk ve sessiz bir gece yaşanmasına sebep olmuştur bu gol. Sonuç Apoel 0 Porto 1… Vitrinde yüksek fiyattan satılan bir ürün gibi alıcısı olmayınca out let reyonuna indi açıkcası Apoel.

Gruptaki puan durumuna baktığımızda Chelsea ve Porto’nun işi bitirdiğini görüyoruz. Kalan maçlara baktığımızda iki hafta sonra Chelsea Portekiz yolcusu, Madrid de Kıbrıs’a gelecek. Son sırada 1 puanla Apoel ardından 2 puanla Atletico var. Bu şu demek; Atletico yenerse Uefa Avrupa Ligi bileti sağ ceplerinde olacak. Eğer Apoel yenerse rakibinin 2 puan üstüne geçecek.

Apoel’in son maçı Londra’da ve Chelsea’ye karşı. O maçta puan alacaklarını zannetmediğimden Uefa Avrupa Ligi’ne kalmak adına Atletico maçının önemi bir hayli artıyor. Tabi Atletico yenildiği taktirde son maçına gruptan çıkmayı garantilemiş Porto karşısına daha istekli çıkacaktır. Olur da yenemezlerse işte Apoel’in 2010 baharında Avurpa kupalarında mücadele eden ilk Kıbrıs takımı olma ünvanını alarak geçen yıl Anorthosis’in elde ettiği başarıyı gölgede bırakacak bir başarı elde etmiş olur.

Atletico Madrid ile Apoel’in GSP Stadı’nda karşılaşacağı maçta basın mensubu olarak tribünlerde olacağım. Heyecanı ve hedefi olan iki takımın mücadelesini görecek olmamın yanında Agüero, Forlan, Maxi gibi oyuncuları görmek de güzel olacak. Maçın ayrıntılı analizi ile birlikte maç sonu basın toplantılarındaki izlenimlerimi de sizlerle derinlemesine paylaşacağım…

Justnbg





Shortie #1

2 11 2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-          Konsept değiştirmeye karar verdik… Artık daha farklı, yeni bir yüzle buradan kendimizi anlatmaya çalışacağız…

-          Alpay Erdem’i çok beğeniyorum ve her hafta ilk onu okuyorum… Bu yazı tarzına da biraz ondan özenerek başladım… Tam onun gibi olma ve tamamen kopyalama yapmayacağım… Sadece bazı insanların bu tarzı kullanarak az yazı ile çok şey anlatabileceğini düşünüyorum…

-          İzmir’e yerleşeli 1 ay 5 gün, işe başlayalı da 1 ay olmuş… Şimdilik herşey yolunda…

-          İnsanın önünde başarmak istediği şeyler, ulaşmak istediği yerler olduk sonra, yaşam sevinci daha da fazla oluyor… Kısacası ‘Bir umuttur yaşatan insanı’. Şu anda stüdyo tarzı bir evdeyim, biraz para biriktirince önce güzel bir eve geçmek istiyorum, sonra güzel bir TV, kendim döşediğim ‘retro’ tarzı bir ev, bir PS3… Şimdilik çıta buraya kadar… Bunları başarmam için önüme 1 sene koydum kafadan…

-          Şu ‘zaman’ kavramı ne acayip birşey… Daha geçen sene Eylül sonu Glasgow’a gittiğim ilk günü ve o gün yaptıklarımı tamamen hatırlıyorum. Bu arada 31 Ekim doğum günümdü. Cadılar Bayramı… Geçen seneki doğum günüm sanki dün gibi… Akıp gidiyor işte. Sanki hiçbirşey yapmamışım gibi şu 12 ay içinde…

-          29 Ekim’i ilk kez Türkiye sınırları içinde geçirdim. Değişik…

-          Son 3 senede doğum günümü 3 farklı ülke içinde geçirmek de çok değişik…

-          Celtic’i destekleyen, en azından üstünde Celtic ile ilgili birşeyler giyen, o kadar insan gördüm ki, ha Glasgow’dayım, ha İzmir’de…

-          Son zamanlarda Celtic’in sadece sonuçlarını takip ediyorum. Biraz daha ‘domestic’ olduk bu aralar, ancak da TSL, TBBL…

-          Artık canlı da izlediğime göre basketbol da yazmaya karar verdim.

-          Bu yazı şeklini sevenler ‘Sevdim’ yazıp 3450’ye göndersin…

-          Aslında kaç kişi mesaj gönderecek bilmek isterdim. Bence kafadan bir 5-10 kişi çıkar…

-          Yok ya bizim okuyucular aklı selim insanlar, mantıklı insanlar… Olmaz öyle şey…

-          Populizm… Sevmem…

-          Empati yapmaya başladım buraya geldikten sonra… İyiden iyiye iş hayatına girdiğimden, evde yapacak pek birşey yok… Kitap, film, yazı yazmak derken, iş biraz felsefeye kaydı…

-          İnsanların beni dinlemesi çok hoşuma gidiyor…

-          American History X bence bir adamın hayata bakış açısını değiştirebilir…

-          Havalar soğudu… Ama yine ısınacak… Demedi demeyin, denizci adam konuşuyor burda…(İzmir için konuşuyorum)

-          Çok futbol konuşamadık… Hafta içi yine bir gece daha böyle bir yazı yazıcam… Bu kez de biraz futbol konuşuruz… Belki de bir yazı kendi hayatım, bir yazı da spor üstüne olur… Yorumlara göre bakıcaz artık…

-          Beğendiyseniz mesaj yollamayın ama, ‘olmuş be kardeş’ diye bir yorum yazın…

-          Teşekkürler…

-          See ya brotha!…

by deNNis





Kıbrıs’a da bekleriz!

23 10 2009

apoel

Şampiyonlar Ligi’nde oynanan 3′üncü karşılaşmalar sonrası çok enteresan sonuçlar çıktı karşımıza. Rangers evinde Unirea’dan 4 tane yedi, Liverpool kendi evinde Lyon’a boyun eğdi, Barcelona yolu tutan Rubinliler galibiyetle döndü. Inter Kiev ile yenişemezken bir gün sonra baktık Milan Real’in köküne kibrit suyu dökmüş Milano’nun yolunu tutmuş. Gerçekten pes dedirtecek cinsten bir hafta yaşadık ŞL’nde…

Bizim bu ana başlık içerisinde esas konumuz Porto – Apoel alt başlığı. Maçtan önce yazmayı çok istedim ancak bir türlü işlerden fırsat bulamadığım için yazamadım.

Maç sonu skor tabelasına Porto’nun 2-1′lik üstünlüğü yansıdı. Maçı canlı izleyemediğimden gece özetleri bekledim. Sabri Ugan’ın birkaç cümlesi Apoel’in pek de etkili oynayamadığını özetler gibiydi: “Dragao’da Apoel bir de gol bulmuş!”

Her ne kadar galip gelemeseler de özetleri gördüğümde maçta şans faktörü ortadaydı. İlk yarıda Apoel’in ilk ciddi atağı zaten Pereira’nın kendi kalesine attığı gol ile sonuçlandı. Her ne kadar 22′nci dakikada atılan bu gol Porto taraftarlarında soğuk duş etkisi yaratsa da kaleci Chiotis’in şans melekleri 38′inci dakikaya kadar yanında oldu.

Chiotis’in geri pasa yaptığı vuruşta Apoel oyuncusu orta sahada geriye doğru bir pas verince araya giren Porto’lular bindirme yapan Hulk’un önüne topu yuvarladı. Hulk sadece topu kaleye göndererek skora denge getirdi.

İkinci devrenin henüz başında evlere şenlik bir penaltı yapan Apoel savunması rakibine yine Hulk’un ayağından 2-1′lik üstünlüğü hediye etti. Maç sonuna kadar Porto beceriksizliğinden gol atamayıp bir de Mariano’nun kırmızı kart görmesi ile bu sonuca razı oldu.

Bu maç Apoel’in deneyimsizliği ve basit hataları yüzünden kaybettiği puanlar olarak özetlenebilir. Çünkü bana göre Porto çok da ahım şahım bir oyun oynamadan puanları hanesine yazdırdı.

Grupta oluşan puan durumunda Atletico Madrid’i 4-0 ile deviren Chelsea 9 puanla lider. Ardından 6 puanlı Porto geliyor. Üçüncü sırada 1 puanlı Apoel ve son sırada “şaka gibi” Atletico Madrid.

Ntvspor’da Ersin Düzen bu grupta çıkacak olan takımların (Chelsea ve Porto) hemen hemen belli olduğunu söyledi ancak ben bu görüşe katılmıyorum. Çünkü Apoel gibi kapalı kutu diyebileceğimiz takımların ne yapacağı belli değil.

Apoel’in kalan son üç maçından ikisi kendi evinde. Hem de Porto ve Atletico ile karşılaşacaklar. Son maç Londra’da Chelsea ile. Chelsea’den puan koparamayacaklarını biliyorum ancak diğer iki maçtan 6 puan çıkarırlarsa şaşırmam. Çünkü daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi Kıbrıs’a gelen takımlar sanki kendi özlerinden arınıp farklı bir kimliğe bürünüyorlar. Bunu geçtiğimiz sezon Anorthosis örneği ve bu yıl Chelsea’nin tek gol atarak galip gelmesinden anlayabiliriz.

4′üncü maçta Apoel Porto’yu yenecek nitelikte. Keza Atletico bu oyun düşüncesi ile devam ederse Chelsea’yi yenemeyecektir. Eğer Porto karşısında Apoel galip gelir ve 5′inci maçta Atletico’yu da yenerse bir anda 7 puana ulaşacak. Herşey’i Porto-Chelsea maçı belli edecek. Apoel ilk kez katıldığı Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkma adına bana göre şansı devam ediyor. En azından D grubunu 3′üncü sırada tamamlayabilecek kapasitedeler.

Kıbrıs’taki atmosferi ve oyuncuların böylesi büyük maçlara daha iyi motive olduklarını da hesaba kattığımda tek söyleyebileceğim “Kıbrıs’a da bekleriz” cümlesi…  Çünkü Kıbrıs deplasmanı küçümsenmemesi gereken bir deplasman …

by justnbg





2009/2010 1. OLD FIRM

3 10 2009

Yeni sezonun başlaması ile birlikte çok yorum yapma ve yazı yazma fırsatım olmadı. Ama bildiğiniz gibi bu başka bir maç. Bir Old Firm derbisi… Rangers-Celtic maçı yarın Türkiye saati ile 14.30’da oynanacak. İlk 6 maçında 3 galibiyet ve 3 beraberlik alan Rangers ile 5 galibiyet 1 beraberlik alan Celtic, 51,000 kapasiteli Ibrox Stadium’da karşı karşıya gelecekler. Son maçlarında puanlar kaybeden Rangers, aradaki farkı kapatmak, Celtic ise biraz daha açmak istiyor. İki takım da namağlup olmasına rağmen, arada 4 puan fark var.

Celtic sempatizanı olduğumu herkes biliyor artık. Maçı bir şekilde izlemek gerek. Şimdilik yorgun olduğumdan fazla yazacak birşey gelmiyor akla… Duygularımı düşünerek bir skor tahmini yapayım. Celtic 2-1 alsın. Bizim golleri Samaras atsın, bir de McManus defanstan çıkıp vursun kafayı… Yarın yine konuşuruz… “Edin go Bragh” derken, Izmir’de maçı izlerken içmek için bir Guiness bulamamanın üzüntüsünü yaşıyorum. Şimdi yine orada olmak, 62 no’lu otobüse atlayıp Parkhead’de inmek, Bar 67’de bira içip, maçı izlemek vardı… Vardı da vardı… Özledim şimdiden.. Ama yine gitme planları yapıyorum.. Ali Ece de gelir mi acaba?

by deNNis





Vitrinde ikinci perde: Apoel – Chelsea

30 09 2009

apoelchelseaŞampiyonlar Ligi başladı başlayacak derken ikinci maçlara geldik. Kıbrıs Adası bu akşam yine bir Avrupa büyüğünü konuk edecek. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Apoel kapalı kutu, Chelsea ise bu kupayı en çok almak isteyen takımlardan.

Şimdi ilk etapta her iki takımı kıyasladığımızda Chelsea’nin maçı kesin alacağını açıkça söyleyebiliriz. Zaten IPL’ye baktığımızda 7 maçta 6 galibiyet ve 1 mağlubiyetle Man U ile zirveyi paylaşıyorlar. Gerçi geçtiğimiz hafta sonunda Wigan karşısında aldıkları mağlubiyet takımın moralini bir nebze bozsa dahi söz konusu Şampiyonlar Ligi olunca mavilerin bu mağlubiyetle gözlerinin açıldığını, bu maça daha ciddi çıkacaklarını düşünüyorum.

Ancelotti eğer geçtiğimiz yılki Anorthosis’in evinde oynadığı maçları seyrettiyse süpriz yaşamamak için işi sıkı tutacaktır. Dün maçın oynanacağı GSP stadında sakat olan Ashley Cole’un çalışmaya katılmasının sevindirici olduğunu belirtiyor İtalyan. Ama oynayıp oynamayacağı maç saatinde belli olacak yorumunu yapmadan da edemiyor.

Maç öncesi basın toplantısında yer alan Malouda Apoel’i Madrid maçında seyrettiğini ve kazanmak için oynayan bir takım olduklarını belirtti. Şampiyonlar ligi maçı kazanmanın kolay olmadığını belirten futbolcu her takımın Chelsea’yi yenmek istediği için hiçbir zaman kolay maçımız olmadı yorumunu yaptı.

Ev sahibi Apoel’e baktığımızda ilk maç geçtiğimiz yılki geleneği bozmadılar ve Atletico Madrid deplasmanından 1 puanla döndüler. Tıpkı Anorthosis’in Bremen deplasmanında aldığı puan gibi. Apoel öyle bir takım ki böylesi avrupadaki vitrin maçlarına motivasyon seviyesi üst düzeye çıkıyor. Daha sonra oynadıkları lig maçlarında beklenmedik puan kayıpları yaşayabiliyorlar. Buna en güzel örnek Fc Kobenhavn’ı eleyerek gruplara kaldıklarından sonra ligde APOP’tan 4-3 mağlubiyeti tatmış olmaları. Yine Atletico deplasmanında 1 puanı kopartıp ligde beraberlik yaşayabilen bir takım.

Yerel şartlara baktığımızda adadaki hava şartları gündüz sıcak olurken akşamları hafif serin oluyor. Havadan bahsetmemdeki sebep daha önce gittiğim birçok Avrupa Kupası maçında konuk takımların bu gibi şartlardan etkilendiğidir. Bunun yanında taraftar desteğini bir kez daha vurgulamam gerek çünkü maça günler kala biletler tükendi.

Michael Ballack ve John Obi Mikel Kıbrıs’a getirilmemiş. Muhtemel kadrolar şöyle verilmiş:

APOEL: Chiotidis, Jorge, Poursatidies, Charalambides, Kosowski, Zewklakow, Pinto, Kontis, Morais, Haxhi, Michail
CHELSEA: Hilario, Ivanovic, Terry, Carvalho, A.Cole (Zhirkov), Deco (Belletti), Essien, Lampard, Malouda, J.Cole, Anelka

Chelsea’nin bu savunması gol yermi? Bence yemez. Gruplar belli olduğundan beridir Apoel taraftarının bu maçı beklediğini ek bir bilgi olarak belirtmek isterim. Ayrıca Chelsea’nin favori olduğu maçta yine altını çizerek söylüyorum atmosfer ve taraftar bakımından Chelsea’nin öyle rahat bir galibiyet alacağını düşünmüyorum.

by justnbg





1 Ay Aradan Sonra Kısa Kısa

16 09 2009

Tezimizi teslim edip memlekete, Kıbrıs’a döndük. Bir müddet buralarda takılıp, İzmir’e doğru yol alacağım yine ay sonu. Bu aradan geçen bir ay’lık sürede birçok olay gelişti. Şimdi kısa kısa başlıklar ile geriye dönük eksiğimizi tamamlayalım ve yakında yine gündelik yazılara başlayacağımızın müjdesini verelim…

- Bu aralar Alpay Erdem’in ‘Ben’ isimli köşesinde yazdığı tarzda yazılar yazmaya çalışıyorum. Aynı zamanda içine biraz da Umut Sarıkaya’nın ‘Benim de Söyleyeceklerim Var’ tarzındaki hayal gücünü de katmaya çalışıyorum. Kimse kopya çekiyorum diye bir yanılgıya düşmesin, örnek almaya ve anlamaya çalışıyorum ama bu adamlar hakkaten de bambaşka…

- Hesselink, Hull City’ye transfer oldu. Celtic’e verdiği herşey için teşekkürler. Umarım orada da başarılı olur. Zira Hull City’yi severiz.

- Eylül ayındaki FourFourTwo dergisinde ‘Konuk Blog’ olarak yer bulduk. Temmuz ayı içinde gittiğim Celtic-Tottenham maçını anlatmaya çalıştım biraz.

- İzmir’de işe başlıyorum kısmet olursa. Çınarlı bölgesinde bulunan bir şirkette. Evimi de buldum. Artık düzenli olarak, belki de önümüzdeki 5 sene (en azından) bir İzmirli olmaya karar verdim.Şimdiki soru şu; ‘Karşıyaka mı, Altay mı, Göztepe mi?’

- Sanırım Karşıyaka…

- Celtic lige iyi başladı fakat geçtiğimiz hafta kendi evlerinde Dundee Utd. ile 1-1 berabere kaldılar ve ilk puanlarını kaybettiler. Bu takıma iyi bir orta saha oyuncusu gerekirken, kalkıp da Donati’nin, hem de tam formunu bulup oynamaya başlamışken, satılması, Mowbray’in gözümdeki ilk hatası olarak yer edindi.

- Rangers da iyi başladı. Transfer sezonunu çok da parlak geçirmeyen son şampiyon ilk üç maçını aynı Celtic gibi kayıpsız geçerken, son hafta Motherwell ile golsüz berabere kaldı. Puanlar hala eşit.

- Dundee United ise nasıl oynaması gerektiğini iyi biliyor. 4 maçta aldıkları 8 puan ile lige iyi başladılar. Hedefleri Avrupa Kupaları. Merakla izleyeceğiz.

- Premier Lig’de Burnley’de forma giyen Fletcher’e dikkat… İzlenmeye değer…

- Türkiye Basketbol Milli Takım’ını yazmak var içimde. Gerçi Kıbrıs’ta yazdığım gazetede birkaç yazı yazdım ama… Fransa da dikkat çeken bir takım.

- Hatırladığım kadarı ile Artemio Franchi de İzmir’li bir arkadaştı. Umarım tanışma fırsatı elde ederiz… Bir de artık Ali Ece ile yüzyüze tanışma şansını bulmak istiyorum… Ramazan da sona erince öyle güzel bir Rakı masası ve doyumsuz sohbet…

- Aramıza yeni katılan justnbg’ye ve diegopelusa’ya hoşgeldiniz de diyelim buradan… LeFoot’a da yeni eğitim-öğretim döneminde başarılar dileyelim…

- Cumartesi günü Kıbrıs Rum Kesimi’nin Livorno’su sayılan Omonia’nın lig maçına gideceğiz justnbg ile birlikte. İzlenimler yine burada olacak…

- Galatasaray herkese inat dillere destan futbolun ilk adımlarını atmaya başladı, ayaklandı ve devam ediyor. Çok iyi şeyler bekliyorum onlardan bu sene… Bu sayfada Türkiye Ligi hakkında yazmadığımız için duygularımızı ifade etmekte zorlanıyoruz ama tabuları yıkıp ara ara bu konuya da yer verebiliriz.

- Keita’yı LeFoot’tan bir kez daha dinlemek isteriz. LeFoot bize Keita’yı yazsanaaaa, yazsanaaaa, yazsanaaa aaa…!!!

- Bende şimdilik bu kadar. Yakın zamanda görüşmek üzere.

by deNNis





Tarihi Nasıl Kaçırdık ? : Adana Demir – Livorno

9 09 2009

Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno’yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950′lerin, 1960′ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA’nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor’un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu’dan Futbol’un yazarı Hüseyin’in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce.

 Öncelikle DHA ve NTV’nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV’nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten’in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De’yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek.

Şimdi Livorno’nun Türkiye’ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım.

O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca “bizce” diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye’nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa’nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A’dan bir takımı Türkiye’ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular’ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular’ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar’ı, Anadolu’da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir’den Yalı’nın, İstanbul’dan Çarşı’nın, Ankara’dan Alkaralar’ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç.

Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV’ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay’ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası “bakarız” deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV’nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV’nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca.

TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT’den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor ?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3′ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz.

Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya’da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla…

TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.

NOT : Bu yazı ile ilgili eleştirilerinizi ve itirazlarını violafranchi@gmail.com veya tanjuern@hotmail.com adresine iletmenizi rica ediyoruz. Destek olan ve şu an bu yazıyı okuduğunuz tüm blog sahiplerini destek olmalarına rağmen olası bir tatsız duruma karşı korumak için sorumluluğu fikrin oluşmasını sağlayan bu iki arkadaşımız üstleniyor.

NOT 2 : Yazı konusunda Blog İdman Yurdu ve Futbloglar gibi blogları toplayan oluşumların herhangi bir desteği yoktur. Tamamen kişisel olarak haberleşilerek böyle bir tepki düşünülmüştür.

 NOT 3 : Yazı içerisinde de defalarca belirtildiği gibi amaç asla siyasi değildir, herkesin tek tepkisi bu tarihi ve eğlenceli maçı canlı canlı tüm detaylarıyla izleyememiş olmaktır.