Var olma maçı: Apoel – Atletico Madrid

24 11 2009

Dananın kuyruğunun kopabileceği bir maç bizi bekliyor. Yarın Şampiyonlar Ligi’nde Apoel evinde Atletico Madrid’i ağırlayacak. Eğer Apoel yenilirse Avurpa Kupası defteri son oynayacakları prestij maçında, yani Londra’da kapanacak. Eğer Apoel yenerse son maça kadar Uefa Avrupa Ligi’ne kalma şansları devam edecek.

Son lig maçları

Her iki takım için galibiyetin çok önemli olduğu bu maçta öncelikle her iki takımın oynadıkları son maçlara bir göz atalım. Atletico Madrid, Deportivo ile oynadığı son lig maçından yine puan çıkaramadı. Maçta ilk dakikalarda Aguero ile öne geçseler de kalelerinde gördükleri iki gol ile maçtan 2-1 mağlup ayrıldılar. Atletico’nun ligde son aldığı galibiyet 3 Ekim’de Zaragoza’yı 2-1 yendikleri maç ve bana göre bu ilginç bir istatistik. Bir buçuk aydır ligde galibiyete hasret bir konumdalar. Bu da hiç şüphesiz futbolcular üstünde bir baskı oluşturmakta. Aldıkları sonuçlar neticesinde ise 20 takımlı ligde 18′inci sırada bulunuyorlar

Apoel son lig maçını geçtiğimiz yılın Şampiyonlar Ligi kapısını aralayan ekibi Anortosis’e karşı oynadı ve bu maçtan 2-0 galip ayrıldı.  Apoel cephesi bu galibiyetle moral ve motivasyon açısından iyi bir seviyede. Ligdeki puan durumuna bakıldığında Apoel lider Omonia’nın 6 puan gerisinde 4′üncü sırada bulunuyorlar.

Sakat raporu

Atletico Madrid, kötü gidişatın yanında sakat oyuncularının bulunması ile bir hayli sıkıntılı. Trafik kazası geçiren Pernia Kıbrıs’a getirilmedi. Aynı şekilde bileğinde birinci dereceden burkulma tespit edilen Raul Garcia maç kadrosunda yok. Geçtiğimiz hafta domuz gribi olduğu için evinde istirahat eden Quique Sanches Flores’in Kıbrıs’a gelmeyeceği basında yer alıyor.

Apoel’e baktığımızda sakat olan Paulo Jorge iyileşti ve takımının Anorthosis maçında doksan dakika oynadı. Bunun yanında önemli bir oyuncu olan Zewlakow’un sakatlığı devam ediyor.

Atletico oyuncusu Juanito’nun Apoel maçının önemine değindi dün. Juanito Şampiyonlar Ligi’nde oynamanın çok güzel birşey olduğunu belirtirken Apoel’i yenip Uefa Avrupa Ligi’nde yollarına devam etmek istediklerini vurguladı. Juanito gibi durumun önemine değinen bir diğer isim de Atletico Başkanı Enrique Cerezo. Başkan işlerin iyi gitmediğinin farkında ve futbolcuların da bu durumdan rahatsız olduğunu belirtirken en kısa zamanda yapmaları gereken şeyin Apoel, Espanyol ve Xerez maçlarını galibiyetle kapatmak olduğunu dile getirdi.

Değerlendirme

Yarın oynanacak bu maçta bende tribünde basın mensubu olarak yerimi alacağımdan heyecanlıyım. Her iki takım için galibiyetin ne denli önemli olduğunu belirtmiştim. Tabi galibiyete daha da ihtiyacı olan taraf bana göre Apoel. Bu maçın biletlerini geçtiğimiz hafta sonu satışa çıkaran Apoel, biletlerin büyük bir bölümünü satmış durumda. Sıkıntı yaşayan Atletico’yu, her zaman belirttiğim ve zor bir deplasman olduğunun altını çizdiğim Kıbrıs’ta zor bir maç bekliyor. Forlan, Aguero, Maxi gibi isimleri canlı izleyebilmek güzel olacak. Apoel’in ve Atletico’nun galibiyet için bütün potansiyellerini sahaya yansıtmasını beklediğim maçta ayrıca bol gol olacak kanaatindeyim. Bakalım var olma maçında gülen taraf kim olacak?

Maç sonrası izlenimler artık perşembeye…

By justnbg





Shortie #3

23 11 2009

-          Merhaba…

-          Artık hayatın içinden bu satırlara yazmak için kendime notlar alıyorum. “Ben bunu yazarım ya, bence bu yazılır ha” falan diyorum. Barney Stinson’un “That’s totally goin in my blog” demesi gibi birşey işte… Birşey…

-          Hemen telefonuma yazdığım notlara bakayım, sonra yazayım. Zaten gerisi geliyor kendiliğinden. Gerisin geri…

-          Blog’dan sadece benim tanıdığım insanlara mesaj yazmak. Fakat bu mesajı herkesin okuması, kendini “Görgüsüz” gibi hissetmek ama yine de yapmak. Güzel birşey aslında. İnsanları mutlu ediyorsun kendi çapında…

-          Senem’e çok geçmiş olsun… (bkz.Örnek)

-         Thierry Henry’nin yıllardır içimde oluşan sempatisini kendisi bir gecede s.kip attı… Fazla söze gerek yok…

-          Herkesin ofiste çekemediği insanlar vardır muhakkak. Herkesi çekebilenleri tenzih ediyorum. Ofiste bir kız var, bırakın dakiksını, saniyesi saniyesine uymuyor. Benimle aynı işi yapıyor, tabii ki benden eski ve daha tecrübeli… Bazen eskiden yapılmış birşeyi sormaya gidiyorum, o an yaptığı işi bitirmesini bekliyorum, ben 5 dakika bekledikten sonra “Ne var deNNis?” diyor, “Buyur, sor” diyor… Ben sorunca da “Ne bileyim” diyor. Aha biliyorsun işte… Madem cevap vermeyeceksin, ne diye beni bekletiyosun? Elimden geleni yapıyorum kendimi sevdirmek için, müdürler seviyor, destekliyor, ondan tık yok… Neyse çok uzattım, mutluyum ben ya, mutluyum…

-          Şu seçim anketlerinde “Kararsız” diye adlandırılan bir kesim var. Gece dışarı falan çıkıldığında bir topluluğu aynı anda iki kişi fotoğraf çekiyorsa, mutlaka arada 1-2 kişi iki fotoğraf makinesine de bakamıyor ve öylece ortaya bakarken çıkıyorlar sürekli… İşte bu kişiler “Kararsız” kesimi oluşturuyor bence. Bence öyle…

-          Geçtiğimiz gün bir halı saha maçı yaptık ki sormayın… Ne denediysem oldu resmen. Zaten takım olarak güzel oynadık ama, İskoçya Milli formasını giydiğim maçta resmen bir Kenny Dalglish, bir Souness, bir McFadden oldum… Van Bastenvari şutum da üst direkte patladı ama olsun… Önemli olan zevk almak…

-          Şu hayatta arkadaşları ile buluşacağı vakti anlaşıp, gecikmemek için her seferinde önceden evden çıkan ama her seferinde de geç kalan insan, şanssız bir insandır, o da benim işte…

-          9 gol de atılmaz ki kardeşim… Ama suçlu hakem… Böylesi bir maç 5 dakika da uzatılmaz ki…

-          Fotoğrafta görülen İskoçların resmi çiçeği “Thistle”… Gayet büyüktür kendileri… Ele avuca sığmaz..

-          Beko Basketbol Ligi’nden inanılmaz soğudum bu olaydan sonra. Artık sadece Bornova Belediye ve Karşıyaka’nın maçlarına giderim… O da ‘basketbol’ izlemek için sadece… Gerisi beni ilgilendirmez…

-          Çocuk gibi amatör olmak, o ruhu hissetmek istiyorum yine…Çok zor bişey olsa da artık, ağzıma ilk içkiyi koyduğum, ilk birayı içtiğim, ilk dövmemi yaptırdığım heyecanları özledim. İlk çıktığım basket maçı, ilk aşk… Hepsini özledim… Yeni ilk’ler arıyorum şu an… Biyerlerde olucak aslında, bulucam bir ara…

-          Celtic bizi üzmeye devam ediyor… Yoksa ben ayrıldım diye yas mı tutuyorlar hala?

-          Yeşil eşofmanımı da aldığıma göre artık ben de “tiki”yim!!!

-          Kızları çözmektense, Sudoku çözerim, aklım gelişir… Hiç olmadı ayakkabı bağı çözerim, daha işe yarar bişey yapmış olurum… Gerçi neye yarar ki ayakkabı çözmek? Bilen aydınlatsın…

-          Son olarak derslere devam… Bu hafta Glasgow’lu bir yankesicinin ağzından dökülen sözler; “Gae us yer wallet or al chib ye!” yani “Give us your wallet or i’ll stab you”… Cüzdanı ver yoksa bıçağı yersin…

-          Aman hiç duymayın böyle şeyleri umarım…

-          Saçma bir cümle ile bitirdik ama seven de böyle seviyor işte…

-          Görüşürüz…

 

by deNNis





Wigan going down!

23 11 2009

Ingiltere’de futbol gundemini elbette bu mac mesgul ediyor. Fransa Ligue 1 deki 5-5′lik Lyon-OM macindan sonra Ingiltere Premier ligide  10 gollu bir maca sahne oldu. Ancak bu defa 10 golun paylasilmis olmasi soz konusu degil. Tottenham, Wigan’a sadece seref sayisini atma imkanini tanidi. Geriye kalani da Defoe ile diger Spurs oyunculari paylasti. “Iste Premier lig bu!” cigliklarini duyar gibiyim. Premier lig gercekten buysa vay halimize! Premier ligde bir takim digerinden 9 gol yiyebiliyorsa durum bayagi vahim demektir. Bir de bu takim o kadar abur cubur bir takim degil hani. Gecen sezonun en disli takimlarindan birinden bahsediyoruz.

Ilginc olanda sudur ki; macin ilk yarisi 1-0 Spurs ustunluguyle tamamlandi ve ikinci yarinin ilk 6 dakikasinda da gol olmadi. Ne olduysa da ondan sonra oldu. 51. dakikada gol atmaya baslayan Defoe ancak 87 de durabildi. O durdugunda skor 7-1 idi. ‘Ulan herkes gol atti, 1 tane de ben atacam” gazina kapilan Wigan kalecisi Kirkland 88′de kendi kendine atti ve 90. dakikada izlemeye deger bir gol da Kranjar’dan geldi.

Tottenham Hotspur 9
  • Crouch 9,
  • Defoe 51,
  • Defoe 54,
  • Defoe 58,
  • Lennon 64,
  • Defoe 69,
  • Defoe 87,
  • Kirkland (og) 88,
  • Kranjcar 90
Wigan Athletic 1
  • Scharner 57

Macin istatistiksel degerendirmesini FlyingDutchman detayli bir sekilde yapmis. Ben baska bir seye deginmek istiyorum. Birincisi Harry Rednkapp. Bu adamin seveni azdir saniyorum. En azindan Ingiltere genelinde oyle gorunuyor. Ama iksirimi var, nedir? Degisik bir antrenor Rednkapp. Gittigi takimlarda bir sekilde kariyer yapmasini beceriyor ve Spurs de de cok iyi gidiyor acikcasi. Tottenham daki Hirvat asisi gayet iyi tuttu. Spurs yapilabilecek en iyi blok transferlerden birini yapti. Modric, Corluka ve Kranjar. Hirvat futbolunun en onde gelen 4 oyuncusundan 3′u ! Bu uclunun disinda kalan Eduardo ise birkac km otede ezeli rakip Arsenal’in formasini giyiyor. Rednkapp’in bir sonraki hedeflerinin arasinda Eduardo vardir diye dusunuyorum.

Diger mevzu ise; Jermain Defoe. Dun mactan once 6 olan gol sayisini, mactan sonra 11′e cikardi. Neredeyse dune kadar attigini, bir macta atmaya yaklasmisti Defoe. Bu adam forvet sikintisi yillardir suren Ingiliz milli takimi icin daha onemli bir oyuncu olmali diye dusunuyorum. Zaten ada futbolunun sikintisi kisa forvetler yetistiriyor olmasi. Owen, Rooney, Defoe… hep ayni tip forvetler ama Defoe bu sezon hepsinden bir adim one cikmis gorunuyor. Rednkapp’ta “Rooney fantastik bir oyuncu olabilir ama konu bitiricilikse Defoe’yi tek gecerim.” demis. Rednkapp’tan sonra ben birsey demiyorum.





One comment #4 – Rubin ‘Hood’

21 11 2009

Son yıllarda birçok Türk futbolcunun Rusya Ligi’ne transfer olması ile birlikte bu lige daha bir dikkatle bakmaya başladık. Daha önce Avrupa Kupaları’nda eğer bir Türk takımı Rus bir takımla eşleştiğinde dikkatimizi çeken bu takımlar şimdi daha da bir dikkatimizi çekmekte. Gelelim fotoğrafın içeriğine. Rubin Kazan Rus Ligi tarihinde ikinci şampiyonluğunu elde etti. Hem de iki yıl üst üste. İsminden dolayı Rubin’in her kazandığı maç sonrası Türk Basınında “Rubin ‘Kazan’dı”, “Rubinliler ‘Kazan’ kaldırdı”, “İspanya’da ‘Kazan’an Rubin” gibi açık istiare sanatının en ücra örnekleri kullanıldı. Benim de Robin Hood’tan esinlenerek “Rubin Hood ‘Kazan’dı” diyesim var. Çünkü zenginden alıp fakire verme felsefesi Rusya’da kendisini gösterdi. Son18 yılda şampiyon olan Spartak Moskova (10), Lokomotif Moskova (2), CSKA Moskova (2), Zenit ve Alania’nın ardından iki önemli şampiyonluk alarak Tataristan’daki futbol severlerin yüzünü güldürmeyi başardıkları için bir nebze de olsa bu felsefeyi yansıttılar diye düşünüyorum.   

By justnbg





Aramizdaki Cezayirliler!

20 11 2009

Cezayir’in Dunya Kupasina katilacagini duyan bircok kisi bu habere sevinmistir. Benim icin Afrika’dan Dunya Kupasinin olmazsa olmazlari Fildisi Sahilleri, Nijerya ve Kamerun’dur. Ama Cezayir’in kupaya katilacak olmasi da kulaga hos gelen bir hadise idi. Fransa’nin Irlanda’nin hakkini yiye yiye Dunya Kupasi vizesi almasi isleri iyice degistirdi. Bircok insan simdi Cezayir ile Fransa’nin ayni gruba dusmesini diliyor. Cezayir acisindan tarihin rovansi, bizler icin ise Fransa’nin basina gelebilecek en kotu sey olabilir Fransa’nin Dunya Kupasinda Cezayir tarafindan alt edilmesi. Ha bu senaryo tutar mi? Bunu kestirmek cok guc. Bir onceki Dunya Kupasinda Angola ve Portekiz ayni gruba dusmus ancak istenen olmamisti. Ama Fransa yola Domenech ile devam ettigi surece herseyin mumkun oldugunu soyleyebiliriz. Aslinda Raymond Domenech kariyeri acisindan bu kadar kolay tartisilabilecek hatta hice sayilabilecek bir teknik direktor degil. Ancak an itibariyle inanilmaz basarisiz, ne yaptigini kendi bile bilmeyen, vasifsiz bir teknik direktor profili ciziyor Domenech.

Meksika 1986′dan bir Cezayirli taraftar portresi

Blog yazarlarindan dennis’in her gece yatmadan ayni gruba dusmeleri icin dua ettigi Cezayir ve Fransa arasindaki futbol anlamindaki en buyuk hadise kuskusuz: Cezayir asilli bir adamin Fransa futbol tarihine yon vermesidir. Adamin adini soylemeye gerek yok zaten. Fransa’yi ondan once, ondan sonra diye ayirmak yanlis olmayacaktir. Fransa Platini’yi  bu kadar aramamistir. Fransa’nin onsuz neler yaptigini, hatta yapamadigini, olduramadigi icinde nelere basvurdugunu Henry cok guzel anlatti aslinda. Fransa’nin sasali gunlerinden kalan tek adam belki de Henry. Ve son dokunusu da o yapti Fransa icin. Bircoklarimizi tiksindiren bir hareketti ve aramizda hatirisayilir bir Cezayir taraftar kitlesi yaratmaya yetti de artti bile.

Cezayir en son Dunya kupasina arka arkaya 1982 ve 1986 yillarinda katilmis. Ispanya 1982 de gruptaki ilk macinda Bati Almanya’yi 2-1 yenen Cezayir, ardindan Sili’yi de 3-2 yenerek grupta 2 puanlik sistemde 4 puan toplamis. Grup maclari tamamlandiginda 4′er puanli 3 takimin zirvede oldugu grupta ilk ikiyi averajlar belilemis ve Cezayir 3. olarak eve donmustu. Meksika 1986 da ise Brezilya ve Ispanya gibi devlerle ayni grupta yer alan Cezayir sadece Kuzey Irlanda ile berabere kalabilmis ve yine grup maclari sonrasi evin yolunu tutmustu.

Aradan gecen 24 senenin ardindan Cezayir yine Dunya Kupasina gidiyor. O gunlerden farkli olarak Fransa’nin ulke uzerinde uyguladigi futbol somurusunun dozu artmis bir sekilde. Kimler mi var su sasali Fransa milli takiminda Cezayir asilli? Karim Benzema ve Samir Nasri… En buyuk iki ismi verdim, geriye kalanlari aylar once yazdigim yazida okursunuz isterseniz. Hem kaseti geriye sarmis oluruz :)





One comment #3

20 11 2009

Oturup ilk Şampiyonlar Ligi Finali izlediğim maç Real Madrid ile Juventus’un karşı karşıya geldiği 1998 finalidir. Amsterdam Arena’da oynanan maçta Madrid kupayı Mijatovic’in ayağından 67′inci dakikada bulduğu gol ile 1-0 kazanmıştı. Güzel günlerdi. Futbolu futbol olduğu için seyrettiğimiz dönemler tabi. Şu sıralar Real Madrid’in ne kadar sevildiği tartışılır. O zamanlarda Karambeu, Hierro, Seedorf gibi oyuncuların yer aldığı Madrid’te yukarıdaki karede görüldüğü gibi iki önemli isim olan Raul ve Mijatovic de yer alıyordu. Yıllar geçti, futbolculuk yıllarının ardından Mijatovic Real Madrid’in Sportif Direktörlüğü’nü bile yaptı. Raul ise 15 yıllık Real Madrid kariyerini sürdürmekte. Raul’un futbolu ne zaman bırakacağı belli değil ama ileride bir sportif direktörlük görevi de o yapar belki de…

By justnbg





OM-PSG

20 11 2009

Fransa’da Classico gunu. -Sevmiyorum bu “El Classico” turetmelerini ama neyse…- Macin oynanmasi gereken tarih, yaklasik bir ay oncesiydi. Ama son zamanlarda dunyada trend belirleyici olan “domuz gribi” macin tarihinin ertelenmesine yol acmisti.Paris Saint-Germain’in genc oyuncularinda rastlanan domuz gribi macin ertelenmesine sebep olurken, aradan gecen zamanda bircok sey degisti. Ozellikle tum Avrupa’da gozleri Ligue 1′e ceviren bir 5-5 lik mac yasandi. Ligde puan durumuna bakildiginda bu macin aslinda zirveyi ilgilendiren bir yani yok an itibariyle. Marsilya ligde 8., PSG ise 12. sirada bulunuyor. Peki nedir bu macin tansiyonunun bu kadar cok olmasinin temelinde yatan… Evet iki takimda buyuk takimlar, sampiyonluklar vs. vs. Ama en onemlisi Fransa’da yapisal olarak birbirine tamamiyla zit iki sehirin takimlari oynayacak. Baskent Paris, gelenekci, sagci hatta fasiste kayan, yabancilari icine kabul etmeyen bir yapi icindeyken, guney yakasindaki Marsilya bir o kadar kozmopolit, solcu, yenilige acik bir yapi icerisinde…

Sezon oncesi iki takimin da antrenorlerini degistirmis olmasi pek faydali olmamisa benziyor. Stade Velodrome’da OM’nin 29 macta 18 galibiyeti var. Buna karsin PSG sadece 5 maci kazanabilmis.

Vergiler ulkesi Ingilterede TV lisansi’nin fiyati 150 pound olunca izlemiyor insan maclari. Bu senenin bana en buyuk darbesidir bu. Internetten izlerim kimsenin haberi olmaz diyemiyorum cunku adamlar bayagi IP falan kontrol ediyorlar. Neyse artik izleyenler yorumlarlar bize maci :) Herkese domuz gripsiz gunler dilerim…





3 gun, 3 farkli sehir, 3 farkli mac…

19 11 2009

Hikaye 3 ay oncesine  ait. Yazmak simdiye kadar mumkun olmamisti. Ingiltere’de 3 gun boyunca, 3 farkli sehirde 3 farkli mac icin 22 Agustos Cumartesi gunu yola koyulmustum. Kac kilometre yol katettigimi bilemiyorum. Ilk duragim Championship’te sezonun 4. hafta karsilasmasi olan Crystal Palace-Newcastle United maciydi. Pazar gunki rota Londra’da Craven Cottege idi. Fulham’in kendi sahasinda Chelsea’yi agirladigi macta kale arkasinda Chelsea taraftarlarinin arasinda maci izleyecektik. Pazartesi ise rotamiz kuzeyi, Anfield Road’i gosterecekti. Beatles’in dogdugu sehirde, Sampiyonlar ligini tarihinde 5 kez kazanmis Liverpool’un Aston Villa ile karsi karsiya gelecegi maci izleyecektik.

Agzina kadar futbolla dolu 3 gun gecirdim Ingiltere’de. Ordan oraya futbol dilencisi gibi gezdim. Kilometrelerce yol katettim. Tek derdim guzel oyunu seyretmekti. 3 gun icinde Ingiltere’nin en iyi ortasaha oyuncularini(Lampard ve Gerard) ve dahasini stadyumdan izlemek nasip oldu. Acikcasi 3. gun artik asiri doz almis gibiydim. Fernando Torres’in golunu seyretmek bile beni kendime getiremedi. Keza Liverpool’da kendinde degildi. Aston Villa karsisinda sahada yoklari oynadilar o gun.

Futbolla yatip, futbolla kalktigim 3 gunki izlenimleri, yasadiklarimi mac mac yazmaya calisacagim  3 ayri yazida… Bu bir giris olsun. Bir kere daha yapmak nasip olur mu bilmiyorum ama, emin oldugum tek birsey varki bir daha maca gittigimde uzak dogulularin yanina dusmemeye dikkat edecegim. Utanmasalar 90 dakikayi kamerayla kaydedecek kadar kimil zararlisi bir millet bunlar. Size onerim mac bileti alirken, kulupten oturacaginiz yerin uzak dogulu yani olmamasini siddetle istemenizdir ;)

Yanlis anlasilmasin, Malouda'yi desteklemeye gitmemistim. Tek derdim rengimi belli etmekti... :)





One comment #2

18 11 2009

Fransa Milli Takımı sempatimi 1998 ve 2000’de elde ettiği başarılarla kazanmıştı. Gençliğin en ergen dönemlerinde kanıma girmeyi başardılar doğal olarak. Tabi geçen yılların ardından hiç şüphesiz Fransa eski Fransa değil. Dünya Kupası’na kalabilme yolunda Play-off oynamak zorunda kalan horozlar kendileri ile aynı kaderi paylaşan bayan meslektaşları ile Clairefontaine’de buluşmuşlar. Ülkenin her iki Milli Takımı’nı bekleyen zor maçları var. İlk maçta İrlanda Cumhuriyeti’ni 1-0’la geçmenin avantajını elde etseler de erkekleri bekleyen zor maç var. Aynı şekilde bayanlar da 2011 Dünya Kupası’na kalabilmek için Sırbistan ile Play-off oynayacak. İşte her iki takım buluşup anı fotoğrafları çektirmiş. İçlerinden bana en ilginç gelen bu kare. Baksanıza, Henry sanki Zidane’lı, Petit’li, Djorkaeff’li günlerinden bir anısını bayan meslektaşlarına anlatır gibi…

By justnbg





One comment #1

17 11 2009

Türkiye’de oynamaya başladığı ilk sezonda Gaziantepspor forması ile “Maskeli Adam” olarak kendini tanıtmış, ardından Ankaraspor ve Ankaragücü’nde futbol oynadıktan sonra bu sezon başında Larissa forması giymeye başlamıştı De Nigris.. 16 Kasım tarihinde geçirdiği kalp krizi ile hayata gözlerini yumdu Meksikalı.. Türkiye’ye gelmiş kaliteli yabancı futbolculardandı.. Kariyerinde Milli Takım dahil olmak üzere 223 maçta 74 golü bulunuyor.. Dün akşam üzeri Larissa’lı taraftar, futbolcu ve yöneticiler ufak bir anma töreni gerçekleştirmiş.. İşte o törenden bir kare.. Mekanı cennet olsun..

By justnbg





Shortie #2

13 11 2009

- Noat Samisa’ya geçmiş olsun…

- Yine merhaba…

- Bu güzel futbol oyunundan, uzun zamandır eski zevki alamıyorum… Bunun nedeni sadece bende. Eskisi gibi rahat maç izleme olanağım henüz olmadığı için sadece Galatasarayımı takip edebiliyorum… En kısa zamanda evrensel futbola geçiş yapacağım… O zamanı bekleyin…

- Cuma gecesi işten eve dönüp, yemeğimi yedim, hah! Bir baktım TRT 3’te ‘Dünya Kupası Finalleri’ diye bir program başlamış… 1974 Finali’ne yetiştim, ondan sonra 1990’a kadar izledim… O zamanlar futbol başka güzelmiş, başka tatlıymış… Özellikle Altobelli, Rossi ve Tardelli’li İtalya’yı hep Ali Ece’nin o bal damlayan ağzından dinledikten sonra biraz da olsa izleyebilmek çok keyifliydi… Sonra gerçek dünyaya döndüm…

- 80’lerin çocuğu olmamama rağmen, 80’lerin genci olmak isterdim…

- Hayatımın dönemlerini dizilere benzetebiliyorum. Örneğin 2008 yazı benim için ‘How I Met Your Mother’ tarzında geçmişken, İskoçya’daki ilk dönemim ‘Lost’, sonrası ‘Friends’ gibi… İzmir ise tam ‘Aşk-ı Memnu’ya dönecekken, bir anda ‘Avrupa Yakası’ oldu…

- Anlayan anladı…

- Yok yok, Burhan ben değilim…

- Türkiye’de yaşayan biri olarak, ülkede birşeyler değişirken söz hakkımın olmaması çok değişik bir duygu…

- Celtic’i özledim… Yeşil-Beyaz giyen insanları, o Celtic Shop’ları, Parkhead’i özledim…

- İskoçya’yı da özledim aslında…

- Rakı’yı da özledim…

- Ofis insanları ile 6’ya 6 halı saha maçı yapmak… Orta sahada deli gibi bütün maç koşmak… İleri ikili forvette müdürlerin oynaması… Onlara da yine ‘deli gibi’ bütün maç asist yapmak… Maçı kazanmak… Müdürlerin gözüne girmek… Onların da Galatasaraylı olması.. Hoş…

- Hoş beş…

- Celtic’de bir Türk oynasa, dünyalar benim olsa…

- Karşıyaka maçına gitmeyi istemek… İçi içine sığamamak…

- Kendime sonunda bir ev tuttum… Artık yerleşik bir hayatım, kendi yaşam alanım olacak.. Doyasıya döşemeye başlayacağım kısa zamanda…

- İzmir havasının sağı solu belli olmuyor… Girl-in-a-box söylemişti…

- Buradaki kızların da sağı solu belli olmuyor… Havasını soluyan bir başka… Fazla yorum yapmaya gerek yok ki…

- Eve geçince çok film izleyip, çok kitap okumaya karar verdim… Kıbrıs’tan plaklarımı da getireyim, doya doya dinleyim…

- İşinden zevk alan insan, sabah kolay uyanabiliyormuş…

- Son olarak, bu hayatta küçük küçük kağıtlara not alan insan, sevdiklerini üzmek istemeyen insandır bence… Bence öyle…

- ‘I’m na dobber, but this drih is quite dead bonnie here’… İskoç sokak ağzı… Meali; ‘I’m not stupid, but the heavy rain in here is quite beatiful’… Dersler devam etsin diyenler, yorum bıraksın.. :)


by deNNis





Corbridge diye bir yer, orada bir futbol sahasi…

13 11 2009

DSC07766

Gecen cumartesi bir yerlere, gunubirlik gezi yapmak icin yola ciktigimizda rotamiz Corbridge kasabasini gosteriyordu. Sunderland’in guney-batisinda yer alan Corbridge, Ingiltere’nin countryside yasamini iliklerinize kadar hissedebileceginiz bir yer. Meraklisina; Corbridge, Roma Imparatorlugu zamaninda Roma medeniyetine ev sahipligi yapmis ve Ingiltere’nin her yerinde oldugu gibi burada da tarih korunmus. Neden korumasinlar ki? Bu durum Corbridge’i siradan bir koyden, hareketli bir kasabaya cevirmeye yetiyor, hatta artiyor bile. Neyse meraklisi Corbridge ismini Google arama cubuguna yazabilir. Gelelim fotografta gorunene; issiz, kimsesiz bir futbol sahasi ama yemyesil. Roma zamanindan beri ordaysa? Futbolu Romalilar buldu diyebilir miyiz?

Konuyu suraya getirecem, getiremiyorum. Ingiltere’nin en buyuk avantajlarindan biri bu fotografta gorunen iste. Ingiltere futbol oynamak icin cok uygun bir ulke. Ulkenin icinde bulundugu cografik kosullar sayesinde, boyle futbol sahalarini her yerde gormek mumkun. Ama sahalar genellikle bos! Iste buda Ingiltere’nin problemi: Robot nesil…